İnsan beyni ve bilgisayarlar yıllardır süregelen bir karşılaştırma içerisindeler. Günümüz teknolojisi veri işleme hızı konusunda teoride insan beyninin hızına ulaşmış durumda. Peki hiç beyinlerimizin gerçekte ne kadar veri depolayabildiğini düşündünüz mü?
Bu sorunun cevabı aslında biraz da kime sorduğumuza bağlı. Bazıları bu kapasitenin ortalama 1 TB (1000 GB) olduğunu düşünüyor. Bu günlerde bu kapasitenin 3 katını sadece birkaç yüz lira ödeyerek satın alabiliyoruz. Başka bir tahmin ise bu rakamın 100 TB’a yakın olduğu yönünde. Washington Post’tan Forrest Wickman bunu şöyle açıklıyor:
"İnsan beyninde yaklaşık 100 milyar nöron bulunuyor. Bu nöronların her biri ortalama 1000 bağlantı kuruyor ve bu da yaklaşık 1000 potansiyel sinaps anlamına geliyor. Verilerin depolandığı bu sinapsların toplam sayısına baktığımızda 100 trilyon veri noktasına yani 100 TB’lık bir alana ulaşıyoruz."
Bu tahmin her sinapsın 1 byte veri depoladığı kabul edilerek yapılmış. Gerçekte her biri daha az veya daha çok veri depoluyor olabilir ya da sinapsların şimdiye kadar bildiğimiz iki durumundan (açık ya da kapalı) daha fazla durumu olabilir.
Beyin aktivitelerini modellemek için kullandığımız bilgisayarların işlemcileri ikilik sayı sistemini (binary) temel alıyor. Fakat beynimiz büyük ihtimalle bu şekilde çalışmıyor. Ayrıca sinapsların birbirlerine bağlı olarak çalıştığını ve büyük bir sinir ağı kurduklarını biliyoruz. Birkaç yıl önce bazı araştırmacılar insan beyninde bir saniye içerisinde gerçekleşen sinir impulslarının sayısını 6.4*1018 olarak tahmin etmişlerdi ki teknolojimiz bu rakama gündelik bilgisayarlarımız ile 2007 yılında zaten ulaşmışlardı. İşte bu geniş sinir ağının veri işleme hızı kadar depolama kapasitesini de aynı şekilde artırdığı düşünülüyor.
Northwestern Üniversitesi’nden psikolog Paul Reber buna karşı çıkıyor ve daha önceki tüm tahminleri şu şekilde aşıyor:
“…nöronlar birbirlerine her biri tek başına birçok hafızayı işleyebilecek ve bunu kendi aralarında çok yüksek bir hızda paylaşabilecek şekilde bağlılar. Bu da beynimizin depolama kapasitesini 2.5 Petabayt (1 PB = 1000 TB) seviyelerine çekiyor. Örnek vermek gerekirse beynimiz bir televizyondaki dijital video kaydedicisi olsaydı, bu televizyonu izleyenler 3 milyon saat boyunca aralıksız olarak en sevdikleri şovu seyredebilirlerdi. Bunu sağlamak içinse televizyonu 300 yıl boyunca açık tutmanız gerekirdi.”
Sizce bu tahminlerden hangisi gerçeğe en yakın? Bir terabayt? 1000 terabayt? 2.5 petabayt? Ya da tüm insan zihnini 300 MB’a (3 dakikalık 60 adet mp3) sığdırabilir miyiz? Bazı anılar diğerlerinden daha mı fazla yer kaplıyor? Unutulan anılar beyinlerimizden siliniyor mu yoksa bilinçaltımızın tozlu köşelerindeki unutulmuş klasörlere mi kaydediliyor. Geçmişten gelen önyargılarımız geçici bir rüyadan daha mı fazla yer kaplıyor? Her veri farklı bir formatta mı kodlanıyor? Biz veriler arasında dolaşırken örneğin bir GIF (hareketli resim) dosyasının kavramsal karşılığı beynimizde ne olarak yer alıyor. Bu soruların cevapları belirsizliğini hala koruyor.
Belki de anılarımızın boyutlarının ve insan beyninin depolama kapasitesinin ölçülebilir değişkenler olup olmadığını sormamız daha doğru olur. Beynimizin kapasitesi sınırlı olduğundan bu teorik olarak ölçülebileceği anlamına geliyor. Fakat tam olarak ne ile sınırlandığını ve bunu nasıl ölçebileceğimizi anlamak sinir bilimi, robot bilim ve bilgisayar bilimi alanlarında araştırmalar yapan bilim adamlarına düşüyor.
Analitik kimya Kimya bilimine bağlı ana bilim dallarından biri.
Belirli bir maddenin kimyasal bileşenlerinin ya da kimyasal bileşenlerinden bir bölümünün niteliğinin ve niceliğinin incelendiği bilim dalıdır.
Türleri
Kimyasal analiz sırasıyla kalitatif (nitel) ve kantitatif (nicel) olmak üzere iki şekilde uygulanır. Bir maddenin hangi bileşenlerden (element veya bileşiklerden) meydana geldiğini bulmaya yarayan analiz türüne kalitatif; bu bileşenlerden her birinin ne yüzdede olduğunu bulmaya yarayan analiz türüne de kantitatif analiz denir.
Kantitatif analiz, metodlar yönünden klasik ve modern olmak üzere ikiye ayrılır. Klasik metodlar maddenin ağırlık ve hacim özelliklerine dayanan metodlardır. Maddenin ağırlığı göz önüne alınarak yapılan analize gravimetrik, hacim göz önüne alınarak yapılana da volumetrik analiz denir. Gravimetrik ve volumetrik analizlerin her ikisi de günümüzde çok kullanılmaktadır. Bilhassa fen ve şehirciliğin gelişmesiyle, medeniyeti tehdit etmeye başlıyan çevre meselelerinin tesbiti çalışmaları bu metodların önemini bir kat daha artırmıştır.
Modern metodlara İnstrumental metodlar (enstrümental analiz) da denilmekte olup, 1930 yılından sonra hızlı olarak gelişmeye başlamıştır. Bu metodlar, maddenin ışık absorbsiyonu, ışık emisyonu, magnetik, elektrik, radyoaktiflik gibi özellikleri üzerine kurulmuştur. Bugün sadece bir özellik üzerine kurulmuş olan metodlar ciltlerle kitap doldurulacak kadar çoğalmıştır. İnstrumental analiz klasik analizden daha hassas, daha az zaman alıcı ve daha kolay olmakla beraber, sonuçlarının değerlendirilmesi bakımından uzman kimyacılara ihtiyaç gösterir.
Bir analiz için uygulanacak analiz metodu madde miktarına bağlı olarak değişir. 50 mg'dan daha fazla madde miktarı ile yapılan analize makro analiz, 10-50 mg arasındaki miktarla yapılan analize yarı-mikro analiz, 1-10 mg arasındaki miktarla yapılan analize mikro analiz, 0,001-1 mg arasındaki miktarla yapılan analize ultra-mikro analiz ve 0,001 mg'ın altında kalan miktarla yapılan analize de sub-mikro analiz denir. Mikro, ultra-mikro ve sub-mikro analizlere bilimsel çalışmalarda başvurulur.
Kullanıldığı Alanlar
Bilimin, teknolojinin, kliniklerin ihtiyaçlarına göre çeşitli cihaz ve metodlar geliştirilmiştir. Mesela şeker fabrikalarında ayarlanmış polarimetreler yardımıyla şeker pancarındaki şeker oranı ölçülebildiği gibi, kliniklerde kan ve idrardaki üre, şeker, azot; ayarlı araçlarla tayin edilebilmektedir.
Japonya (Japonca: 日本, Nihon ya da Nippon, resmî adı 日本国, Nihon-koku ya da Nippon-koku(yardım·bilgi)) Doğu Asya'da bir ada ülkesidir. Büyük Okyanus'ta bulunan Japonya Çin, Kore ve Rusya'nın doğusunda, kuzeyde Ohotsk Denizi'nden güneyde Doğu Çin Denizi'ne kadar uzanır. Japonca adını oluşturan kanji karakterler "güneş" ve "köken" anlamına gelir. Bu nedenle Japonya "Doğan Güneşin Ülkesi" diye de bilinir.
Japonya üç binden fazla adadan oluşur.[1] Bu adaların en büyükleri olan Honşu, Hokkaido, Kyuşu ve Şikoku adaları ülkenin %97'sini oluşturur. Adaların çoğu dağlıktır ve bazıları yanardağlardan oluşur. Japonyanın en yüksek dağı olan Fuji Dağı bir yanardağdır. Japonya 128 milyonluk nüfusuyla dünyanın nüfus açısından onuncu büyük ülkesidir. Başkent Tokyo'nun bulunduğu alan çevresinde bulunan şehirlerle birlikte 30 milyonunun üzerindeki nüfusuyla dünyanın en büyük metropoliten alanını oluşturur.
Arkeolojik araştırmalar Paleolitik çağın son döneminden beri insanların Japon adalarında yaşadığını gösterir. Yazılı tarihte Japonya'nın adı ilk olarak 1. yüzyıldan kalma Çin metinlerinde geçer. Japonya'nın tarihi dış dünyadan etkilendikten sonra çok uzun yıllar boyunca tecrit edilmesiyle şekillenmiştir. Günümüzdeki Japon kültürü dış etkiler ile iç gelişmelerin bir karışımından oluşmaktadır. 1947 yılında anayasanın kabulünden beri Japonya parlamenter monarşi ile yönetilmektedir. Devletin başı Japon imparatoru, hükümetin başı ise başbakandır. Seçimle işbaşına gelen bir parlamentosu vardır.
2. Dünya Savaşı sonrası Japonyanın işgal güçleri tarafından yönetim planı
Japon takımadalarına, ilk olarak adaların hala Asya kıtasının bir parçası olduğu dönemde, yaklaşık 100 bin yıl önce yerleşilmişti. Arkeolojik araştırmalar yontma taş devrinde takımadalarda yaşayan insanların temelde avcılık ve toplayıcılıkla geçindiklerini ortaya çıkarmıştır. Cilalı taş devrinde zarif taş aletler yapılmış, ok ve yay kullanılarak ileri avlanma teknikleri geliştirilmiş ve yemek pişirmek ve saklamak için toprak kaplar üretilmiştir. Jomon stili (sicim desenli) kaplar nedeniyle, MÖ 8 bin ile MÖ 300 yüzyılları arasındaki dönem Jomon dönemi olarak adlandırılır.
MÖ.300 yıllarında Asya kıtasından tarım, basit pirinç ekimi ve metal işçiliği teknikleri gelmiştir. Japonya'da yaşayanlar tarımsal üretimi artırmak için günlük yaşamlarında tarım aletleri ve demir silahlar, ayrıca dini ayinler için bronz kılıçlar ve aynalar kullanmışlardır. Bu dönemde işbölümü, yöneten ve yönetilenler arasındaki ayrılığı derinleştirmiş ve ülkede pek çok küçük devlet kurulmuştur. MÖ. 300 ile MS 300 yılları arasına rastlayan ve çömlekçi çarkında seramiklerin üretildiği döneme Yayoi dönemi denmiştir.
Yeniçağ Öncesi Japon Tarihi
Tarih Öncesi ve Ön Tarih
Japon adalarına ilk yerleşenler, M.Ö VIII. bin yıl öncesinden başlayarak, Kuzey Asya’dan geldikleri sanılan ve Üst Yontmataş (veya en azından Ortataş) devrinde yaşayan topluluklardı. Japonya’nın tarih öncesi birkaç evreye ayrılır: Öncomon veya Seramik Öncesi, Comon( yaklaşık olarak M.Ö. 7500- 300) ve Yayoi (M.Ö. 300-M.S 300). Bu son dönemde adaların kuzeyine Aynular gelip yerleşti ve son Comon halklarıyla karıştı. M.S 3.yy ortalarına doğru Kore’den geçen, Altay kökenli, atlı savaşçı grupları Güney Japonya’ya gelerek bölgeyi hâkimiyetleri altına aldı. Bu insanlar ölülerini kofun denilen çok büyük Tümülüslere gömüyorlardı; Tümülüslerin çevresine kilden silindirler(haniva) sıralanıyordu. Bu savaşçılar aynı zamanda klanlara dayalı bir toplumsal örgütlenme şeması da getirdi.[3]
1.Seramik Öncesi
Buzul çağları boyunca (M.Ö. 2–3 milyon ile M.Ö. 10 bin yılları), deniz suyunun büyük bir bölümü kutup çevresinden donduğundan deniz düzeyi çok alçalmıştı, kıta sahanlığındaki Japon adaları kuzeyden, batıdan ve güneyden Asya kıtasına bağlı olmalıydı. Bu çağlara ait yer katmanlarında mamut ve fil taşılları bulunmuştur. Japonların ilk atalarının da böylece Asya’dan ve karadan gelmiş oldukları düşünülmektedir.
2. Comon (M.Ö. 4000–300)
Comon, toprak kapları bezeme tekniğinde kullanılan ipin adıdır. Mezopotamya ve Mezoamerika gibi uygarlık odaklarında, çanak-çömlek buluntuları tarım devriminden sonra görülüyordu. Japonya’da ise tam tersi olmuştur.
3. Yayoi (Çeltik) (M.Ö. 300- M.S. 300)
Comon’u izleyen çanak- çömlek evresi Yayoi olarak biliniyor. Döner testici tezgâhında yapılmış Yayoi seramiği, kesin olarak bir sulu çeltik kültürünün ürünü sayılmaktadır. Japonlar çeltikleri depolamak için boy boy, çeşit çeşit kaplar yapmışladır. Bugünkü halkın, Japonca konuşan bir kültürden geldiği varsayılırsa, o kültürün Yayoi döneminde oluştuğu da söylenebilir. 538 yılına doğru Budizm’in Kore’den adalara gelişi genelde Japonya’nın tarih döneminin başlangıcı olarak kabul edilir. Asuka dönemi boyunca koyu bir Budist olan Prens Şotoku’ nun 622 yılında ölümünden sonra, 628 ve 701 tarihleri arasında birçok yasa çıkarıldı. Bu yasalarla, Tang Hanedanının saltanat sürdüğü Çin’i örnek alan bir yönetim sistemi benimsendi. Nara dönemi (710- 794) boyunca altı Budist mezhep, sonunda Nara’ya yerleşen Japon sarayına kendi görüşlerini benimsetmeye çalıştı . Nara devri, Japonya için yüksek bir kültür devridir. Japon kültürünün birçok temelleri o zaman atılmıştır.[4] İmparator Kammu, Nara’daki keşişlerin etkisinden kurtulmak için Nagaoka’da yeni bir başkent, on yıl sonrada, bu defa Heian-kyo’da bir başkent kurdu. Heian dönemi (794- 1185/1192), Heian şehri başkent olduktan kısa bir zaman sonra Japonya’nın en büyük şehri haline gelmiştir. Ülke bu dönemde genişlemiş, yeni Budist öğretiler ortaya çıkmıştır, büyük manastırlar kurulmuş ve Japonca’ya özgü yeni çekim eklerini yazmaya elverişli, hecelere dayalı yeni bir yazı yaratılmıştır. Ainularla muharebeler yaşanmış, Ainuların birçok grupları ülkenin daha kuzeyinde bulunan Hokkaido adasına geçmişlerdi. Böylece, Heian devrinin birinci kısmında Hondo adasının tamamen işgali vuku bulmuş ve nispeten küçük Japon devleti genişlemiştir. 858’den sonra Fujivara ailesi iktidarı ele geçirdi ve XII. yy’ın ortalarına kadar elinde tuttu. Bu aile ileride Japonya’nın “klasik dönemi” sayılacak bir barış ve kültürel gelişme dönemi başlattı. İki kısma ayrılan Heian devrinin ilk kısmı, Fujivara ailesinin elinde bulunan bir feodal grubun diktatörlüğüdür denilebilir. X. yy’da iki rakip klan, Tairalarla Minamotolar, Fujiaların yerini almaya çalışmıştır. Onları karşı karşıya getiren uzun mücadele, 1185’te Şimonoseki yakınında Dan- no Ura’da Taira donanmasının yok edilmesiyle sona erdi.
Heian devrinin en tipik vasfı askeri faaliyetlerin her şeyden üstün olmasıdır. Kılıç bu devrin sembolü sayılabilir. Heian döneminin ortalarına doğru “kana” adı verilen iki fonetik alfabe geliştirilmiş ve Çince üslubunun yerini alarak gelişen saf Japon stili edebiyata ışık tutmuş ve oldukça geniş bir biçimde kullanıma girmiştir. Ayrıca bu dönemde sanat alanında da büyük gelişmeler kat edilmiştir. Şogunlar dönemi(1192), Minamoto klanının önderi Yorimoto ve kardeşi Yoşitsune, Taira klanın bertaraf etmiş, sonrada Fujivalara karşı saldırıya geçmişlerdi. Minamoto no Yorimoto imparatorunkinin yanında ikinci bir hükümet kurmuştur. Yorimoto artık hiçbir yetkisi kalmayan imparatorun 1192’de kendisini başbuğ(şogun: askeri diktatör) olarak atamasını sağladı. Yorimoto uzak eyaletlere valiler gönderip vergi toplama işlerini düzenleyerek pratik ve etkili bir yönetim kurdu. Yorimoto’nun ölümünden sonra yönetim dul karısının ailesine yani Hoco’lara geçti. Bu yeni güç, yeni bir kültür ve ruh oluşturdu. Savaşçılar (Samurai) eski Buddhacı tarikatların geleneklerini reddederek daha sade din biçimlerine döndüler. Kamakura tepelerine Zen tapınakları inşa ettiler ve böylece yeni bir Buddhacılık ve aşılanmaya ve dinsel yazılar Japonca’ya çevrilmeye başlandı. 1221’de bu dinamik hükümet, otoritesine karşı gelen bir ayaklanmayı bozguna uğrattı. Beş yıl sonrada Asya’dan gelen daha büyük bir tehlikeyi bertaraf etti. 1274’te ve 1281’de Kubilay Hanın büyük Moğol ordusu Japonya’yı istila etti, ancak etkin bir savunma ve kamikazeler(tanrıların rüzgarı; 1274’te ve 1281’de çıkıp Moğol donanmasını yok eden iki fırtınaya Japonlar tarafından bu ad verilir) sayesinde Moğol ordusu püskürtüldü.
Zamanla kıskançlık ve Hocolara duyulan nefret arttı ve 1333 yılında Aşikaga Takauci imparator II. Daigo ile birleşerek bu iktidara son verdi. İmparator bundan sonra otoritesini yeniden kurmaya çabaladı. Ancak Aşikaga 1336’da imparator II. Daigo’yu Kyoto’dan sürerek, yerine bir kukla imparator geçirdi. İki yıl sonrada kendini şogun ilan etti. 1333’ten 1338’e kadar süren imparatorluk yönetiminin kısa ömürlü restorasyonun ardından Kyoto, Muromachi’de Ashikaga ailesi tarafından yeni bir askeri hükümet kuruldu. Muromachi Dönemi 1338’den 1573’e kadar, iki yüzyıldan uzun sürdü. Bu dönem zarfında Bushido’nun sert disiplini estetik ve dini faaliyetlerde ifadesini bulmuştur. Aşikaga tahta oturttuğu imparatorun 1338’de kendisini şogun olarak tanımasını sağladı. Meşru imparator Yamato Dağlarına sığındı ve böylece iki saray dönemi başladı.[4]
Kültür
Kimono da Japon kültürünün en önemli unsurudur. Kimono giyen Japonlar adeta sihirli çubukla büyülenmişcesine seremonik ve kibar davranışlar sergilerler. Kimononun da farklılıkları vardır. Evli bayanların kimonolarının kolları kısadır. Bekarların ise uzundur. 20 yaşına basan genç kızlar aile içinde seremoniyle kimono giyer ve 20 yaşını kutlar.
Japonlar seremonilerinde hep dingin bir ruha sahip olup doğayla bir yaşamaya çalışırlar. Kadō (Halk diliyle İkebana da denir) da dünyaca ünlü Japon çiçek süsleme sanatıdır.
Geleneksel Japon kültüründe kadın-erkek ayrımı yoğun olarak vardır. En basitinden Japonca'da 'erkek dili' ve 'kadın dili' vardır. Erkekler oldukça erkeksi bir dille konuşurken kadınların bu dile ait kelimeleri ünlemleri kullanması pek doğru bulunmaz. Ancak günümüzde Japon kültüründe egemen olan yabancılaşma her alana olduğu gibi dile de etki etmiştir.
Dinler
Örneğin düğün törenleri genelde Şinto dininin kurallarına göre de yapılır. Cenazelerde ise genelde Budist törenler uygulanır. Şinto ülkenin yerli dinidir. Ormanlarda, dağlarda, denizlerde, kısacası doğada "kami" denilen ruhların yaşadığına inanılırdı. Doğa ile uyum içinde yaşayan eski topluluklar bu ruhları sayarlardı. Bu inanç Şinto dininin temelini oluşturur. Sonraları bu ruhlara atalar ve kahramanlar da eklendi. Bazı evlerde bu ruhlara yiyeceklerin sunulduğu "tanrı rafı" bulunur. Budizm ise Şinto'dan farklı olarak 6. yüzyılda, Çin ve Kore yoluyla Hindistan'dan gelmiştir. İlk kez 16. yüzyılda Portekizli denizciler aracılığıyla gelen Hıristiyanlık ise nüfusun küçük bir kısmınca benimsenmiştir.
Çay Töreni
Sadō'nun kurucularından Sen no Rikyu (1522-1591)
"Sadō" (Çay Yolu) veya "Çanoyu" (Çayın sıcak suyu) adı verilen çay töreni 15. yüzyıla kadar geriye gider. Törenin esası, ev sahibinin konuklarına çay hazırlaması gibi gündelik bir ihtiyaca dayanır. Çay ikramı zaman içinde törensel bir nitelik kazanmıştır. Ev sahibi ve konuklar bu törenin ayrıntılı kurallarına büyük bir ciddiyetle uyarlar. Bu kurallar töreni olabildiğince sadeleştirir. Çay töreni başlı başına kurallar bütününden ibaret değildir. Bunun için bahçe düzenlemesinden çay odasının döşenmesine kadar birçok ön hazırlığın özenle önceden yapılmış olması gerekir. Çay törenine hazırlanmak, mimariden seramiğe, bahçecilikten tarihe, dinden güzel yazma sanatına kadar birçok alanda asgari bilgileri öğrenmek anlamına gelmektedir. Bu hazırlıklar çay töreninin mükemmelliği için şarttır. Bahçenin güzellikleri arasından çay odasına geçen konuklar, gördükleri güzellikler ve yaşadıkları sükunetle çay törenine hazırlanmaktadırlar. Çay töreninde ağırlıklı olarak Zen Budizmi'nin etkisi görülür. Tören ilk bakışta can sıkıcı bir oyun, gereksiz kurallar bütünü gibi gelebilir. Ancak amaç çay yapıp içmekten çok, doğaya karışmak, onun içinde kaybolmak, bu yolla ruhu aydınlatmaktır. Doğallığın yanı sıra sükunet, sadelik estetik ve zarafetle örülü bir arınma sürecidir çay töreni. Hareketler son derece yavaştır, bu nedenle çay yapımı için gerekli eylemlerde olabildiğince tasarruflu olup, yapılması gereken hareketleri çok incelikle hesaplayıp, bunu zarafetle gerçekleştirmek gerekmektedir. Sonuçta ortaya çıkan uyum, ölçülülük ve güzellik izleyenlerin ruhunda ve zihinlerde kalıcı izler bırakacaktır.
Japon Bayramları, Festivalleri ve Ulusal Günleri
Matsuri olarak adlandırılan ve yıl içerisinde çeşitli zamanlarda kutlanan bayram ve festivallerin çoğu kraliyet döneminden günümüze kadar gelmektedir. Bu kutlamaların çoğu Çin ve Budist kökenlidir fakat Japonlar bu kutlamaları dini tören havasında yapmamaktadırlar. Ocak ayında kutlanan "Yetişkinler Günü" gibi bazı özel günler hafta sonları ile birleştirilmesi amacıyla daima pazartesi günleri kutlanır.
Bunların dışında Mart ile Nisan ayları arasında "Çiçek Seyretme"(Hanami), Mayıs ayında "Altın Hafta"(Golden Week), Temmuz 13 ile 15 arası bazen Ağustos ayında "Bon Festivali" (Obon) ve Eylül ayı ortalarında "Ay seyretme" (Tsukimi)dir.
Resmî Bayramlar
1 Ocak: Yılbaşı 元旦(Gan Tan)
Ocağın 2. Pazartesi: Yetişkinler Günü 成人の日(Seijin no hi)
11 Şubat: Kuruluşu'nun Günü 建国記念の日(Kenkoku Kinen no Hi) Japonya'nın ilk ve efsanevî İmparatoru Jinmu'nun tahta çıktığı gün (eski 紀元節 Kigen-Setsu)
Mart 20 veya 21: İlkbahar Gündönümü = Nevruz 春分の日(Şumbun no Hi)
29 Nisan: Şoowa Devri Anma Günü = Eski İmparator Hirohito'nun Doğum Günü 昭和の日(Şoowa no Hi)
3 Mayıs: Anayasa Bayramı 憲法記念日(Kenpoo Kinen Bi) Anayasa'nın yürürlüğe konulduğu gün
4 Mayıs: Yeşil Günü みどりの日(Midori no Hi)
5 Mayıs: Çocuk Günü こどもの日(Kodomo no Hi) (Tang no Sekku)
Temmuz'un 3.Pazartesi: Deniz Bayramı 海の日(Umi no Hi)
Eylül'ün 3.Pazartesi: Yaşlılara Saygı Günü 敬老の日(Kei-Rou no Hi)
Eylül 23 veya 24: Sonbahar Gündönümü 秋分の日(Şuubun no Hi)
Ekim'in 2. Pazartesi: Spor Günü 体育の日(Taiiku no Hi)
3 Kasım: Kültür Günü 文化の日(Bunka no Hi) Anayasa'nın ilan edildiği gün
23 Kasım: Çalışmalara Teşekkür Günü 勤労感謝の日(Kinrou Kanşa no Hi)
23 Aralık: İmparator Akihito'nun Doğum günü 天皇誕生日(Tennou Tanjoubi)
Japonya'nın teslim olmasıyla II. Dünya Savaşı'nın bittiği gün (1945)
Japonya'da meydana gelen 9,0 büyüklüğünde deprem(11 Mart 2011)
Kıyafet
Uzun bir dışa kapalılık döneminin ardından 19. yüzyılın ikinci yarısında başlayan Batılılaşma çabaları, halkın kıyafetine de yansıdı. Bugünkü Batılı giyim tarzı, bu sürecin sonucudur. Ancak Japonlar Batılılaşma ile birlikte gelenekleri yaşatma, hatta geliştirme çabasını bir an olsun bırakmamışlardır. Bu çerçevede insanlar özel günlerde geleneksel kıyafet olan kimono giymeyi ihmal etmezler. Kimono vücudu saran ve belde geniş bir kuşakla (obi) bağlanan geleneksel ve dünyaca ünlü bir giysidir.Yeni yıl kutlamalarında, evlilik gibi özel günlerde, bayramlarda ya da mezuniyet günlerinde genç, yaşlı, kadın, erkek Japonlar çoğunlukla kimono giyer. Evlilik ve benzeri resmi törenlerde, damatla gelin siyah kimonolar giyerek sorguçlarını takarlar. Erkekler kimonolarının üzerine çok geniş paçalı pantolonlar (hakama) ve bol ceketler (haori) giyerler. İyi bir kimono çok pahalıdır. Japonlar kimonolarına gözleri gibi bakarlar. Kimonolar anneden kıza, babadan oğula aktarılarak giyilir. Kimonoyu ve obi'yi düzgün olarak takmak kolay değildir. Bunun için kadınlar özel ders alırlar. Kimono giyildiğinde normal ayakkabı ve çoraplar giyilmez. Ayakkabı yerine yüksek tahta nalınlar (geta) olabileceği gibi pamuklu ya da deriden yapılmış (zori) sandaletler giyilir. Kimono ile özel pamuklu çoraplar olan (tabi) giyilir. Bu çorapların en ayırt edici özelliği başparmak yerinin de örülmüş olmasıdır. Çorapta baş parmak ile diğer parmaklar arasında, sandalet bağının geçmesi için oyuk bulunur. Kimonoya benzeyen diğer bir giyecek ise Yukata'dır. Yukata, pamuklu, basit, yazları festivallerde ya da evde bornoz gibi giyilen giyeceklerdir.
Japonya aynı zamanda animede ve bilgisayar oyunlarında dünyada birinci sırayı yer alır.
Japonlar,süs bitkileri ve bahçeleri ile tanınırlar.
M.S. 700'den önce bile Japonlar keyif için güzel bahçeler yapmışlardır.
Mitoloji
Amaterasu ...Amaterasu-oo-mikami Japon Şinto dininin güneş tanrıçasıdır. Japon imparatorluk ailesinin mitsel atasıdır. 天照大神 kelimesi Cennetlerde Parıldayan Tanrıça anlamına gelir. Kojiki'ye göre, onun kural tanımaz erkek kardeşi Susanoo her şeyi yerle bir edip, Amaterasu'nun pirinç tarlalarını, tapınakları tarümar edince, tanrıça (ki dişi olduğu konusunda tartışmalıdır) buna çok içerlenir ve Ama-no-Iwato isimli mağaraya gizlenir. Güneşini kaybeden dünya karanlıktır artık.
Diğer tanrılar onu saklandığı yerden çıkarmak için bir oyun kurarlar. Tanrıça Ama-no-Uzume mağaranın önüne bir ayna koyar ve baştan çıkarıcı bir dans etmeye başlar. Bu bir kutlamadır, ve gelen seslerden meraka kapılan Amaterasu mağaradan dışarı uzandığında kendi yansısından ürker. Bu diğer tanrıların onu çekip çıkarması için iyi bir fırsattır.
Torunu Ninigi-no-Mikoto'yu Japonya'da barışı sağlaması için yeryüzüne gönderir. Onun oğlu ise Japonya'nın efsanevi ilk tennoosu (imparatoru) olur üç kutsal silahı ile Kılıç, Mücevher ve Ayna. Bu Japonya'nın İmparatoru mitsel temellere bağlama eğilimini yansıtır. Bu yapı ikinci dünya savaşından sonra büyük ölçüde çökse de Tenno halen dinsel niteliklerini muhafaza ediyor.
Japonya'da yollar için çok para harcanmıştır.[7] 1,2 milyon kilometrelik kaplanmış yol ana ulaşım aracıdır.[8] Japonya'da trafik soldan akar. Yüksek hızlı, bölünmüş, sınırlı erişimli paralı yollardan oluşan bir tek ağ, büyük şehirleri birbirine bağlar ve paralı yol girişimleri tarafından işlenir. Hem yeni hem de kullanılmış arabalar ucuzdur. Enerji verimliliği teşvik etmek amacıyla araba sahipliği ücretleri ve benzin vergileri uygulanır. Japonya'da araba kullanımı G8 ülkeleri arasındaki en düşüğüdür.[9]
Demografi
Japonya, dünyanın en yaşlı nüfusuna sahiptir. Medyan yaş 44,7 yıl olup dünyanın en yüksek medyan yaş, ve Japonya nüfusunun %30,1'i 60 yaşından daha yaşlı olup 60+ yaş grubuna girenlerin dünyanın en yüksek yüzde oranına sahiptir.[10]
Güney Kore, resmî adıyla Kore Cumhuriyeti (Korece: 대한민국 Daehan Minguk; Hanja: 大韓民國; kısaca: 한국, 韓國 Hanguk) bazen sırf Kore, Doğu Asya'da Kore Yarımadası'nın güneyinde kalan bir devlet. Güney Kore'nin komşu devletleri batısında Çin Halk Cumhuriyeti, doğusunda Japonya ve kuzeyinde Kuzey Kore. Ülke'nin başkenti Seul'dur. Güney Kore ılıman iklim kuşağında kalıyor ve ülke arazisi dağlık topraklardan oluşuyor. Güney Kore sınırları 99,392 km²'lik bir alanı kaplar ve ortalama 50 milyon gibi bir nüfusa sahiptir.
Arkeolojik buluntular Kore Yarımadasının Alt Paleolitik çağında insanlar tarafından ikamet edildiğini gösteriyor. Kore tarihi MÖ 2333 yıllında Gojoseon'un efsanevi Dan-gun tarafından kurulmasıyla başlıyor. Silla altında MÖ 668'de Kore'deki Üç Krallığı'nın birleşmesinden sonra Kore bir devlet olarak Goryeo hanedanında ve Joseon hanedanında var olmaya devam etti, ta ki 1910'a kadar Kore İmparatorluğu Japonya tarafından ilhak edilene kadar. Kore II. Dünya Savaşının ardından Sovyet ve ABD'nin askeri güçlerinden kurtuluşu ve işgalinden sonra, Kuzey Kore ve Güney Kore'ye bölündü. Güney Kore ikinci bir demokrasi olarak 1948 yılında kuruldu.
25 Haziran 1950'de Güney Kore, Kuzey Kore'nin askeri güçleri tarafından işgale uğradı, iki Kore arasında çıkan savaş zor bir ateşkes sonrasında durdu ve iki ülke arasındaki sınır bugünlerde en çok güçlendirilmiş müstahkem mevki. Savaş'dan sonra, Güney Kore ekonomisi önemli ölçüde büyüdü ve gelişmiş bir ekonomiye ve tam demokrasiye sahip oldu. Ayrıca ülke Doğu Asya'da bölgesel güç konumundadır.
Jikji, bilinen ilk hareketli metal türü ile basılmış kitap (1377). Bibliothèque Nationale de Paris.
Kore tarihi Kore kuruluş mitolojisine göre efsanevi Joseon'un MÖ 2333 Dangun tarafından kurulmasıyla başlıyor [4] (genellikle "Gojoseon" olarakta billiniyor, 14. yüzyılda kurulan başka bir hanedanla karıştırmamak için; önek Go- 'eski' veya 'önceki' demek). Gojoseon Kore Yarımadası'nın kuzeyini ve Mançurya'nın bazı bölgelerini kontrol altına alana kadar genişledi. Çin'in Han Hanedanı ile sayısız çatışmalar girdikten sonra, Gojoseon parçalandı ve Kore Proto-Üç Krallık dönemine girdi.
Ortak cağın yüzyıl başlarında, Buyeo, Okjeo, Dongye ve Samhan devletler birliği yarımadayı ve Mançurya'nın güney kısımlarını işgal etti. Bu devletlerin çöküşünden sonra Goguryeo, Baekje ve Silla gibi birçok çeşitli küçük devletler büyümeye başladı ve yarımadayı Kore'deki Üç Krallık adına kontrol etti. Üç Krallığın 676'da Silla altında birleşmesi sonucu Kore Kuzey Güney Devletleri Dönemine girdi, böylece Kore yarımadasının büyük kısmını Birleşik Silla'nın kontrolunun altındaydı, aynı zamanda Balhae Goguryeo'nun kuzey bölgelerinde başarılı bir şekilde bulunuyordu. Birleşik Silla döneminde şiir sanatı ve sanat teşvik edildi ve Budizm kültürü gelişti. Kore ve Çin arası ilişkiler bu dönem iyi kaldı. Ancak Birleşik Silla iç çekişmeler yüzünden zayıfladı ve Goryeo'ya 935'de teslim oldu. Silla'nin kuzeydeki komşusu Balhae bir devlet olarak Goguryeo'nun varisi olarak kuruldu. En yüksek döneminde, Balhae Mançurya'nın büyük bir kısmını ve Rusya'nın bazı bölgelerini kontrol etti. Balhae 926'da Kitanlılar'ın elline düştü.
Yarımada Goryeoİmparatoru Taejo Wang Geon tarafından 936'da birleşti. Aynı Silla gibi, Goryeo son derece kültürlü bir devletti ve 1377'de Jikji oluştu, dünya'nın hareketli en eski metal tipli matbaa makinesini kullanılarak[5]. 13. yüzyıldaki Moğol istilaları Goryeo'yu güçsüzlendirdi. 30 yıl savaşın ardından, Goryeo Kore üzerindeki hakimiyetini devam etti ama yine de Moğollara haraç ödedi ama bunun karşılığında Moğolların mütteffiki oldu. Moğol İmparatorluğunun çökmesinin ardından, Goryeo'yu ağır siyasi çekişmeler izledi ve Goryeo hanedanı general Yi Seong-gye tarafından yürütülen bir isyan sonucu 1388'de Joseon hanedanı ile değiştirildi.
Kral Taejo Kore'nin yeni adını Gojoseon'nu göz ardı ederek "Joseon" olarak deklare etti ve başkenti Seul'a taşıdı. Joseon Hanedanının ilk 200 yıllı oldukça barışçıl geçti ve 14. yüzyılda Kral Büyük Sejong döneminde Hangıl'ın oluşmasını izledi, ayrıca Konfüçyüsçülük'un önemi arttı bu dönem ülkede.
Ancak, sonraki seneler Joseon hanedanı aşırı bir şekilde Çin'e bağlıydı dış ilişkilerde ve dış dünya'daki izolasyonlarda. 19. yüzyıllın sırasında Kore izolasyon politikası yüzünden Münzevi krallık olarak adlandırıldı. Joseon Handenı kendisini Batılı emperyalizm'den korumak için bu adımı attı, ancak sonunda zorunlu bir şekilde kendisini ticaretten dolayı dünyaya açtı. Birinci Çin-Japon Savaşı ve Rus-Japon Savaşı ardından Kore Japon egemenliği altına girdi (1910-1945). İkinci Dünya Savaşının sonunda, Japonlar Sovyet ve Amerikan güçlerine teslim oldu, bunlar Kore'nin kuzeyini ve güneyini işgal etmişlerdi.
1943'de Kahire Deklarasyonu esnasında yapılan ilk plana göre birleşik bir Kore planı kararlaştırılmıştı, Sovyetler Birliği ve ABD arasında tırmanan Soğuk Savaş husumeti yüzünden Kore yarımadasında iki ayrı hükümetin kurulmasına neden oldu, her biri kendi ideoloji'leri ile bu da Kore'nin bölünmesine yol açtı. Böylece Kore 1948 tarihinde bölündü ve iki devlet kendi siyasi idareleri ile oluştu. Kuzey Kore'de eski Japon karşıtı gerilla ve komünist eylemci Kim Il-sung Sovyetlerin desteği ile güç kazandı ve Güney Kore'de sürgünde olan ve sağci Koreli siyasi lider Syngman Rhee Güney Kore'nin cumhurbaşkanı olarak göreve geçti.
25 Haziran 1950'de Kuzey Kore Güney Kore'yi işgal etmeye kalktı ve bu da Kore Savaşını kıvılcımladı, bu savaş Soğuk Savaş döneminin ilk en büyük çatışmasıydı. Aynı zamanda Sovyetler BirliğiBirleşmiş Milletler'i boykot etti ve bu da veto haklarının yitirmelerine yol açtı. Üstün Kuzey Kore kuvvetlerinin bütün ülkeyi birleştireceği belli olunca, Sovyetler Birliğinin veto hakkını kaybetmesi ile Birleşmiş Milletler böylece iç savaşa müdahale etme imkanı buldu. Sovyetler Birliği ve Çin Kuzey Kore'yi her anlamda destekledi, daha sonraki seneler Çin ordusundan milyonlarca asker Kuzey Kore'ye askeri anlamda destek olmak için savaşa katıldı. Kuzey Kore'ye askeri anlamda destek olmak için. İki tarafta oluşan bu büyük gelişmelerden sonra ve sivil Kore halkının hem güneyde hem kuzeyde gördüğü büyük kayıplardan sonra, savaş sonunda bir çıkmaza ulaştı. 1953 senesinde ateşkes sağlandı ama bu ateşkes hiç bir zaman Güney Kore ve Kuzey Kore tarafından imzalanmadı, böylece yarımada iki ülke arasındaki orijinal sınır yakınlarında askerden arındırılmış bölge adında ikiye bölündü. Barış antlaşması iki devlet arasında imzalanmadi, bu teknik olarak iki ülkenin bugünde hala savaş halinde bulunduklarını gösteriyor. Kore savaşı neticesinde en az 2.5 milyon insan hayatını kaybetti.[6]
1960'da bir öğrenci ayaklanması sonucu otokratik cumhurbaşkanı Syngman Rhee istifa etmek zorunda kaldı. Bu istifadan sonra Güney Kore siyasi istikrarsızlık bir döneme girdi, zayıf ve etkisiz hükümete karşı general Park Chung-heeSyngman Rhee'nin istifasindan bir sene sonra askeri bir darbe yaptı. Park cumhurbaşkanlığı görevine geçti ve bu görevi 1979'a kadar devam etti bir suikastte uğrayana kadar. Park Chung-hee döneminde Kore'de hızlı ihracata dayalı ekonomik bir büyüme sağladı ama ayrıca Güney Kore'ye siyasi ağır baskılarda bu dönemde yoğundu. Park ağır bir şekilde acımasız askeri diktatör olarak eleştiriliyordu, Kore ekonomisinin onun görevi süresince önemli ölçüde gelişmiş olmasına rağmen.
Park'a düzenlenen suikasten sonraki seneler ülkede önemli siyasi telaşlar olmasına neden oldu, eski bastırılmış muhaleft liderleri birden oluşan siyasi boşlukta cumhurbaşkanı olmak için kampanyalar başlattı. 1979'da 12 Aralık darbesiChun Doo-hwan tarafından Choi Kyu Hah'nın geçici hükümetine yapıldı. Choi Kyu Hah o sıralar geçici cumhurbaşkanıydı ve Park hükümeti sırasında başbakanlık görevini yürütüyordu, Chun darbeden sonra çeşitli önlemler alarak iktidara yükseldi, ayrıca Chun geniş bir sıkıyönetim alarak üniversiteleri kapattı, siyasi faaliyetleri yasakladı ve basını kısıtladı. 17 Mayıs tarihinde cumhurbaşkanı görevine geçtikten sonra Güney Kore'nin genelinde protestolar başladı, çünkü halk demokrasi talep ediyordu, özellikle Gvangju şehrinde protestoların yoğun olmasıyla, Chun bu şehire özel kuvvetler gönderdi Gvangju Demokratikleşme Hareketi'ni şiddetle bastırmak için.[7]
Chun ve hükümeti Kore'yi 1987'ye kadar despot bir idare altına aldı, ta ki Seul Ulusal Üniversitesine giden bir üniversitelinin işkenceyle öldürülene kadar[8]. 10 Haziran'da Katolik Rahipler Adalet Derneği bu olayı halka taşadı, bu da ülke çapında büyük gösterilere neden oldu. Sonunda, Chun'un partisi Demokratik Adalet Partisi ve parti lideri Roh Tae-woo 29 Haziran Bildirgesini ilan etti, bu bildirgede cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi ön görülüyordu. Roh seçimi az bir farkla muhalefet liderleri Kim Dae-Jung ve Kim Young-Sam karşı kazandı.
Haziran 2000'de cumhurbaşkanı Kim Dae-Jung'un Güneş Politikası angajmanı, Kuzey Kore'nin başkenti Pyongyang'da Inter-Kore Zirvesi'nin düzenlenmesine neden oldu. Bir sene sonra Kim Güney Kore ve Doğu Asya'da demokrasi ve insan hakları için yaptığı çalışmalar ve özellikle Kuzey Kore'yle barış ve uzlaşma çabaları için Nobel Barış Ödülü'ne laik görüldü [10].
Bir çok demokratik devletler gibi,[11] Güney Kore'nin yönetme şekli üç branşa bölünüyor: Yürütme erki, Yargı ve Yasama organı.Güney Kore'nin yürütme ve yasama organları ulusal düzeyde başlıca görev yürütüyor, gerçi yasama organındaki çeşitli bakanlıklarda yerel seviyedede görevlerini gerçekleştirebilliyor. Yerel hükümetler yarı-özerktir ve kendilerine ait yasama ve yürütme organları vardır. Yargı organı görevini hem ulusal hem yerel düzeyde yürütüyor. Güney Kore anayasal bir demokrasiye sahiptir. Güney Kore'nin hükümet yapısı Kore Cumhuriyeti Anayasası tarafından belirlenir. Bu belge cumhuriyetin 1948 yıllında ilan edildikten sonra birkaç kez revize edildi. Bu revizelere rağmen anayasa birçok özelliklerini koruya bildi, sadece kısa süreli İkinci Güney Kore Cumhuriyeti döneminde hariç, ülke her zaman başkanlık sistemine dayalı bir şekilde bağımsız bir icra kurulu başkanı ile yönetildi.[12]Güney Kore'de seçimler ilk defa doğrudan 1948'de gerçekleştirildi. Güney Kore tarihinde birçok kez 1960'lardan başlayan ve 1980'lere kadar uzanan askeri diktatörlükler ve darbeler yaşamış olsa da, o günden bu güne ülke başarılı liberal bir demokrasiye sahip. The World Factbook bugünlerde Güney Kore demokrasisini "tamamen işleyen modern bir demokrasi" olarak tanımlıyor.[13]
Meclis
Lee Myung-bak Güney Kore cumhurbaşkanı
Yasama görevini üzerine alan G. Kore Parlamentosunun 299 üyesi vardır. Meclis üyeleri 4 yıl için halk tarafından seçilirler. Cumhurbaşkanının meclisi feshetmek yetkisi vardır.
Cumhurbaşkanı
Güney Kore'de başkanlık sistemi hakimdir. 1972 Anayasasıyla yürütme görevi, Ulusal Konferans tarafından beş yıl için seçilen Cumhurbaşkanına verilmiştir. Ülkede Cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır ve beş yıl için halk tarafından seçilir. Yürütmeyle ilgili kararların tamamı Cumhurbaşkanının kontrolündedir. Cumhurbaşkanlığına aday olacak kişi eğer herhangi bir siyasi kimliğe sahipse (parti üyeliği veya milletvekilliği gibi) seçimlerden en az bir yıl önce bu görevinden istifa etmek zorundadır.
Başbakan
Güney Kore’de Cumhurbaşkanı meclis tarafından içinden veya dışından bir kişi Başbakan adayı olarak gösterilmekte ve bu kişinin adaylığının açıklanmasından sonra en fazla 20 gün içinde parlamentoda bir oturum yapılarak Başbakan adayının oylanması gerekmektedir. Bu oylamada parlamento üyelerinin en az yarısının hazır bulunması ve adayın Başbakan olabilmesi için geçerli oyların salt çoğunluğunu alması gerekmektedir.
Güney Kore’de Başkanlık sistemi olduğundan yani yürütmenin Cumhurbaşkanında olması nedeniyle Başbakanın yönetimdeki rolü zayıf kalmaktadır. Başbakan, daha çok Meclis ve Cumhurbaşkanı arasında bir köprü görevi görmektedir.
Güney Kore'nin 188'den fazla ülkeyle diplomatik ilişkileri bulunuyor. Ayrıca ülke 1991'den beri Birleşmiş Milletler'e üyedir. Güney Kore ve Kuzey Kore aynı zamanda BM'ye üye oldular. 1 Ocak 2007 tarihinde, Güney Kore Dışişleri Bakanı Ban Ki-moonBirleşmiş Milletler Genel Sekreteri görevini devraldı. Ülke'nin ayrıca Güneydoğu Asya Uluslar Birliği'le ASEAN Plus three devleti olarak gelişmiş ilişkileri ve gözlemcileride bulunuyor. Ayrıca Güney Kore Doğu Asya zirvesinede üye ülkerden biri.
2010 senesinde Güney Kore ve Avrupa Birliği arasında serbest ticaret anlaşması, ticaret engellerini ortadan kaldırmak için imzalandı. Güney Kore ayrıca Kanada devletiylede serbest ticaret anlaşması müzakereleri [14] sürdürüyor ve bir başka müzakere Yeni Zelanda ile yürütülüyor [15]. Kasım ayının 2009 senesinde Güney Kore OECD'nin Kalkınma Yardımları Komitesine üye oldu, ilk defa eskiden yardım almış bir ülke bu gruba verici bir devlet olarak üye olmuştu. Güney Kore Kasım ayının 2010 senesinde G-20 zirvesini kendi topraklarında gerçekleştirdi.
Türkiye Güney Kore'yi 11 Ağustos 1949'da tanımıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerin sağlam ve olumlu bir temele sahip olmasının bir nedeni, Türkiye'nin 1950 Kore Savaşı sırasında Yarımada’ya asker göndermesi ve çok sayıda şehit vermesi olarak görülebillir. İki ülke arasındaki ilişkilerde siyasi alanda bir sorun bulunmamaktadır. Güçlü bir dostluk temelinde kurulan ilişkiler düzenli siyasi diyalogla sürdürülmektedir. Güney Kore ve Türkiye uluslararası platformda birbirlerine destek vermektedirler. Türkiye'den Güney Kore'ye en son resmi ziyareti cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 14 ve 16 Haziran 2010 arası yapılmıştır.
Tarihi açıdan, Kore'nin Çin'le yakın ve iyi ilişkileri oldu. Güney Kore kurulmadan önce, Kore bağımsızlık savaşçıları Çin askerleri ile Japon işgaline karşı beraber savaştı. Ancak II. Dünya Savaşıdan sonra Çin Halk Cumhuriyeti Maoizm'i kucakladı oysa Güney Kore Amerika Birleşik Devletleri'le yakın ilişkiler kurma arayışındaydı. Çin Halk Cumhuriyeti bunun üzerine Kuzey Kore'yi Kore savaşı esnasında askerlerle ve askeri malzemelerle destekledi, bunun ardından iki devlet arasındaki diplomatik ilişkiler neredeyse tamamen durduruldu. Yinede iki devlet arasındaki ilişkileri giderek düzeldi ve Güney Kore ile Çin Halk Cumhuriyet arasındaki resmi diplomatik ilişkiler yeniden 24 Ağustos 1992'de kuruldu. İki devlet ikili ilişkilerini düzeltme çabasına girdiler ve aralarındaki kırk yıllık ticaret ambargosunu kaldırdılar[16], ayrıca 1992'den sonra Güney Kore ve Çin'in ilişkileri sürekli iyileşti[16]. Kore Cumhuriyeti Çin Cumhuriyeti ile arasındakı ilişkiyi Güney Kore Çin Halk Cumhuriyeti'yle resmi ilişkiye girdikten sonra durdurdu[17].
Avrupa Birliği ile olan ilişkiler
Avrupa Birliği (AB) ve Güney Kore ticaret alanında iki önemli işbirlikçi, aralarında serbest ticaret anlaşması bulunuyor ve Güney Kore 2006 yılından sonra böylece öncelikli olarak Avrupa Birliğinin serbest ticaret ortağı olarak belirlenmiştir. Serbest ticaret anlaşması Eylül'ün 2010 senesinde onaylandı, İtalya'nın koşullu bir şekilde serbest ticaret anlaşmasındaki veto hakkında vazgeçmesinden sonra[18]. İtalya'yla yapılan uzlaşma serbest ticaret anlaşmasının 1 Temmuz 2011 tarihinde geçici yürürlüğe girecek olması. Güney Kore Avrupa Birliği'nin en önemli sekizinci ticaret ortağı ve Avrupa Birliği Güney Kore'nin en çok ihracat yaptığı ikinci bölge. Güney Kore ile AB arasındaki ticaret 2008 yılında 65 milyar doları aştı ve 2004'den 2008'e kadar iki ülke arasındaki ticaret kazancı ortalama yıllık % 7.5 gibi bir büyüme sağladı.[19]
Avrupa Birliği 1962'den beri Güney Kore'ye en yüksek yatırım yapan dış yatırımcı ve AB'nin Kore'ye 2006 yıllında doğrudan yatırım oranı %45'i buldu. Buna rağmen AB firmalarının önemli sorunları bulunuyor Güney Kore pazarında. Avrupa Birliği'nin Güney Kore pazarında erişim ve faaliyet yapabilmesi için katı standartlar ve ürün ve hizmetler için konulan sert test şartları bulunuyor. Bu nedenlerden dolayı ticaretde engeller oluyor. İki taraflı ilişkilerin iyi tutulması AB'nin doğrudan yatırımları yüzünden önemli, o yüzden Avrupa Birliği durumun düzelmesi için arayış içinde.[19]
Japonya ve Kore arasında hala uzun soluklu siyasi krizler devam ediyor, bunların arasında en çok göze çarpan Kore sivil halkına karşı yapılmış Japon savaş suçları, geçmiş zamanda Japon politikacıların Yasukuni Tapınağı'na yaptıkları ziyaretde savaşta ölen Japon askerlerine saygı göstermeleri (bazı A sınıfı savaş suçluları dahil) Kore ve Çin hükümetleri tarafından kınandı, iki ülke arasında başka bir sorun Japonya'daki tarih dersi kitaplarının üzerindeki tartışmalar, çünkü Japonya İkinci Dünya Savaşı sırasında olan bazı şeyleri yeniden yazmasıda iki ülke arasındaki ilişkileri yıpratıyor. Ayrıca başka büyük bir soun Japonya ve Güney Kore arasındaki sınır anlaşmazlıkları özellikle Dokdo adaları üzerindeki anlaşmazlıklar iki ülke arasındaki ilişkiyi kötü yönde etkiliyor[24] continue to trouble Korean-Japanese relations. Although Dokdo is claimed by both Korea and Japan, the islets are administered by South Korea, which has its Korean Coast Guard stationed there.[25].
Japonya BaşbakanıJunichiro Koizumi'nin Yasukuni Tapınağını tekrar ziyaret etmesinden sonra Güney Kore Chumhurbaşkanı Roh Moo-hyun Japonya ve Güney Kore arasındaki bütün zirve toplantılarını cevap olarak iptal etti.[26]
Kuzey Kore ile olan ilişkiler
İki ülke Kuzey ve Güney Kore hala resmi olarak bütün yarımada ve diğer uzak adalar üzerinde egemenlik talebinde bulunuyorlar. 1950'den 1953'e kadar süren Kore Savaşından sonra iki devlet arasında hala uzun sürelik bir düşmanlık yaşanıyor ama yine de Kuzey Kore ve Güney Kore aralarında barışı sağlamak için barış antlaşmaları imzaladılar[27]. Roh Moo-Hyun ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-il kalıcı barışı sağlamak için sekiz maddelik bir antlaşma imzaladılar, bu antlaşmanın içeriği üst düzey görüşmelerin sağlanması, ekonomik işbirliği, tren hizmetleri, karayolu ve havayolu taşımacılığının yenilenmesi ve ortak bir Olimpiyat tezahürat kadrosu kurulması gibi konuları içeriyordu [27].
Güneş Politikası ve uzlaşma politikası çabalarına nazaran, iki ülke arasındaki barış süreci Kuzey Kore'nin 1993, 1998, 2006 ve 2009'da yürüttüğü füze denemeleri yüzünden zor duruma girdi. 2009 yıllının başlarında Kuzey ve Güney Kore arasındaki ilişki gerginleşti, Kuzey Kore bunun üzerine füzeler hazır bulundurduğunu bildirdi [28], Güney Koreyle yapılan bütün antlaşmaların iptal edildiğini bildirdi [29] ve Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri'ne tehditler savurdu eğer planlandığı gibi bir uyuduyla bu gelişmelere müdahale ederlerse [30]. Kuzey ve Güney Kore hala resmi olarak savaş durumundalar ( Kore Savaşından sonra barış antlaşması imzalamadılar) ve dünya'nın en güçlü tahkim edilmiş sınırını paylaşıyorlar[31]. 27 Mayıs 2009'da Kuzey Kore medyaları ateşkesın artık geçerli olmadığını bildirdi ve bunun nedeni Güney Kore hükümetinin kesinlikle Nükleer Yayılmaya Karşı Güvenlik Girişimine üye olmaya hazırlandığı için olarak gösterdiler. İki devlet arasındaki ilişkileri dahada karmaşık bir duruma sokan ve gerginliği artıran başka bir olay, Mart 2010'da Güney Kore'ye ait ROKS Cheonan gemisinin batması sonucu oluştu, çünkü Güney Koreli yetkililer geminin Kuzey Kore tarafından atılan torpedo sonucu batmasını onayladı ama Kuzey Kore bu iddiaları redetti[32]. Bunun üzerine Güney Kore başkanı Lee Myung-bak yaptığı bir açıklamada Seul'un Kuzey Koreyle alakadar bütün ticaret alanındaki ilişkileri keseceğini bildirdi, Kuzey Kore'yi karşı alınmış bir önlem olarak öncelikle diplomatik ve mali alanda ülkeyi geri vurmak olduğu söylendi. Kaesong Sanayi Projesi ve insani yardımların Güney Kore tarafından kısıtlanmiyacağı açıklandı [33]. Kuzey Kore, başlangıçta tüm bağları koparmak için Güney Kore'yi tehdit etti, önceden yapılan saldırmama paktını tamamen iptal edeceğini ve bütün Kaesong Sanayi Bölgesi'nde yaşayan Güney Korelileri ülkeden atacağını bildirdi ama bütün tehditlerini geri çekti ve Güney Kore'yle ilişkileri devam etmeye karar verdi. Yine de devam eden ilişkilere rağmen, oluşan askeri çatışmalar yüzünden, Kaesong sanayi bölgesi yatırımda ve işçi gücünde büyük bir düşüş görüldü.
2010 senesinde iki ülke arasındakı yaşanan olaylar[33]
Güney Kore'deki başlıca idari bölümleri ülkenin illere, büyükşehirlere (kendi kendini yöneten şehirler hiç bir il'e dahil olmadan) ve bir tane özel şehire bölünmesiyle oluyor.
Kore'nin tarihi boyunca işgale uğramasi ve Kuzey Kore ile halen devam askeri ve siyasi gerginlik yüzünden SAGP'sinin %2,6'sını askeriye için harcıyor. Bu devlet harcamaların %15'in teşkil ediyor (Hükümetin GSYİH'deki payı: %14.967). Ayrıca erkekler için zorunlu askerlik geçerli [34]. Bu nedenle Güney Kore dünya'daki en büyük altıncı hazır ordusuna sahip, 2011'de toplam 650.000 aktif asker görev başındaydı [35]. Güney Kore askeriyesi ayrıca 3,200,000 yedek askerle dünya'nın en büyük ikinci yedek asker sayısına sahip [35] ve dünyadaki bütün ülkeler arasında askeri harcamalarda onbirinci sırayı alıyor. Kore Cumhuriyeti toplam 3.7 milyon aktif ve yedek asker sayısı ile nüfusa göre (50 milyon) kişi başına asker olma sayısında Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin [36] ardından ikinci sırada yer alıyor [35].
Güney Kore Ordusu Kara Kuvvetleri (ROKA), Deniz Kuvvetleri (ROKN), Hava Kuvvetleri (ROKAF), Deniz Piyadesi ve yedek askeri kuvvetlerden oluşuyor[37]. Bu kuvvetlerin çoğu Kore'nin askerden arındırılmış bölgesinde konumlanmış durumda. Devlet yasalarına göre her Güney Koreli erkek 21 ay askerlik yapmak zorunda. Önceleri ebeveynlerin sadece birisinin kökeni Koreli olan erkekler zorunlu askerlikten muaf oluyorlardı ama bu yasa 2011'den sonra değistirildi.[38]
Güney Kore'de zorunlu askerliğin yanında, ayrıca her sene 1.800 Koreli erkek 21 ay KATUSA programına katılmak için seçiliyor; bunun amacı USFK'yı güçlendirmek[39]. 2010 yılında Güney Kore ABD ile yaptığı maliyet-paylaşımı-anlaşması sonucu 1.69 milyar ₩, bütçe sağlamak amacıyla Kore'de bulunan ABD güçlerine verdi. 29.6 milyar ₩ kendi askeriyesi için harcadı.
The South Korean army has 2,500 tanks in operation, including the , which form the backbone of the South Korean army's mechanized armor and infantry forces. A sizable arsenal of many artillery systems, including 1,700 self-propelled K55 and K9 Thunderhowitzers and 680 helicopters and UAVs of numerous types, are assembled to provide additional fire, reconnaissance, and logistics support. South Korea's smaller but more advanced artillery force and wide range of airborne reconnaissance platforms are pivotal in the counter-battery suppression of North Korea's over-sized artillery force, which operates more than 13,000 artillery systems deployed in various state of fortification and mobility.[35][40]
The South Korean air force operates 840 aircraft, making it world's ninth largest air force, including several types of advanced fighters like F-15K, heavily modified KF-16C/D,[42] and the indigenous F/A-50,[43][44] supported by well-maintained fleets of older fighters such as F-4E and KF-5E/F that still effectively serve the air force alongside the more modern aircraft. In an attempt to gain strength in terms of not just numbers but also modernity, the commissioning of four Boeing 737 AEW&C aircraft, under Project Peace Eye for centralized intelligence gathering and analysis on a modern battlefield, will enhance the fighters' and other support aircraft's ability to perform their missions with awareness and precision.
On May 2011, Korea Aerospace Industries Ltd., South Korea's largest plane maker, signed a $400 million deal to sell 16 T-50 Golden Eagle trainer jets to Indonesia, marking South Korea as the first time for the country in Asia to export supersonic jets.[45]
From time to time, South Korea has sent its troops overseas to assist American forces. It has participated in most major conflicts that the United States has been involved in the past 50 years. South Korea dispatched 325,517 troops to fight alongside American, Australian, Filipino, New Zealand and South Vietnamese soldiers in the Vietnam War, with a peak strength of 50,000. In 2004, South Korea sent 3,300 troops of the Zaytun Division to help re-building in northern Iraq, and was the third largest contributor in the coalition forces after only the US and Britain.[46] Beginning in 2001, South Korea had so far deployed 24,000 troops in the Middle East region to support the War on Terrorism. A further 1,800 were deployed since 2007 to reinforce UN peacekeeping forces in Lebanon.
The United States have stationed a substantial contingent of troops in South Korea since the Korean War to defend South Korea in case of East Asian military crises. There are approximately 28,500 U.S. Military personnel stationed in Korea,[47] most of them serving one year of unaccompanied tours. The American troops, which are primarily ground and air units, are assigned to US Forces Korea and mainly assigned to the Eighth United States Army of the US Army & Seventh Air Force of the US Air Force. They are stationed in installations at Osan, Kunsan, Yongsan, Dongducheon, Sungbuk, Camp Humphreys, and Daegu, as well as at Camp Bonifas in the DMZ Joint Security Area . A still functioning UN Command is technically the top of the chain of command of all forces in South Korea, including the US forces and the entire South Korean military – if a sudden escalation of war between North and South Korea were to occur the United States would assume control of the South Korean armed forces in all military and paramilitary moves. However, in September 2006, the Presidents of the United States and the Republic of Korea agreed that South Korea should assume the lead for its own defense. In early 2007, the U.S. Secretary of Defense and ROK Minister of National Defense determined that South Korea will assume wartime operational control of its forces on December 1, 2015. U.S. Forces Korea will transform into a new joint-warfighting command, provisionally described as Korea Command (KORCOM).[48]
Fiziki yapı
Güney Kore’nin güney ve batı kıyıları çok girintili ve çıkıntılıdır. Bir çok yarımada ve küçük adalarla çevrilmiştir. Bu kısımlarda, Pusan ve İnchon en önemli limanlarındandır. Doğu bölümü dağlık olmasına rağmen, batı bölümü geniş alanlar, ovalar ve tepelerle kaplıdır. Doğu bölümünde tabii limanlar da yoktur. Genellikle dağlıktır. Fakat dağlar yüksek değildir. En yüksek dağı 1916 m ile Chiri San Dağı'dır. Önemli nehirleri arasında Naktong, Han ve İnchon ırmakları sayılabilir.
Güney Kore
İklimi
Güney Kore’nin iklimi, kışın karalardan esen soğuk rüzgarların etkisindedir. Kışın ülkede kar nadiren yağarken yağmur görülmez. Güneşli ve açık bir hava olmasına karşın ayaz nedeniyle hava sıcaklığı çok düşer.
Ülke yazları Pasifik’ten esen sıcak ve nemli muson rüzgarlarının etkisi altına girer. Yıllık yağış ortalaması 1270 mm’dir. Güneyde Eylül ayında ülke genelinde ise Temmuz ayında sık sık tayfunlar görülür. Temmuz ayı bütün ülkede çok yağışlı geçer.
Ülkenin yüzey şekilleri iklimi etkiler. Muson rüzgarları sayesinde bitki örtüsü arasında tropikal bitkiler de yer alır. Ülkede en düşük sıcaklık ortalaması -25 °C, en yüksek sıcaklık ise 38 °C’dir. Ülkede tüm yıl boyunca gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkları çok düşüktür.
Tabii kaynaklar
Eskiden ormanlarla kaplı olan ülkede denetimsiz kesim, yangın, hastalık ve savaş yüzünden ormanlar kalmamıştır. Kore Savaşından sonra devlet başkanının emri ile geniş alanlarda çam ormanları oluşturulmuştur. Ayrıca bambu ağacı yönünden de zenginliğe sahiptir.
Dünyada etnik ve dil açısından en fazla homojen bir yapıya sahip ülke Güney Kore'dir.[kaynak belirtilmeli] Azınlık olarak sadece küçük bir Çin topluluğu vardır. KorelilerMançurya'da yüzyıllarboyunca yaşamışlardır. Geçmişteki politik, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklar birçok Güney Koreli’nin başta ABD ve Kanada'ya göç etmesine neden olmuştur. Kaliforniya’da önemli derecede Koreli yaşamaktadır. Koreli Amerikalıların sayısının bir milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Şu anda Güney Kore'den gerçekleşen göç ve ülkeye gelenlerin sayısı hemen hemen birbirine eşittir.
Nüfus artış oranı da 1950'lerde % 3'den daha fazla iken bu oran 2005 yılında % 0.38'lere kadar gerilemiştir. Bunun sebebi de insanların daha az çocuk sahibi olma isteklerinden kaynaklanmaktadır. 1960 yılından itibaren hızlı bir kentleşme ve kırsal alanlardan şehirlere doğru bir göç dalgası başlamıştır.
Nüfus 2006 yili rakamlarina göre 49,024,737 dur. Nüfus yoğunluğu kilometre kare başına 480 kişidir. Hızlı nüfus artışı bir zamanlar ciddi bir sosyal problem olmasına rağmen, başarılı aile planlaması kampanyaları ile doğum oranı düşürülmüştür.
Şu anda nüfusun % 85'i şehirlerde yaşamaktadır. II. Dünya Savaşından sonra 4 milyondan fazla bir nüfus Kuzey taraftan güneye geçiş yapmıştır. Bu aniden meydana gelen nüfus artışı Güney Kore'den gerçekleşen göçlerle birlikte dengelenmiştir. Güney Kore'nin ekonomisini geliştirmesi ve politik istikrara kavuşması ise 1990 yıllarının ortalarını bulmuştur.
Güney Kore'de yaklaşık olarak 378.000 yabancı işçi bulunduğu ve bunun % 52'sinin yasal olmayan yollardan çalışmakta olduğu ifade edilmektedir. Bu işgücünün büyük bir kısmı Güney Asya ülkelerinden gelmektedir. Yabancı işçilerin büyük bir çoğunluğu Hindistan, Sri Lanka, Myanmar, Filipinler ve Sovyetler Birliği ülkelerinden gelmektedir. Nijerya'dan da çok sayıda işçi ülkede çalışmaktadır.
En büyük şehir, başşehir Seul’dür. Kore, Çin ile Japonya arasında bir köprü olmasına rağmen, kendilerine has bir kültür geliştirmiştir. Köylerde yaşayan Koreliler, yüzyıllar önceki gibi giyinir ve yaşarlar. Şehirlerde yaşayanlar ise batı dünyasının etkisindedirler.
^A Brief History of the US-Korea Relations Prior to 1945. "While less than 100 Koreans in America enlisted in the US military during World War II, more than 100,000 Koreans served in the Japanese army as officers and soldiers. There were two Korean Lt. Generals in the Japanese Army: a Chosun prince, whose rank was honorary and who commanded no troops; and Lt. Gen. Hong Sa-Ik, who was a professional military man from the old Chosun army."
^"Eighth United States Army (EUSA)". GlobalSecurity.org. December 27, 2005. http://www.globalsecurity.org/military/agency/army/8army.htm. Erişim tarihi: February 6, 2010. "The KATUSA Program is significant not only because of the military manpower and monetary savings that it provides to the U.S. Army, but also because it represents ROK/U.S. cooperation and commitment to deter war. The KATUSA Program is symbolic of ROK/U.S. friendship and mutual support."