15 Kasım 2013 Cuma

388. Nağme: Bayağı Kimselerin Pis Silahı: Gıybet

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tefsir dersinde Hucurât Sûresi’ni tamamlayıp Kâf Sûresi’ne başladık.

Bugün 15 dakikalık ses kaydı halinde özellikle şu ayet-i kerimenin tefsir ve te’vili ile alakalı bölümleri arz ediyoruz:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
“Ey iman edenler! Zannın bir çok çeşidinden sakının! Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin! Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur).” (Hucurât, 49/12)
Hürmetle…

                                                                                                 
  
                                                                                                  HERKUL.ORG

                       http://www.herkul.org/herkul-nagme/388-nagme-bayagi-kimselerin-pis-silahi-giybet/

ÖLDÜRÜCÜ VİRÜSLER VE İNSAN KAZANMAK

*İnsanın kendi konumunu belirlemesi ve Hak karşısında ona göre bir duruşa geçmesi çok önemlidir. Kendi konumunu belirleyememiş olanlar için iktidar, servet ve makam gibi nimetler yanıltıcı birer unsura ve öldürücü birer virüse dönüşebilir. (00:30)
*Bazen insanın güçlü olması onu yanıltabilir. Cenâb-ı Hakk’ın kudretini ifade eden isimlerinden biri her şeye gücü yeten manasına “Kâdir”, bir diğeri ise kâdir kelimesinin mübalağalı şekli olup çok güçlü, istediğini istediği gibi eksiksiz, kusursuz ve tam yapan, nâmütenahi kudret sahibi manasına “Kadîr”dir. Cenâb-ı Hak bir iktidar verdiği zaman bazen insan o konuda yanılabilir ve hafizanallah Zât-ı Ulûhiyete ait hususiyetleri hiç farkına varmadan -doğrudan doğruya olmasa bile dolaylı yoldan- sahiplenebilir. (01:07)
*Bir kudsî hadîste, Cenâb-ı Hak,
اَلْكِبْرِيَاءُ رِدَائِي وَالْعَظَمَةُ إِزَارِي فَمَنْ نَازَعَنِي وَاحِدًا مِنْهُمَا قَذَفْتُهُ فِي النَّارِ
“Kibriya, benim ridâm, azamet ise benim izârımdır. Kim benimle bu mevzuda yarışa kalkışır ve bunları paylaşmaya yeltenirse, onu Cehennem’e atarım.” buyurmaktadır. Demek ki, kendini büyük görüp kibirlenen bir insan, bu ilâhî sıfatlarda Allah’a şerik olmaya kalkışmış sayıldığından Cenâb-ı Hak, böyle bir insanı derdest edip Cehennem’e atacağı ikaz ve uyarısında bulunmaktadır. (02:33)
*Farkına varmadan büyüklük çağlayanına kendini salan insanlar çok defa hem kendilerini mahvetmişler hem de çok insanın kanına girmişlerdir. Sezar, Roma mefkûresini kendi heva ve hevesine çiğnetmiş; Napolyon, Büyük Fransa idealini hırslarının ağına hapsetmiş ve öldürmüş; Hitler, Büyük Almanya gaye-i hayalini maceralı çılgınlıklarıyla yiyip bitirmiştir. Gönlünü Kur’an’a vermiş, adanmışlık mülahazası içinde meseleyi götüren insanlar kibre karşı hep mesafeli durmalılar; akıllarına azıcık “Ben bir şeyim!..” diye geldiği zaman günah-ı kebâir işlemiş gibi tevbe etmeliler. (05:00)
*Bir taraftan kendini büyük görmeye sebebiyet vermesi bir taraftan da insandaki hırs duygusunu beslemesi ve “kazanma.. kazanma.. ille de kazanma..” düşüncesini büyütmesi açısından servet ve imkan da bazen öldürücü bir virüse dönüşebilir. (08:33)
*Bin kazandığımız zaman, şayet içinde bir tane haram varsa, onun içine bir tane haksızlık girmişse, geri kalan dokuz yüz doksan dokuzu da kirletmiş oluruz ve Allah hepsinin hesabını sorar. Zaten, hadis-i şerifin ifadesiyle, zekatı verilmemiş bir mal bütünüyle kirlidir. (09:22)
*“Derken Kârun, ihtişam ve debdebe ile kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, ‘Keşke Kârun’a verilenin benzeri bize de verilseydi, doğrusu o çok şanslı’ dediler.” (Kasas Sûresi, 28/79) âyetinin ifadelerine göre Kârun, hayatı itibarıyla büyük bir kibir, çalım, gösteriş ve debdebe içindeydi. O servet ve imkanın altında kalıp ezildiği gibi başkalarına da kötü örnek oluyordu. Bugün de bulunduğu konumu şahsî çıkarları hesabına değerlendirmeye kalkışanlar, aynı zamanda başkalarına kötü örnek olduklarından onların veballerini de yüklenmiş sayılırlar. (10:20)
*Cenâb-ı Hak, Hazreti Musa’nın (aleyhisselâm) kavminden olan Kârun’a, hazinelerinin anahtarlarını bile güçlü, kuvvetli bir topluluğun zorla taşıdığı büyüklükte bir servet vermiş, fakat o, bu serveti kendi becerisiyle kazandığını iddia etmişti. Hakk’ın kendisine yaptığı iyilik ve ihsanlara bir şükür ve teşekkür ifadesi olarak insanlara iyilik yapacağı yerde, iyiliğin arkasındaki iyilik sahibini unutmuş, kendini bencilliğin gayyalarına salıvermiş ve sahip olduğu servet u sâmânla şımarmış, böbürlenmiş, ferîh fahûr yaşamaya ve ifsada başlamıştı. Tabiî Cenâb-ı Allah da yaptıklarının karşılığı olarak onu bütün varlığıyla beraber yerle bir etmişti. Böylece Kârun, ulü’l-azm bir peygambere yakınlığın hakkını veremeyip kazanma kuşağında kaybeden ibret vesilesi, tâli’siz bir servet sahibi olarak tarih defterinin yaprakları arasında yerini almıştı. Evet, Karun, kendisine lütfedilen nimetler karşısında tavır ayarlaması yapamaması, inkâra sapması yüzünden neticede sahip olduğu her şeyle beraber yerin dibine geçirilmekle cezalandırıldı ki Kur’ân bunu şöyle resmeder:
فَخَسَفْنَا بِه وَبِدَارِهِ الْأَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللهِ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِرينَ
“Nihayet Biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Zaten onun ne Allah’a karşı kendisine yardım edecek avenesi vardı ne de kendini savunup kurtulabilecek durumdaydı.” (Kasas Sûresi, 28/81) (13:04)
*Bir hadis-i şerifte “Dünya bir cîfedir (leştir, pisliktir); onun talipleri ise köpeklerdir!” buyurulmaktadır. Bir başka hadis-i şerifte ise, “Dünya sevgisi bütün hataların başıdır!” denmektedir. (15:04)
*Rahata düşkünlük de bünyeye musallat olmuş öldürücü bir virüstür. Tenperverlik kanserden daha tehlikeli bir hastalıktır. (16:05)
*İktidar, servet ve rahata düşkünlük virüsleri birbirlerini de destekler durur. Bazen servetten büyüklük doğar, bazen büyüklük servet hesabına kullanılır ve bazen de o büyüklük o servet insanda rehavet hissi hâsıl eder. Bu marazlara düşmüş kimseler, bir de kalkıp “Bunca zaman koştuk, hizmet ettik; “humus” (ganimetin beşte biri) kullanmak da bizim hakkımız!” demek gibi şeytanî mırıltılarla gayr-ı meşru tavırlarına meşruiyet bahanesi aramaya çalışırlar. (16:35)
*Beklentiye düşme ve takdir görmeyi isteme de bir öldürücü virüstür. Halbuki mümin, övülmeyi sövülme gibi görmeli ve her işini sadece Allah’ın rızasına bina etmelidir. (20:40)
*Hizmetleri karşısında Allah rızasından başka beklentilere girenler,
أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا
“Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz, onlarla safa sürdünüz. Allah’ın verdiği o güzel ve hoş nimetleri israf edip bitirdiniz. Hakkınızı dünyada kullanıp ahirete bir şey bırakmadınız” (Ahkâf Sûresi, 46/20) âyetinin tokadına maruz kalırlar. (21:48)
*Bizim en büyük kredimiz istiğnadır; her türlü makam ve mansıp karşısında müstağnî davranmamız lazımdır. Makama bağlı vazifeler istenmemeli; talepsiz verildiğinde ise, ancak kerhen kabul edilmelidir. Bu meselenin tek istisnası vardır: Şayet bir vazifeyi sizin ölçünüzde yapabilecek başka bir müstakim mü’min yoksa, Hazreti Yusuf’un “Beni ülkenin hazinelerinin başına tayin et; çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim.” (Yusuf Sûresi, 12/55) diyerek Kıptîler içinde vazifeye talip olduğu gibi, o vazifeyi talep etmekte mahzur olmayabilir. Hazreti Yusuf (aleyhisselam), bu sözü hiçbir müslümanın olmadığı, peygamberlik esintilerinin bulunmadığı, Allah’ın bilinmediği bir yerde vazifeyi talep sadedinde söylemiştir. (23:50)
*Cevdet Paşa’nın, “Kısas-ı Enbiyâ”da temas ettiği üzere, riyâsete talip olmamak ve belli bir vazifeye tayin istememek gerektiği yönündeki nebevî uyarıları duyup dinleyen Hazreti Ebû Bekir (Allah’ın rıza ve rıdvanı onun üzerine olsun), Hazreti Ali’ye (radiyallahu anh) gönderdiği bir mektupta bu mevzuyla alâkalı şu ölçüyü dile getirmiştir: “Vazife onundur ki, o ‘benim değildir’ der. Onun değildir ki, o, vazifeye ehil olduğunu iddia eder.” (24:48)
Soru: En büyük yatırımın insana yapılan yatırım olduğu vurgulanıp himmetlerin insan kazanmaya teksif edilmesi lazım geldiği üzerinde duruluyor. Ayrıca, eserlerde, bir insanı, dine ait hiçbir hakikati ve delili kabul etmemek demek olan “küfr-ü mutlak”tan inkarda ve itikatsızlıkta şüphe taşımak manasına gelen “küfr-ü meşkûk”e yürütmenin dahi “hizmet” olduğuna dikkat çekiliyor. Bu açılardan, insan kazanmak ne demektir ve nasıl anlaşılmalıdır? (27:46)
*Yeryüzü problemi insanla tanıdı; hatta şeytanın problemlerin babası oluşu da insanın yaratılmasıyla başladı. Bu açıdan da insanda problemi çözeceğiniz âna kadar ne yuvada, ne mektepte, ne camide, ne de idarî, siyasî, iktisadî hayatta asıl problemi çözemezsiniz. (28:26)
*İnsan kazanmanın değişik seviyeleri vardır: Bir insanı tahkikî imana ulaştırmak üst seviyede bir kazanma olduğu gibi, bir insanı taklidî ve nazarî Müslümanlık kapısından girdirme de bir kazanmadır. (31:40)
*Hilyetü’l-Evliya adlı eserinde Ebu Nuaym Hazretleri’nin naklettiğine göre, Sahabe efendilerimizdeki dini hassasiyete ve İslamî heyecana derin bir özlem duyan Hasan Basri Hazretleri, çağdaşı olan insanların hayatları ile Sahabenin yaşayışını kıyaslayıp çok üzüldüğü bir gün şöyle demiştir: “Yetmiş Bedir gazisine yetiştim. Onların çoğunun elbisesi basit bir yün kumaştan ibaret idi. Siz onları görseydiniz deli sanırdınız; onlar da sizin iyilerinizi görselerdi artık ahlakın kalmadığına hükmeder, kötülerinizi görselerdi onların hesap gününe bile inanmadıklarını söylerlerdi.” (34:04)
*Bir insanın demokratik tarz-ı telakki içinde sizi de bir yere koyup “Yaşamak onların da hakkı!” demesi de bir seviye ve bir kazanımdır. (35:30)
*Sadece kendiniz gibi düşünen insanları kazanılmış görürseniz hiç farkına varmadan daha farklı dairelerdeki kazanımlara sırtınızı dönmüş ve onların tepkilerine sebebiyet vermiş olursunuz. (38:00)
*Bütün insanlara kendinizi sevdirmeniz mümkün değildir; eğer mümkün olsaydı Peygamberler kendilerini herkese sevdirirlerdi. Mutlak manada İnsan-ı Kamil olan İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), ruhunun ufkuna yürüdüğü zaman hala kendisine inanmayanlar vardı. Mesela, Ebû Leheb genel yapısı itibarıyla, şefkat ve mülayemet sahibi bir insandı. Rasûl-i Ekrem küçük yaşlarında Ebû Leheb’in evinde bulunmuş, hem Ebû Leheb hem de eşi Ümmü Cemil, Efendimizi kucaklarına almış, sevmiş, omuzlarına koymuş, cariyeleri Süveybe’den süt emzirtmişlerdi. Ancak Ebu Leheb gururlu ve kibirli bir kişi olduğundan pohpohlanınca kendisine pek çok kötü şey yaptırılabiliyordu. Ona, “Sen Abdüluzza’sın, Benî Ümeyye kabilesiyle akrabalığın var. Haşimilerle Benî Ümeyye’nin iltika noktasını teşkil ediyorsun. Geniş bir oymağın başında bulunuyorsun. Sen şöyle adamsın, böyle adamsın…” diyor ve bu tür sözlerle onu hep oyuna getiriyorlardı. (38:50)
*Hazreti Üstad’ı pek çok gazeteci ziyaret etmiş. Pakistan’dan gelip röportaj yapmak isteyen gazeteci “Hayatımda Üstad kadar ihlaslı birini görmedim!” demiş. O dönemde dine ve dindara karşı hasım bilinen bir başka gazeteci de Hazreti Bediüzzaman’ı ziyaret etmiş. Hazreti Üstad gazeteciyi çok güzel karşılamış, ihtiram göstermiş ve mahviyet içinde onu uğurlamış. Daha sonra da talebelerini çağırıp şöyle demiş: “Bir insanın İslâmiyet’e düşmanlığı yüz ise onu doksan dokuza indirmek hizmettir, hatta yüz bire çıkartmamak dahi hizmettir. Sizin yüz tane düşmanınız varsa, onun yüz bir olmasını arzu eder misiniz? O yüz düşmanın doksan dokuza inmesini istemez misiniz?” (41:00)
*Bir gün Rasûl-ü Ekrem Efendimizin meclisinde herkes yerini almış otururken Cerîr İbni Abdullah el-Becelî hazretleri içeri girmişti. Hazreti Cerîr, kavminden 200 kişiyle birlikte Yemen’den Medine’ye gelerek müslüman olmuş saygıdeğer bir insandı. Genç, heybetli, güzel yüzlü ve imrendirici bir hâli vardı. Peygamberimizin huzuruna kim önce gelmiş ve nereye oturmuşsa orası onun hakkı idi; günümüzün nakil vasıtalarındaki numarasız koltuklarda olduğu gibi önce gelen arzu ettiği yere otururdu. Cerîr İbni Abdullah (radiyallahu anh) içeri girince oturacak yer bulamamıştı ve kendisine yer gösteren de olmamıştı. Bu durumu farkeden Peygamber Efendimiz, hemen cübbesini çıkarmış, künyesiyle ona seslenmiş “Ey Ebû Amr, al onu, üzerine otur!” demişti. Sonra da, çevresindekilere dönerek, “Bir topluluğun kerem ve şeref sahibi büyüğü yanınıza geldiği zaman, ona ikramda bulunun ve hürmet edin.” buyurmuştu. (42:55)
*Cenâb-ı Hak, Hazreti Musa ve Hazreti Harun’a hitaben, “Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitab edin. Olur ki aklını başına alıp düşünür, öğüt dinler yahut hiç değilse biraz çekinir.” (Tâ Hâ Sûresi, 20/44) buyurarak her şeyden önce peygamberâne bir üslubu nazara vermiş; muhatap, Firavun gibi kalb ve kafası imana kapalı bir insan bile olsa, yine de hak ve hakikati “kavl-i leyyin” ile anlatmak gerektiğine işaret etmiştir. (45:48)


                                                                                                      HERKUL.ORG

                                                                                    http://www.herkul.org/bamteli-bu-hafta/

NEDEN SİNİRLENİYORUZ (Sızıntı Degisi)

Neden Sinirleniyoruz?


 
Neden Sinirleniyoruz?

Ahmet Bey öfke patlaması yaşıyor, kendi kendine konuşmasına mâni olamıyordu. Kendini teskin etme konusunda bunca gayretine rağmen yine sinirlenmişti. Etrafındaki herkes kaçışmıştı. Ahmet Bey, ufak tefek sıkıntılı durumlarda bile hemen kabarır, etrafındaki kişilere bağırıp çağırmaya başlardı. Bu kadar öfkeli olması normal miydi? Öfkenin ve sinirlenmenin ne gibi neticeleri vardı? Kâmil insanlarda gördüğümüz huzur, sükûn ve teenninin kaynağı neydi?

Sinirlenince vücutta neler olur?
Sık sık duyduğumuz "kan beynime sıçradı", "sinirden elim ayağım titredi" gibi sözler, bu durumu az da olsa açıklar. Sinirlendiğimizde vücutta ciddi oranda adrenalin salgılanır. Adrenalin stres durumunu ifade eder. O ân, 'savaş veya kaç' sistemi çalışmaya başlar. Saniyeler içinde vücutta birçok muhteşem mekanizma aktif hâle gelir, nabız hızlanır, vücut ısısı artar, gözde pupillalar genişler, kan dolaşımı hızlanır, kanda glikoz artarak kaslara daha çok glikoz gönderilir. Adrenalin hormonu, vücudu tehlikelere karşı savunmaya hazır hâle getirmede rol alır. Yaratıcı'mız, farklı organlarda farklı vazifeler görecek şekilde çok çeşitli adrenalin alıcıları (reseptör) yaratmıştır. Aynı hormonun kalbde farklı, karaciğerde farklı tesir icra etmesi, kompleks ve girift olduğu kadar mu'cizevî bir durumdur. Korktuğumuz, sinirlendiğimiz veya heyecanlandığımızda, kısacası vücutta 'stres' arttığında, başka vazifeli hormonlar da devreye girerek vücudumuzda kısa ve uzun vadede değişiklikler olur. Meselâ, sindirim sisteminde, kan dolaşımında, kan şekerindeki değişiklikler ile stres arasında önemli bir münasebet vardır. Hattâ kronik stres durumunda beyin hücrelerinin yapısı bile değişmektedir. Dolayısı ile çabuk sinirlenen kişilerin kalb hastalıklarına, gastrit ve ülser gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarına, hipertansiyona yakalanma riski de artmaktadır. Atalarımızın dediği gibi, keskin sirke küpüne zarar verir.

Öfke muhakemeye zarar verir
Sinirli ve öfkeli ruh hâli, en başta kişinin sağlığına zarar verir. Ayrıca sağlıklı karar verme mekanizmasını bozar. Kişi o esnada tamamen hisleri ile hareket eder. Bunun neticesinde ise, karşısındaki kişilere zarar verir. Makul, mantıklı ve neticeleri iyi kararlar, genellikle kişinin sakin ve asude bir ruh hâli içindeyken verdiği kararlardır. Öfke ânında verilen kararlarda, düşünme ve muhakeme sistemi gerektiği kadar çalışmadığı için hata ihtimali artar. Geçmişimize baktığımızda yanlış kararlarımızın çoğunun, hissî ve çok acelece verilen kararlar olduğunu görürüz.

Sağlıklı karar vermede zihinbeyin sisteminin farklı bölümlerinin koordineli çalışması önemlidir. Ancak stres ânında amigdala ve hipokampus aktivasyonu artar. Bu süreçte beyindeki sinir ağlarının çalışma şeklinde değişmeler olur. Bunu normal akan bir trafiğin kaza sonrası yön değiştirmesine ve ambulansların, itfaiyelerin ve kurtarma ekibinin o bölgede yoğunlaşmasına benzetebiliriz. Orada normal şartlarda çalışan bir sistem yerine olağanüstü şartlarda çalışan bir sistem devreye girer. Hedef, stresi gidermektir. O esnada normal görevlerini yapmak için günlük trafikte yol alan araçlar durmak ve krize müdahale eden araçlara yol vermek zorundadır. Bu esnada beyinde, stresi gidermeye yönelik mekanizmalar çalıştırılır. Etraftaki uyaranlar buna göre değerlendirilir. Sinirlenen kişide ise doğru karar vermek yerine hissiyata göre hareket etmek ve karşıdaki kişiye duygularıyla bir tepki vermek söz konusudur. Bu tepki, sözlü veya fiilî olarak karşıdaki kişiye zarar verme şeklindedir. Kişideki muhakeme, düşünme, mantık ve kontrol mekanizmaları zayıfsa, kişinin öfkeli durumda alacağı kararlar çoğunlukla isabetsizdir. Bundan kişinin hem kendisi hem de çevresi zarar görür.

Öfke ve sinir huzursuzluk kaynağıdır
Çalışma hayatında, aile içinde veya herhangi bir mecliste çabuk sinirlenen bir kişi varsa, onun etrafındaki her ferdin bundan menfî etkilendiğini görürüz. Her ân bağıracağı, kızıp söyleneceği, eleştireceği ve gerginlik oluşturacağı beklenen bir kişinin yanında kimse huzurlu olamaz. Çünkü o kişideki negatif enerji başkalarına da tesir eder ve oradaki herkesin stresi artar. Neticede herkesin hata yapma riski artar. Bir aile içinde stres artarsa o aile içindeki fertler daha çok hata yapar. Bu hataya tepki veren ebeveyn, daha çok strese sebep olur, bu şekilde fasit daire devam eder gider. Kişiler, önce huzurlarını sonra mutluluklarını kaybeder. Aile içi huzursuzluklara baktığımızda çabuk sinirlenen kişilerin verdiği gereksiz tepkilerin bu konuda önemli bir rol oynadığını görürüz.

Sinirliliğin sebepleri
Kişilerin mizacı, çabuk sinirlenmenin en önemli sebeplerden biridir. Fevri mizaçlı fertlerde, çabuk sinirlenme daha sık görülür. Bu kişilerin stres hormonuna daha kolay cevap verdiği bilinir. Reseptörleri daha hassastır. Bu kişilerin amigdala ve hipokampus aktivitesi diğer kişilere göre daha farklı bulunurken, frontal kortekslerinde (alnın arkasındaki beyin bölümü) de bazı farklılıklar görülmüştür. Tiroit hormonu fazla olan kişilerde de, bu hormonun tesirlerine bağlı sinirlilik olabilir. Ayrıca aşırı yük altında bulunan, yoğun bir sorumluluk alan kişilerin stres hormonu daha fazla salgılanır. Bu süreçte kontrol mekanizmaları bozulur. Rekabetçi, mükemmeliyetçi, ayrıntıcı ve titiz (A tipi) kişilik yapılarında da sinirlilik daha sıktır. Egoist yapıdaki kişilerin de engellenme karşısında çabuk tepki verdiği bilinir. Çocukların çabuk sinirlenmesinde ise, sayılan bu sebeplerin yanı sıra kötü rol modelleri de önemli bir etkiye sahiptir.

Sinirliliğin psikiyatrik sebeplerine baktığımızda, depresyondaki kişide strese karşı ya aşırı duyarlılık veya tepkisizlik görülür. Aşırı gergin ve tepkili bir yapı varsa, kronik depresyon akla gelmelidir. Ayrıca duygu durum bozukluklarında ve manik kaymalarda da aşırı bir sinirlilik hâli görülür. Uyuşturucu madde bağımlılarında, hem madde kullanırken hem de maddeden yoksunluk döneminde sinirlilik çok belirgindir. Kişilik bozukluklarında özellikle antisosyal yapıdaki kişilerde aşırı öfkelenme, öfkesini kontrol edememe ve sonrasında ise fizikî zarar verme görülür. Bu kişiler, karşıdaki kişiye zarar veremezse kendilerine zarar verirler. Dışlanma, sosyal izolasyon, mobbing (işyerindeki kişilere yapılan psikolojik taciz) gibi durumlara maruz kalan kişilerde de gerginlik ve buna bağlı olarak da sinirlilik görülebilir. Uykusuzluk, açlık gibi fizyolojik ihtiyaçların karşılanmaması da sinirliliğe yol açar. Stres sürecindeki kişilerde ilginç bir şekilde uykusuzluk veya aşırı uykulu olma hâli görülebilir. Benzer şekilde iştah artışı ve iştah azalması da söz konusudur. Uyku, iştah problemleri sinirliliğe yol açtığı gibi, sinirlilik de uyku ve iştah problemlerine sebep olabilir.

Hayatın özünde sükûnet vardır
Kâinata baktığımızda her şeyde bir sükûnet görürüz. Yeryüzünde her gün her yerde fırtına esmez ve denizlerde her gün dev dalgalar köpürmez. Yeryüzündeki tabiat hâdiselerinin periyodik, dengeli ve ahenkli işleyişi insana sükûnet mesajı vermektedir.

Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatına baktığımızda bu sükûneti görürüz. O, kendi şahsına ait en büyük taarruzlarda bile sükûnetini ve teennisini korumuştur. Düşmanlarına karşı bile ortaya koyduğu bu tavır, bize güzel bir örnektir. Kendi aile hayatında ve sahabeleriyle geçirdiği zamanlarda ortaya koyduğu davranışlarda, asla öfke ve hiddet görmeyiz. Kızmanın, karşıdaki kişiye gösterilecek reaksiyonun gerekli olduğu zamanlar olabilir. Dinimize, mânevî değerlere olan taarruzlara karşı sinirlenmek, öfkelenmek haklı olabilir. Bu hakka dayanıp kişiye veya kişilere ceza verme hakkı bize verilmemiştir. Bu cezayı ancak mahkeme verebilir. Kendi adımıza, kendi egomuz adına ölçüsüz bir şekilde öfkelenip etrafımızdaki insanları kırıp dökmek İslâmî ahlâka aykırıdır.

Sinirliliği nasıl azaltabiliriz?
"Allah'tan korkan kimseler öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah, iyilik edenleri sever." (Âli İmran/134) mealindeki âyet bize bu konuda çok net bir ölçü vermektedir. Öfkeyi hafifletmenin önemli bir yolunun insanları affetmek ve iyilik yapmak olduğu anlaşılabilir. Çünkü öfkeyi yutmak, insanı affetmek ve iyilik etmek âyeti kerîmede ardı ardına anlatılmaktadır.

Nefsin terbiyesi sinirliliği azaltmanın ilk adımlardan birisidir. Günümüz insanının ben merkezli bakış açısı, kendine dönük her türlü eleştiriye aşırı reaksiyon vermesine sebep olmaktadır. Kendine haksızlık yapıldığını düşünen, saygı görmediğini söyleyen, sözünün dinlenmediğini ifade eden, en küçük engellenme karşısında sinirlenip saldırgan bir tavır içine giren kişilerde, egoist bakış açısının ön plânda olduğu görülür. Bu sebeple kişinin kendi tepkisi konusunda 'farkındalık' oluşturması, çözüm için ilk adımdır.

Mütevekkil ve kadere teslim olma da, kişinin ruh haline müspet tesir eder. Üzerimize aldığımız sorumluluğu, bu değerlerle stresi artırmadan yerine getirmek mümkündür. Kişinin mânevî hayatının sağlam olması, kendine has bir güven ve huzur meydana getirir. Yaratıcı'yı bilen ve O'na teslim olan kişi, hâdiseler karşısında sükûnetle davranacak ve teenni ile hareket edecektir. Abdest, namaz, zikir, dua ve diğer ibadetler, her bir ferdin kalb balansını ayarlamasını kolaylaştıracak, dolayısıyla onu, şeytanı ve nefsi hoşnut edecek tepkiler vermekten alıkoyacaktır.

Sohbet ve nasihat meclisleri de, her bir ferdi değiştirecektir. Mânevî atmosferi teneffüs eden kişinin ben merkezli davranması, olur olmaz şeylerden başkalarının kalbini kırması, insanları hiçe sayarak kendi tepkilerini ölçüsüz bir şekilde ortaya koyması daha zordur. Şeyh Sadi'nin Bostan Gülistan isimli eserinde bu konuda güzel bir misâl verilir: "Toprağa sormuşlar sen neden güzel kokuyorsun diye... Toprak cevap vermiş, bir testinin içinde misk yaprakları ile birlikte kaldım da ondan." Netice olarak kişinin çevresi, münasebet içinde olduğu kimseler, onun şuuraltı davranışlarını besler. İyi tepki vermek için, iyi insanlarla birlikte olmak gerekir.

Kişinin elinde olmadan verdiği aşırı tepkiler ve bütün gayretine rağmen düzelmeyen durumlar ise, psikiyatrik bir tedavi gerektirir. Kullanılacak bazı ilâçlar vasıtasıyla bu tepkilerin dengelenmesi mümkündür.

Sinirlenmenin ve öfkenin verdiği zararın şuurunda olan ve ona göre hareket eden kişiler, hem kendilerine hem çevrelerine huzur verir. Burada önemli olan herkesin kendi söz ve davranışlarını kontrol edebilmesidir. Bunu başarabilen kişilerin, öfkenin ve sinirliliğin zararlarından kurtulacağı, güzel sözleri ve davranışları ile çevresine örnek teşkil edeceği açıktır. İnancımızın gereği de budur.
 
 
                                                               SIZINTI DERGİSİ' nden alıntıdır.
 
                                

POLİNOMLAR

Vikipedi, özgür ansiklopedi
    

3. dereceden bir polinomun grafiği:
f(x) = x3/5 + 4x2/5 - 7x/5 - 2
= 1/5 (x+5)(x+1)(x-2)
Polinomlar özel tipte bazı fonksiyonlardır. Tek değişkenli n. dereceden bir polinomun genel şekli
P(x) = a_0 + a_1 x +  a_2 x^2 \cdots + a_{n - 1} x^{n - 1} + a_n x^n
dir. Burada a_0, ... , a_n katsayılardır ve Reel sayı olmak zorundadır. Değişkenin üssü olan n ise bir Doğal sayıdır. Polinomda + ile ayırdığımız  a_0 ,  a_1 x ,...,  a_n x^n şeklindeki değişken, katsayı ve üs bileşimine terim denir. Polinomdaki en büyük üssüye polinomun dercesi denir. Örnek:

| |}
  • P(x)= 2x derP(X)=1
  • P(x)= 3+ 5x^4 + 7x^5 + x^{13} derP(x)=13
  •  P(x)= 7x^4 - 3x^2 + 14x -2 derP(X)=4
n. dereceden bir polinomun en cok n kökü vardır (kök, polinomun değerini sıfır yapan sayıdır, yani P(a) = 0 koşulunu sağlayan a sayılarına P'nin kökleri denir). Bir a sayısı P(x) polinomunun bir köküyse, (x-a) terimi P(x)'in bir çarpanıdır.
Örneğin:
P(x)= x^2 -1 olsun.
P(1) = 0 koşulu sağlandığından
P(x)= x^2 - 1 = (x-1)(x+1) eşitliği yazılabilir.
Bu polinomun kökleri -1 ve +1'dir. Cebirin Temel Teoremine göre her polinomun en az bir kökü vardır. Bu kök her zaman reel sayı olmayabilir, bazen kökler karmaşık sayılardan oluşabilir.
Örneğin :
P(x)=x^2+x+1
polinomunun (reel sayılarda) kökü yoktur, reel çarpanlara ayrılmaz. Bu polinomun kökleri sanal sayılar olarak bulunabilir.
P(x) = ax^2 + bx + c
şeklinde bir polinomun kökleri
\frac{(-b + (b^2-4ac)^{1/2})} {2a} ve \frac{(-b - (b^2-4ac)^{1/2})} {2a}
formülleriyle verilir. Burada
b^2-4ac < 0
ise polinomun gerçel kökü yok demektir. Bu durumda kökler sanaldır.
3. ve 4. derece polinomların koklerini veren karışık formüller vardır. 5. ve üstü derecelerdeki polinomların köklerini verebilecek bir formül yoktur. Yani, yalnızca 4 işlem ve üs, kök alma işlemlerini kullanan bir formülün var olamayacağı 19. yüzyılda Niels Henrik Abel tarafından ispatlanmıştır.
  • der[P(x)] = m, der[Q(x)] = n olmak üzere,
m > n ise, der[P(x)+/- Q(x)] = m
m = n ise, der[P(x)+/- Q(x)] < m ya da der[P(x) ± Q(x)] = m'dir.


  • der[P(x)] = m, der[Q(x)] = n olmak üzere,
der[P(x) . Q(x)] = m+n
der[P(x) / Q(x)] = m-n 'dir.

22 Eylül 2013 Pazar

SANAL BEBEK

Helikopter başımın üstünde dönüyordu. Polis arabaları sirenleriyle kulaklarımı, yanıp sönen ışıklarıyla gözlerimi dalgalandırıyorlardı. Bir jip hızla geçerken yanımdan takla attı, sonra tekerleklerinin üzerine düşüp yoluna devam etti. Kocaman bir örümcek duvarın üstünden bırakıverdi kendini. İşte o sırada kollarında kalp dövmeleri olan beyaz ayılarla göz göze geldim. Onların hemen arkasında bir asker, tüfeğiyle sürünüyordu. Geceydi. Gürültüye ve dehşete rağmen genç anneler kollarındaki bebekleri melodiler eşliğinde huzurla sallıyorlardı.

Oyuncakçı \"Nasıl bir şey arıyordunuz?\" diye sordu. \"Kaç yaş için? Kız mı erkek mi?\". \"Kız\" dedim. \"Küçük bir kız. Ona sorumluluk duygusu verecek bir şey olmalı!\". Oyuncakçı bilgiç bir tavırla: \"İşte, sanal bebekleri bunun için yaptılar.\" dedi. \"Bir canlının sorumluluğunu almayı öğretiyor çocuklara.\" Sonra raftan üzerinde küçük bir ekran ve düğmeler bulunan, elektronik saate benzer bir şey indirdi. \"Bakın!\" dedi, \"Bir düğmeye basınca bebek doğuyor. Artık oyuncağın sahibi ona bakmak zorunda. Karnı acıkınca onu doyuracak, hastalandığında doktora götürecek, uykusu geldiğinde uyutacak, sıkıldığında gezdirecek, oyun istediğinde oynatacak, üzüldüğünde sevindirecek... Eğer ekranı izlemez, uyarıları dikkate almaz, gereken düğmelere basmazsa bebek ölür. Oyuncak durur.\"

\"Sarın!\" dedim.

Taksiye bindiğimde cebimde bir sanal bebek taşıyordum. Şoför, taksimetrenin düğmesine basmış, rakamlar patlayan mısırlar gibi uçuşmaya başlamıştı. Sarı arabayı kırbaçlayan, \"Nereye?\" sorusuna verdiğim cevaptaki ses tonuydu.

Yalnız olmama rağmen şoförün yanına değil, arka koltuğa oturmuştum. Konuşmak istemiyordum. Söze girecek mi diye korkuyla beklemeye başladım. \"Havalar da soğudu.\" kış cümlelerinden ilki olurdu. Ya da trafik muhabbetiyle kesilirdi kurdele. Şoför içimden geçenleri anlamış gibi tek kelime konuşmadı. Torpido gözünden çıkarttığı pipoyu yaktı. Teybini açtı. Caz... Adam caz dinliyordu

Dikiz aynasının köşesine bir çocuk resmi iliştirilmişti. Şoför yalnız arkadan gelen arabaları değil, çocuğu da izliyordu göz ucuyla. Çocuk da arabayı süren adama sevgi dolu gözlerle bakıyor, sonra aynanın köşesinden arkadan gelen arabaları seyrediyordu. Bir ara gözlerini ovuşturmaya başladı; farlar gözünü almış olmalıydı. Sonra aynadan daha parlak gözlerini üzerime çevirdi. Farlar bu kez benim gözümü kamaştırdı.

\"Cebinde ne var?\" dedi kısık bir sesle. Korku, şaşkınlık ve sebebini bilmediğim bir mahcubiyet içerisinde \"Sanal bebek.\" dedim. \"Kızına mı aldın?\" dedi. \"Evet.\" dedim. \"Yaşatabilecek mi?\" dedi. \"Yaşatmalı.\" dedim. Eliyle trafik lambalarını göstererek: \"Işıkları takip etmesini bilmeli. Kırmızı yanınca duracak, yeşil yanınca geçecek.\" dedi. \"Bundan kolay ne var?\" dedim. \"Yanılıyorsun. İstersen kendini bir gözden geçir. Kaç kez kırmızıda geçtin? Kaç kez yeşile rağmen gitmedin? Kaç kez ateşi görür görmez üzerine kapatmak yerine, ceketini rahatça giydin? Ellerinin derisi soyulacak diye ellemedin asit dökülmüş elleri. Kilitledin gözlerini, hışımla çekip kepenkleri. Hiç konuşmayı bırakıp dinlemeyi denedin mi? Hiç ağlayanlardan sevincini gizledin mi? Sözlerini tutmamak hırpaladı mı seni? Gölgeciysen, neden esirgedin gölgeni?\"

\"İyi ama bunların sanal bebekle ne ilgisi var?\" dedim. \"Onlar gerçek insanlar!\" Çocuk, küçümseyen bakışlarla süzdü beni. Alaycı bir ses tonuyla: \"Ölmediklerine göre sorun yok, öyle mi?\" dedi.
Yüzüm kızarmıştı. Kızmıştım da. Onu susturamayacağımı biliyordum. O hâlde inmeliydim taksiden. Şoför bütün bu konuşmalardan habersiz, hızla sürmeye devam ediyordu arabasını. Piposunu tüttürüyor, caz dinliyordu.

\"Müsait bir yerde ineyim.\" dedim. Araba durdu. İnmeden önce çocukla göz göze geldik yine. Bu kez ben sordum:

\"Senin sanal bebeğin var mı?\"
Gülümsedi. \"Ben sanal bebeğim. Öldüm.\" dedi.
                              
 
 
           GONCA DERGİSİ         http://www.goncadergisi.com/konular/detay/sanal-bebek

1 Eylül 2013 Pazar

MAKARONİ PENGUENİ

Makaroni pengueni

Vikipedi, özgür ansiklopedi
    
Vikipedi:TaksokutuVikipedi:Taksokutu
Makaroni pengueni
Korunma durumu: Korunmasız (VU)
Macaroni Penguins (js).jpg
Bilimsel sınıflandırma
Alem:Animalia (Hayvanlar)
Şube:Chordata (Kordalılar)
Sınıf:Aves (Kuşlar)
Takım:Sphenisciformes (Penguenler)
Familya:Spheniscidae
(Penguengiller)
Cins:Eudyptes
Tür:E. chrysolophus
Binominal adı
Eudyptes chrysolophus
Brandt, 1837
Yayılımı (mavi alan).
Yayılımı (mavi alan).
Sinonimler
Catarractes chrysolophus Brandt, 1837[1]
Eudyptes saltator (Stephens, 1826)
Makaroni pengueni (Eudyptes chrysolophus), penguengiller (Spheniscidae) familyasından Güney Amerika, Güney Afrika ve Antarktika Yarımadası arasında kalan bölgede yaşayan bir penguen türüdür. Sorguçlu penguenler (Eudyptes) olarak adlandırılan penguen cinsinin altı türünden birisidir. Kraliyet pengueni (Eudyptes schlegeli) ile akrabalığı vardır ve bazı kesimler bu ikisini tek tür olarak ele alırlar. Sarı bir sorgucu olup, yüzü ile üst kısmı siyahtır ve beyaz olan alt kısımdan keskin bir şekilde ayrılır. Yetişkinler ortalama 5,5 kg (12 lb) ağırlığında ve 70 cm (28 inç) uzunluğundadır. Erkek bireyleri, dişi bireylerinden daha büyük boyuttadır ve gagaları daha uzundur. Makaroni penguenleri göçmendir, istisnai durumlarda yuvalama mevsimi dışında karada görülürler. Yaşam süreleri 8 ila 15 yıl arasında değişir.
Makaroni pengueni çeşitli kabuklularla, küçük balıklarla ve kafadan bacaklılarla beslenmektedir. Herhangi bir Makaroni pengueni bireyi, yıllık olarak herhangi bir deniz kuşundan daha çok deniz canlısı tüketir. Bu penguenler yılda bir kez tüy dökerler, bu dönemde tekrar denize dönmeden önce yaklaşık dört hafta kadar kıyıda zaman geçirirler. Genellikle kolonileri 100.000'den fazla bireye sahiptir. Bu nedenle penguen türleri içerisinde üreme oranı en yüksek olan penguen türüdür. Üremeyle geçen yaz ayları sonunda, penguenler altı ay boyunca okyanusta dağılırlar. 2009'da yapılan bir araştırmada Kerguelen'deki penguenlerin Orta Hint Okyanusu'nda 10.000 km'nin (6.200 mil) üzerinde yolculuk yaptıkları belirlenmiştir. Yaklaşık 18 milyon bireyi ile makaroni pengueni en kalabalık penguen türüdür. Ancak popülasyonlardaki yaygınlıkta 1970'lerin ortasından beri azalma rapor edilmektedir. Bu faktörler penguenin korunma durumunun hassas olarak yeniden sınıflandırılmasına yol açmıştır.

Taksonomi

Makaroni pengueni, 1837'de Alman doğa tarihçisi Johann Friedrich von Brandt tarafından Falkland Adaları'nda tanımlandı.[2] Tanımlamada sorguçlu penguenler (Eudyptes) cinsinin altı türünden biri olduğu belirtildi. Cins adı, Antik Yunancadaki eu (iyi) ve dyptes (dalıcı) sözcüklerinin birleşimiyle türemiştir. Türün epitet adı chrysolophus ise Yunanca sözcükler chryse (altın), ve lophos (sorguç) sözcüklerinden türetilmiştir.[3]
Türün bilinen adı, 19. yüzyılın başlarında Falkland Adaları'nda kaydedildi. Anlaşıldığı kadarıyla İngiliz denizciler türü dikkat çekici sarı sorgucuna bakarak isimlendirdi.[4] Makaronizm, 18. yüzyıl İngiltere'sinde gösterişli veya aşırı süslü özel bir tarz için kullanılan bir terimdi. Bu modayı benimseyen kişiler de maccaroni veya macaroni olarak adlandırılırdı.[5] Bu sebeple söz konusu şubenin adı "makaroni" olarak kabul edildi.
Mitokondri ve nükleer DNA'sı bulguları makaroni pengueninin yakın akrabası olan kraliyet pengueninden (Eudyptes schlegeli) yaklaşık 1,5 milyon yıl öncesinde ayrıldığını ortaya çıkarmıştır.[6] Her ne kadar iki ayrı tür oldukları kabul edilse de, DNA dizilişindeki yakın benzerlikleri nedeniyle Avustralyalı iki kuşbilimci Les Christidis ve Walter Boles, makaroni pengueninin kraliyet pengueninin bir alt türü olduğu görüşünü benimsemiştir.[7][8] İki tür görünüm olarak çok benzer olmasına rağmen kraliyet pengueninin siyah yerine beyaz bir yüz bölgesi vardır.[9] 1987-1988 yıllarında Avustralya Ulusal Antarktik Araştırma Keşfinde Heard ve Marion adalarında bir Hint-Pasifik alt türü olan E. chrysocome filholi ile yaptığı üç melez kaydı bildirilmiştir.[10]

Fiziksel özellikler[değiştir]


Macaroni pengueninin fiziksel olarak insanla karşılaştırılması.
Makaroni pengueni, dış görünüşü bakımından Eudyptes cinsinin diğer üyelerine benzeyen ve iri, sorguçlu bir penguendir. Yetişkin bir makaroni pengueninin ortalama boyu yaklaşık 70 cm'dir.[2] Ağırlığı ise yılın hangi dönemine denk geldiğine ve cinsiyetine göre belirgin bir biçimde değişir. Erkeklerin ortalama ağırlığı; kuluçka dönemi sonrası 3,3 kg, tüy dökme dönemi öncesi 6,4 kg ve tüy dökme dönemi sonrası 3,7 kg'dır. Dişilerde ise ortalama ağırlık; tüy dökme dönemi öncesi 5,7 kg iken, tüy dökme dönemi sonrası ise 3,2 kg'dır.[11]
Ağızdan itibaren gagaları, 7-8 cm kadardır. Üst gaganın tepesinde bir santimetreden az bir yükselti bulunur. Uzun telek tüylerinden yoksun olan ve kırılmadığı için uçmaya yaramayan fakat buna karşılık, yüzerken çok kuvvetli yüzgeç vazifesi gören kanatları,[12] omuzdan kanat uçlarına kadar 20,4 cm ve kuyruğu ise 9-10 cm kadardır.[13] Diğer kuşların aksine havada uçamaz ama derin suların en usta yüzücüsüdür. Su altında çok çevik ve hızlı olabilmesini, benzersiz vücut özelliklerine borçludur. Vücudu kaplayan kürk; deriden üretilen özel bir yağ sayesinde su geçirmez.[12] Kafa, çene, boğaz ve üst kısım siyahtır ve beyaz olan alt kısımdan keskin hatlarla ayrılmıştır. Yavrularda bu siyah tüyler mavimtrak bir parlaklığa sahiptir, erişkinlerde ise kahverengiye çalar. En ilginç özelliği ise alnın ortasındaki bir perçemden başlayıp yatay bir şekilde enseye kadar uzanan sarı renkli sorguçlarıdır. Yüzgeçlerin dış kısmı mavi-siyah renkli olup uçları beyazdır, iç kısımları ise beyaz renkli olup uçları siyahtır. Geniş soğansı gaga, turuncu-kahverengidir. İris kırmızıdır ve gaganın bitiminden göze doğru pembemsi çıplak bir deri parçası bulunur. Bacaklar ve ayaklar pembedir. Erkekler ve dişiler görünüş olarak benzerdir, ancak erkekler çok az miktarda daha büyüktür.[2] Erkeklerin gagaları, dişilere göre daha büyük olur. Ortalama bir erkek gagası; 6,1 cm iken, dişilerinki 5,4 cm'dir. Bu fark sayesinde erkek ve dişi ayırt edilebilir.[11]
Olgunlaşmamış makaroni penguenleri; ufak gövdeleri, küçük mat kahverengi gagaları, koyu gri çene ve boğazı, kafalarının üzerine saçılan eksik veya gelişmemiş sarı tüyleri ile ayırt edilir. Üreme yaşından bir ya da iki yıl önce, 3-4 yaş arasında penguenlerde sorguç tamamen gelişmiştir.[14]
Makaroni penguenleri, varolan bütün tüylerini değiştirecek şekilde yılda bir defa tüy döker. Tüy dökme sırasında yiyecek temin edebilmek için suya giremediklerinden, tüy dökmeye başlamadan önce iki hafta kadar vücutlarında yağ birikimi meydana gelir. Tüy dökme işlemi, 3-4 hafta sürer ve bu süreyi sahilde oturarak geçirir. Makaroni pengueni, tüy dökme safhasının ardından denize döner ve baharda çiftleşmek üzere kolonisine katılır.[15] Ortalama yaşama süreleri, pek iyi bilinmemektedir. Güney Georgia Adaları'nda yavrulayan erişkinlerin başarılı şekilde dönüş oranları; üç yıllık dönemde yüzde 49 ilâ 78 arasında değişmiştir. Dönenlerin yüzde 10'u, bir sonraki yıl yavrulamamıştır.[16]

Davranış


Oyun oynayan makaroni penguenleri, Hannah Noktası, Livingston Adası: 62°39' Güney, 60°36' Batı, Antarktika Yarımadası.
Makaroni pengueninin ötüşü diğer sorguçlu penguenlere benzer. Eş bulma ve kur yapma döneminde, koloniler oldukça gürültülü olur ancak kuluçka dönemi süresince azalma eğilimi gösterir. Kuluçka döneminde ebeveynler yuvada yer değişikliği yapacağı zaman borazan benzeri sesler çıkarır, bu sayede birbirlerini kolaylıkla tanırlar. Bir penguen, görsel işaretin az ve yüksek seviyede gürültünün olduğu bir çevrede, yavru veya eşini çağırmak için mümkün mertebe kolonideki diğer binlerce kuşun sesiyle yarışmak durumundadır. Bilimsel çalışmalar makaroni pengueninin iletişimi, bir görüntü-çağrı kullanımıyla sağladığını ortaya koyar, her penguen benzersiz akustik bir imzayı içeren karmaşık bir ses yapısına sahiptir.[17][18] Güney Georgia Adaları'ndaki kolonilerde kaydedilen penguen seslerinin Kerguelen ve Crozet Adaları'ndakilerden daha yüksek ritim ve alçak perdeye sahip olduğu ortaya çıkmıştır.[9]
Koloniler halinde yaşamak, penguenler arasında vokal gösterilere ek olarak görsel repertuarı da geliştirerek sosyal etkileşimin yüksek olması sonucunu doğurur.[19] Bu davranışlar, üreme döneminin başlarında zirveye çıkar ve koloniler, özellikle erkek penguenler denizde olduklarında sakinleşirler. Karşı koyma, ilerleme ya da yer değiştirme gibi mücadeleci gösteriler, diğer bireylerle çatışmayı yatıştırmak ve kaçınmak içindir.[19] Özellikle bitişik yuvalarda olan makaroni penguenleri, gaga düellosu yapabilirler. Penguenler gagalarını birbirine kenetler ve güreşirler. Diğerini düşürmek için yapılan her denemede, rakip tekmelenir ve gagalanır ya da ensesine vurulur.[20] Uysal görünümlü narin yürüyüşe sahiptir. Koloni içinde ilerlerken tüyleri düz, kanatları vücudun önünde, baş ve boyunları öne eğik, kuluçka halinde iken ya da yuvada durduklarında ise kafa ve boyunları hep kambur şekilde öne eğiktir.[21]
Diğer penguen türleri gibi, makaroni pengueni de yuva yapma ve yiyecek arama sırasında sosyal davranan bir hayvandır. Kurdukları üreme kolonileri, bütün penguen türleri içerisinde en büyük ve en kalabalık olanlarıdır.[22] Üreme mevsimi dışında, genellikle açık denizlerde yaşarlar.[23] Nisan ya da mayıstan ekime kadar denize dağılırlar.[24] Charles Andre Bost tarafından yönetilen bir Fransız takımının 2009 yılındaki çalışmasında, Kerguelen'deki makaroni penguenlerine ait yuvaların, doğuya doğru 3×106 km2 'yi aşan bir alana yayıldıkları görülmüştür. Yer bulma algılayıcılarıyla donatılmış 12 penguenin, yaptıkları 10.000 km'nin üzerindeki yolculuklarında, kıyıya bir kere bile gelmeden, zamanlarını çoğunlukla 47–49° güney enlemleri ve 70–110° doğu boylamları arasındaki bölgede (Hint Okyanusu'nun ortalarında, bu alan "Ön Kutup Noktası" olarak ta bilinir) geçirdikleri görülmüştür. Bölge, krillerin azlığı açısından dikkate değerdir.[25]

Avlanma ve beslenme


Makaroni pengueninin beslendiği canlılardan biri olan kuzey krili (Meganyctiphanes norvegica).
Makaroni pengueninin diyeti çeşitli kabukluları, kalamar ve balıkları kapsar, ancak her birinin oranı bölgeye ve sezona göre değişiklik gösterir. Kril, özellikle Antarktika krili (Euphausia superba) üreme mevsiminde gıdanın % 90'ından fazlasını oluşturur.[23] Kafadanbacaklılar ve Notothenia rossii, Lepidonotothen larseni, Champsocephalus gunneri, Myctophidae türleri Krefftichthys anderssoni, Protomyctophum tenisoni ve Protomyctophum normani gibi küçük balıklar, yavru yetiştirme döneminde daha önemli bir hale gelir.[26] Diğer birçok penguen türü gibi makaroni pengueni de bazen kasti olarak küçük taşları (10–30 mm çapında) yutar. Bu davranışın, derin su dalışında ağırlık oluşturmak için[27] ve özellikle diyetin büyük kısmını oluşturan kabukluların dış iskeleti gibi yiyecekleri öğütmeye yardımcı olması için yapıldığına dair yorumlar yapılmaktadır.[28][29]
Yiyecek arama genellikle günlük olarak idare edilir. Beslenecek yavrular varken gün doğumundan, gün kararmasına kadar sürer. Gece yolculukları bazen özellikle yavrular büyürken yapılır.[23] 2008'deki bir araştırmada penguenlerin hareketlerini izleyen, cerrahi olarak implante edilmiş veri kaydedicileri yavru yetiştirme döneminin bitmesiyle yiyecek arama yolculuklarının uzadığını gösterdi.[30] Penguenler, kuluçka dönemi esnasında ve tüy dökmeden önce 10-20 gün kadar dışarı çıkma riskini göze alırlar.[23] Yılda yaklaşık 9,2 milyon ton kril avlayan makaroni penguenleri, bütün deniz kuşları içinde en büyük tekli deniz kaynakları tüketicisidir.[31] Makaroni penguenleri üreme dönemi dışında, kış göçü esnasında yaz mevsimindeki üreme dönemine oranla daha derine, daha uzun süre ve daha verimli bir şekilde dalar. Yıl boyunca yiyecek için dalışlar gündüz vakitlerinde yapılır, ancak kışın, günün daha kısa olması sebebiyle dalışlar daha sıkışık bir şekilde yapılır.[32]
Avlanma uzaklığı kolonilerden itibaren, Güney Georgia'da 50 km (31 mil)[33] kıta sahanlığından açıklarda ve Marion Adası'ndan 59-303 kilometre mesafede herhangi bir yer olarak ölçülmüştür. Makaroni penguenleri normalde 15-70 metre (49-230 ft) derinliklerde avlanır, ancak özel durumlarda 100 metre (330 ft) derinliğe indikleri de kaydedilmiştir. Kimi zaman gece aramaları da olur; ancak 3-6 metre (9,8-20 ft) aralığında olan bu dalışlar daha sığdır. Dalışlar nadiren 2 dakikadan fazla sürer.[34] Bütün dalışlar "V" şeklindedir ve avlanma esnasında deniz dibinde vakit harcanmaz. Yiyecek aramaya ayrılan zamanın yaklaşık yarısı dalış için harcanır. Penguenlerin dalış başına 4–16 kril veya 40–50 amfipod yakaladığı hesaplanmıştır.[23]

Kur yapma ve üreme


Bir makaroni pengueni yumurtası.
Dişi makaroni pengueni 5 yaşında, erkek makaroni pengueni ise en erken 6 yaşında çiftleşebilir. Dişilerin daha erken çiftleşmeye başlamasının nedeni erkek mevcudun daha çok olmasıdır. Erkek makaroni penguenin nüfusunun çok olması, dişilerin üreme zamanına girildiğinde daha deneyimli eş seçebilmesini sağlar.[35] Dişiler koloniye katıldıktan birkaç gün sonra erkekler kendi hakimiyet bölgelerini tanıtır ve dişilere kur yapmaya başlarlar. Yuvada çiftleştikten sonra vardiyalı olarak kuluçkaya yatarlar.[20] Dişi yumurtlarken öne doğru eğilir, hırıltı şeklinde yüksek sesler çıkarır, boynu ve gagası dikey hizaya gelene kadar ileri uzanır. Sonra ise kafasını bölge bölge sallar ve anırmaya benzer yüksek sesler çıkarır.[36] Bir taraftan da iki tarafa doğru bükülür, kanatlarını çarpar ve gagasıyla tüylerini çekiştirir.[20] South Georgia'da eşlerin sadakatini anlamak için yapılan gözlemler, çiftlerin dörtte üçünün bir sonraki yıl yine aynı eşle çiftleştiklerini göstermiştir.[16]
Yetişkin makaroni penguenleri genellikle ekim sonlarında çiftleşir ve kasım başlarında yumurtalarını yapar.[37] Yuva yere sığ biçimde kazılır ve üzeri taş, çakıl veya otlarla kaplanır ya da çimen topaklarının (Güney Georgia Adaları'nda) içine yapılır.[38] Yuvalar, koloninin orta kısımlarında yaklaşık 66 cm., dış kısımlarda ise yaklaşık 86 cm. aralıklı olarak oldukça sığ biçimde yapılır.[38] Sağlıklı bir makaroni pengueni bir yumurtlama döneminde iki yumurta bırakır. Birinci yumurta 90-94 gram gelir. 145-155 gram gelen ikinci yumurtanın %61-64'ü olan bu yumurtanın yaşama şansı oldukça azdır.[38] İki yumurtanın toplam ağırlığı annenin ağırlığının %4,8'i kadardır ve bunun %20'si yumurta sarısı, %66'sı yumurta akı ve %14'ü de kabuğundan oluşur.[39] Diğer penguen türlerine oranla, kabuk kırılma riskini azaltacak şekilde göreli olarak daha kalındır ve yumurtanın sarısı da civcivin daha gelişmiş bir şekilde doğmasını sağlayacak şekide daha iridir.[40] Yavru yumurtadan çıktığında yumurta sarısının bir kısmı kabuğun içinde kalır ve civciv ilk birkaç gün bununla beslenir.[40]
Birinci yumurtanın akibeti çoğu kez belirsizdir; fakat kraliyet pengueni ve dik sorguçlu penguenler üzerinde yapılan araştırmalara göre dişi ikinci yumurtayı yaptıktan sonra ilk yumurtayı kırdığını göstermiştir. Kuluçka süreci beş haftayı bulur ve her biri kabaca 12 gün kadar süren üç aşamadan oluşur.[38] İlk aşamada hem erkek hem dişi kuluçkaya yatar ve daha sonra erkek yumurtayı dişiye teslim edip beslenmek üzere denize döner. Erkek denizden döner dönmez, bu sefer dişi yumurtayı erkeğe bırakıp denize gider ve civcivler yumurtadan çıkana kadar geri dönmez.[35] Hem erkek hem dişi kuluçka süreci boyunca hatırı sayılır biçimde oruç tutmak zorundadır; erkekler denize gidecekleri zamana kadar 37 gün boyunca bir şey yemezler, denizde geçirdikleri 10 günlük süreden beslenmeden sonra tekrar nöbeti alıp yumurtadan yavru çıkıp belli bir aşamaya gelene kadar 36 gün daha bir şey yemezler. Dişiler ise erkeklerin gelip yumurtayı alacakları zamana kadar 42 gün boyunca herhangi bir besin almaz.[41] Bu süre boyunca her iki yetişkin ağırlıklarının %36-40'ını kaybederler.[42] İkinci yumurta yapıldıktan yaklaşık 34 gün sonra civciv çıkar. Makaroni penguenleri üreme kolonilerini genellikle nisan ya da mayıs ayınca terkedip okyanusa dönerler.[37][43]
Yavru yumurtadan çıktıktan sonra erkek makaroni pengueni yeni doğmuş yavrusuna bakar. Erkek, yeni doğan yavrunun tüyleri büyüyene kadar 23 ile 25 gün arası onu korur ve sıcak tutar. Dişi ise bu dönemde bir iki günde bir yavruya yiyecek getirir. Erkek penguenler yavruları korumayı bıraktıktan sonra, yavruların sıcak kalabilmesi ve korunabilmesi için bir kreş oluştururulur. Yavrular 60-70 günlük olduklarında tüyleri kendilerini koruyabilecek hale gelir ve kendi başlarına denize gitmeye hazır hale gelirler.[44]

Düşmanları


Makaroni pengueninin en büyük düşmanlarından birisi olan korsanmartı.
Makaroni penguenlerinin düşmanları orta-büyük boyutlu kuşlar ve deniz memelileridir. Katil balina (Orcinus orca), pars foku (Hydrurga leptonyx), Güneykutpu deniz ayısı (Arctocephalus gazella) ve Subantarktik deniz ayısı (Arctocephalus tropicalis) bazen bu penguenleri suda yüzerlerken avlarlar. Sürü halinde dolaşırlarken saldırıya uğrama olasılıkları çok düşüktür; yırtıcılar genelde yumurtaları ya da geride kalmış veya sürü tarafından terk edilmiş olan genç bireyleri avlarlar. Korsanmartı türleri, büyük kıngaga (Chionis alba) ve Larus dominicanus yumurtaları avlar, ayrıca bazen korsanmartı ve yelkovan kuşları yavrulara saldırır.[36]

Coğrafya ve habitat

Coğrafî dağılışı[değiştir]


Bir makaroni pengueni, Antarktika.
1993 yılında yapılan bir araştırmayla makaroni penguenlerinin 11.841.600 yaşayan çift ile dünyadaki en kalabalık penguen nüfusuna sahip oldukları ortaya çıkarılmıştır.[45] Makaroni penguenlerinin, Subantarktik bölgelerden Antarktika Yarımadası'na kadar 50 farklı noktada en az 216 üreme kolonisi kaydedilmiştir.[46] Güney Amerika'da, makaroni penguenleri Şili'nin güneyinde, Falkland Adaları'nda, Güney Georgia ve Güney Sandwich Adaları'nda ve Güney Orkney Adaları'nda bulunur. Ayrıca Güney Shetland Adaları, Bouvet Adası, Prens Edward Adası, Crozet Adaları, Kerguelen Adaları, Heard Adası ve McDonald Adaları dahil olmak üzere, Antarktika ve Antarktika Yarımadası'nda da yaşarlar.[47] Yiyecek arayan gruplar kuzeyde bulunan Avustralya, Yeni Zelanda, Brezilya'nın güneyi, Tristan da Cunha ve Güney Afrika'ya kadar ilerleyebilirler.[37]

Habitat (Yaşama alanları)

Makaroni penguenleri bulundukları çevre koşulları nedeniyle yüksek rakıma sahip alanlarda yaşamaya evrilmişlerdir. Antarktika gibi oldukça soğuk ve zorlu iklim koşulları olan bir kıtada hayatta kalabilmek, bir hayli zor yeryüzü şekilleri üzerinde yaşayabilme becerisi gerektirmektedir. Bu nedenle makaroni penguenleri, yüksek ve karlı kayalıklarda, sularla sınırlanmış buzul ya da adacıklarda, okyanus sınırındaki devasa uçurumlarda hayatta kalmayı öğrenmişlerdir.[48] Üreme kolonileri genellikle dik yamaçlarda ya da tam tersine düzgün zemine sahip bölgelere yerleşir, çoğunlukla biteyden yoksun olmasına karşın bu alanları tercih ederler ve "Tussock çimeni" denilen bitkilerden oluşmuş küçük topluluklarının ortasına yuva yaparlar.[49]

Korunma durumu


Bir makaroni pengueni, Twycross Hayvanat Bahçesi, İngiltere.
Makaroni pengueni nüfusunun yaklaşık 18 milyon olmasına karşın, farklı noktalarda yapılan araştırmalar önemli ölçüde bir azalma kaydetmiştir.[50] Üstelik 1970'li yılların ortaları ile 1990'lı yılların ortaları arasında Güney Georgia'da bulunan nüfusta %50'lere varan bir düşüş yaşanmıştır.[51] Ayrıca Şili'nin güneyindeki "Isla Recalada"da birçok birey gözden kaybolmuştur. Toplam nüfustaki bu düşüş, türün IUCN Kırmızı Listesi'nde "Zarar Görebilir" (VU) sınıfına taşınmasıyla sonuçlandı.[52] Ancak bu penguenlerin yaşayıp ürediği birçok alan koruma altına alındı ve bu koruma çalışmaları sürdürülmektedir. Heard Adası ve McDonald Adaları bu canlılar için bir "Dünya Mirası" haline getirildi.[50] Makaroni penguenleri, ticari balıkçılık ve deniz kirliliğinden etkilenebilmektedir.[53] 2008 yılında yapılan bir çalışmaya göre, iklim değişiklikleri ve balıkçılığın neden olduğu kril nüfusundaki düşüş, dişi makaroni penguenlerinin üreme yeteneklerini olumsuz etkilemektedir.[54]

Popüler kültüre etkileri