24 Kasım 2011 Perşembe

Bakılacak yüze utanılacak söz söyleme

"Adam mısın sen? Erkek olsaydın da yapsaydın..." diyen kadınlar, "Ömrümü yedin! Sen ne biçim kadınsın?" diyen kocalar... Tartışmalarda söylenen sözler eşler arasındaki sevgi ve saygıyı da yıkar gider. Sözler adeta birer kurşuna döner aşkı öldürür.Tartışmalar ve kavgalar, evliliğin tuzu biberidir. Dozunda olduğu sürece, evliliğe renk ve heyecan katar. Ancak o esnada bazı iletişim hataları yapılıyor ki kavga daha da büyüyor. Eski defterler açılıyor, suçlamalarda bulunuluyor, sorun hâkimiyet ve baskı ile çözülmeye çalışılıyor. Ne var ki o andaki kızgınlık ve öfke ile çoğu zaman ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyor. Öyle kelimeler sarf ediliyor ki adeta "bu söz kavgada bile söylenmez" dedirtecek türden. 'Beğenmiyorsan kapı orada. Çık git!', 'Seninle evlenmekle hata ettim', 'Kadın olsaydın annemi idare ederdin', 'Sen ne işe yararsın ki!' 'Şikâyetten başka bir şey bilmezsin zaten', 'Ömrümü yedin!', 'Annem demişti, bununla evlenilmez diye...', 'Senin için saçımı süpürge ettim.', 'Adam mısın sen?', 'Erkek olsaydın da yapsaydın', 'Bıktım senin ilgisizliğinden!'

Evlilik ve aile danışmanı psikolog Filiz Bayraktar, tartışmada eşlerin birbirini rencide edecek, onur kırıcı sözleri asla sarf etmemesi gerektiğini söylüyor.

Bayraktar, evlilikte tartışma sırasında yapılan en büyük yanlışın eşin meziyetlerinin görmezden gelinip, hatalarının abartılması olduğunu belirtiyor. Kavgada çoğu zaman asıl konudan uzaklaşıldığını ifade eden Bayraktar, eşlerin, durumu hâkimiyet kurma şekline dönüştürdüğünü söylüyor. İki tarafın da genellikle birbirini dinlemediğini aktaran Bayraktar, "Olay kişileştirilir, aşırı tepki verilir. Kişi, o yaşa gelinceye kadarki öğrendikleri, algıladıkları, düşündükleri tartışma kalıplarının doğru olduğunu savunarak eşinin her söylediğini yanlış görür ve kavga gittikçe büyür, şiddetlenir." diyor. Bayraktar, tartışmaya ayrıca bağırma, küfürlü ve ağır sözlerin dâhil edilmesi halinde saygının da yitirileceğini belirtiyor. Onur kırıcı söz ve davranışların kişide yaralar açtığını aktaran Bayraktar, "Saygı biterse sevgi de biter." ifadesini kullanıyor.

Kadınlar eski defterleri açıyor erkekler İSE dinlemiyor

Kadın ve erkekler, tartışma esnasında farklı konuları gün yüzüne çıkarıyor. Psikolog Bayraktar'a göre kadınlar, en küçük kavgada dahi eşinin ailesi ile olan ilişkisi ve kayınvalidesi ile anlaşmazlıklarından bahsediyor. Eşinin kendisini anlamadığını önemsemediğini dile getiriyor. 'Sen zaten sorumsuzsun, hiçbir şeyle ilgilenmiyorsun' ifadeleri ile eşinin konuşmasına fırsat vermeden suçlamalarda bulunuyor. Özellikle de 'eski defterleri' karıştırması kadını haklı olsa dahi haksız duruma düşürüyor. Erkekler ise kadınların aksine konuşmak istemiyor ve dinlemiyor. Sorunu hâkimiyet ve baskı ile çözmeye çalışıyor. Eşini itaatsiz olarak suçluyor, başka kadınlarla kıyaslıyor.


Eşinizle yaptığınız tartışmayı savaşa çevirmeyin

Önce dinleyin. İtirazın ne olduğunu anlayın ve sakince cevap verin. Bağırarak konuşmayın.

Sorunu açık ve net bir şekilde anlatın. Hasıraltına itilmeden çözüme gidin. Aksi takdirde biriken bu sorunlar yanardağ gibi beklenmedik bir zamanda patlayabilir.

Topluluk önünde tartışmayın, eleştirmeyin. Hakaret etmeyin ya da hakarete hakaretle cevap vermeyin. Asla vurmayın, itmeyin, şiddet gösterilerinden sakının.

Eşler birbirini sonuna kadar dinlemeli. Eleştirmeden fikirlerinizi söyleyin.

Doğru çözümü bulmak için ortak karar vermeye ve saygı çerçevesi içinde tartışmayı sonlandırmaya çalışın.

Yapıcı eleştirilerde bulunun, yıkıcı eleştirilerden uzak kalın. Amaç birlikteliği bozmak değil, daha iyi bir paylaşıma götürmek olmalı. Tartışmanın bedeli, eşi kaybetmek pahasına kazanmak değildir.

Eşinizi başkaları ile kıyaslamayın.

Çözüme ulaşılmışken eşe söylenecek herhangi bir 'sen de şöyle yapmalıydın' gibi ifadeler, yeni bir sorunu beraberinde getirir. Sevgiyi gösterecek bir davranışta bulunmak veya sevgi sözcükleri tartışmayı bitirecektir.

En küçük tartışma veya kavgayı çevrenizle özellikle de anne-babanızla paylaşmayın, anlatmayın. Eşler kavga esnasında yaşanılanları unutur, ancak anne-babada bir önyargı oluşabilir.

Yanlış aydınlatma gözleri bozuyor

Gün ışığından en az yararlandığımız kış aylarında, aydınlatmalar altında geçirdiğimiz süre de artıyor.Zamanımızın çoğunun ev ve ofiste geçtiği düşünülürse göz sağlığımız için en doğru aydınlatmaları seçmek büyük önem taşıyor. Zira, yanlış aydınlatılan ortamlarda uzun süre zaman geçirmek gözde kuruluğa, baş ağrısına ve göz yorgunluklarına neden olabiliyor.

Göz sağlığı için ofiste ve evde kullanılan aydınlatmaların büyük önem taşıdığını söyleyen Dünyagöz Ataköy Hastanesi'nden Opr. Dr. Haluk Talu, "Ofislerde kullanılan ışığın odanın her bölümüne homojen dağılması gerekiyor. Çalışma yüzeyinin parlaklığının, bakılan nesnenin parlaklığının en az üçte biri olmasına dikkat edilmeli. Bu nedenle ofis ortamlarında genel ışık veren aydınlatmalar, floresan veya kompakt floresanlı armatürlerin seçilmesini öneriyoruz. Halojen ve spot gibi direkt ışık veren aydınlatmaların ise sadece vurgulanmak istenen noktalarda kullanılmasına özen gösterilmeli." dedi. Opr. Dr. Talu, özellikle gelişim çağındaki çocukların çalışma ortamlarındaki ışık düzeninin iyi planlanması gerektiğini belirtti. Opr. Dr. Talu, "Az ışıkta veya halojen olmayan aydınlatma altında uzun süre çalışan çocuğun gözleri çabuk yorulur. Bu durum okuduğunu iyi görememe, çabuk sıkılma ve yavaş algılama gibi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle çalışma ortamları aydınlık olmalı ve ışığın direkt olarak gözlerine yansımamasına dikkat edilmelidir." dedi.

Çocuğum ders çalışmak istemiyor!

İlk yazılıların neredeyse bittiği bir dönemde hâlâ ders çalışmaya adapte olamamış öğrenciler var. Evlerde ders çalışma konusunda tartışma yaşanabiliyor. Öğrenciler, tatili iple çekerken, anne-babalar çocuklarının bu isteksizliği karşısında ne yapacağını bilemez bir hale gelebiliyor.Günümüzde birçok aile çocuğunun ders çalışmaya karşı isteksiz olmasından veya dikkatinin çabuk dağılmasından yakınmaktadır. Bu nedenle de ders çalışması için aileler çoğu zaman çocuğa çeşitli uyarılarda bulunmaktadır. Ancak bir çocuğun ders çalışmasını sağlamak için "Ders çalış, hadi odana git, oyalanma artık." tarzındaki uyarılar ona baskı yapmak aile içi iletişime zarar vermekten başka bir işe yaramayacaktır. Bu nedenle her şeyden önce aile olarak çocuğa doğru yaklaşımlarda bulunulmalıdır. Okul, ders, sınav gibi kavramların önemini çocuğa anlatmak ancak bunu yaparken onları sıkmamak nasihat vermekten ziyade kısa ve net bir şekilde onlara anlatmak gerekir. Aksi takdirde çocuğun kaygı düzeyi yüksek, mutsuz bir kişiliğe sahip bir çocuk yetiştirmiş olursunuz. Çocuk üzerinde tatlı sert bir otorite kurmak ancak bunu yaparken de sakin ve sabırlı bir şekilde davranarak çocuğa özgüven aşılamayı unutmamalısınız.

Hedef belirleyin: Çocuğunuzun ders çalışmak için bir sebebi olmasını istiyorsanız öncelikle geleceğe dair planlar yapmasını ve minik adımlar halinde hedefler seçmesini isteyin. Örneğin en yakın zamandaki sınavda iyi bir not almak gibi.

Program hazırlayın: Günlük derslerinden oluşan esnek olarak zamana ayarlanmış bir ders programı çocuğun ders çalışmasına yardımcı olacaktır. Programa uyulduğu takdirde çocuğunuza haftalık ödüller verebilirsiniz.

Eleştirmeyin: Çocuğunuzu tembel diye etiketlemek, başkalarıyla kıyaslama yapmak yerine motivasyonunu olumlu yönde etkileyecek sözler söyleyin. Kişiliğini zedeleyecek eleştirilerde bulunmayın. Çünkü çocuğa hakaret etmek, azarlamak, bağırmak aile ile çocuk arasındaki ilişkiye zarar verir ve aralarında bir uçurum oluşturur. Bir süre sonra her iki taraf arasında inatlaşmalar olur, sevgi azalır, kin oluşmaya başlar.

Model olun: Çocuk okuldan eve geldiğinde ebeveynler televizyon karşısına oturup çocuğu ders çalışmak için odasına yönlendirmeyin. Aksi takdirde çocuk ders çalışmayı kendisine verilmiş bir ceza olarak görecektir. Siz de çocuğunuz ders çalışırken kitap okumayı tercih edebilirsiniz.

Sorumluluk verin: Çocuğunuza okulöncesi dönemden itibaren yaşına uygun sorumluluklar vermeniz halinde büyüdüğünde okul ödevlerini hatırlamak konusunda zorlanmayacaktır. Unutmayın, ağaç yaş iken eğilir çocuğa küçük yaşlardan itibaren yaşına uygun sorumluluklar vermek gerekir.

Araştırma yapın: Ders çalışmaya karşı çocuğun isteksiz olma konusundaki asıl nedenini bulmaya çalışın. Çocuğunuz aile, okul veya sağlıkla ilgili yaşadığı çeşitli sorunlar ders çalışmasına engel olabilir. Profesyonel bir uzmandan yardım alın.

İlaçların ihmali, tüp bebek tedavisini olumsuz etkiliyor

Günümüzde tüp bebek yöntemi, çocuk sahibi olamayan çiftler için bir umut kapısı. Kimi bu kapıdan kucağında bebekle, kimi de bebek sahibi olma hayallerini başka bir güne bırakarak çıkıyor.Tedavi, maddî olarak külfetli. Bunun yanında anne adayını zorlu bir süreç bekliyor. Bu zorlu süreçte hasta, ilaçları doğru ve zamanında kullanmalı. Zira ilaçların düzenli kullanımı tedavinin başarı oranını etkiliyor. Eurofertil Üreme Sağlığı Merkezi Medikal sorumlusu Kadın Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, ilaç alımının unutulması, aynı saatte alınmaması veya ilacın diğer bir ilaçla karıştırılmasının tedavide telafisi olmayan durumlara yol açtığını söylüyor.

Dr. Özörnek, tedavinin 45 gün sürmesine rağmen, yeni ilaçlarla bu sürecin 15 güne kadar düştüğünü ifade ediyor. 12 günde yumurta sayısının artırıldığını ve gelişiminin sağlandığını söyleyen Özörnek, yumurtaların belli bir olgunluk seviyesine geldiklerinde genel anestezi altında 15 dakikalık bir operasyonla toplandığını ve aynı gün eşin spermleri ile döllendiğini belirtiyor. Özörnek, 3-5 gün vücut dışında gelişimleri takip edilen yumurtaların daha sonra anne adayının rahmine yerleştirildiğini aktarıyor. Özörnek, "12 gün sonra yapılacak gebelik testi, tedavinin sonucunu bizlere söyler." diyor.

Özörnek, tedavinin aşamalarında farklı ilaçlar kullanıldığını belirtiyor. Hastaların tedavi sürecinde dikkat etmesi gereken en önemli husus ilaç kullanımı. İlaçlara bağlı olarak hastada karında şişlik, sıvı toplanması, bulantı gibi yan etkiler görülse de ilaçların saati saatine alınması gerekiyor. Dr. Özörnek'e göre ilaç kullanım aralıkları hastaya göre değişse de genellikle günde tek seferlik dozlarla alınıyor. Ancak her gün aynı saatte alınmasına özen gösterilmeli, ilaç alımı unutulmamalı.

Stres, kısırlık tedavisinin düşmanı


Tüp bebek tedavisinde başarı oranının artması için hastanın yorucu işlerle meşgul olmaması ve stres ile savaşabilmesi gerekiyor. "Stres, kısırlık tedavisinin düşmanıdır." diyen Dr. Özörnek, stresin tedavide başarıyı yüzde 15 oranında olumsuz etkilediğini belirtiyor. Strese genellikle çevre baskısının sebep olduğunu söyleyen Özörnek, stresin prolaktin hormonunu yükselterek kadın ve erkekte üreme sağlığına olumsuz etki yaptığını ifade ediyor.

İlaçların ihmali, tüp bebek tedavisini olumsuz etkiliyor

Günümüzde tüp bebek yöntemi, çocuk sahibi olamayan çiftler için bir umut kapısı. Kimi bu kapıdan kucağında bebekle, kimi de bebek sahibi olma hayallerini başka bir güne bırakarak çıkıyor.Tedavi, maddî olarak külfetli. Bunun yanında anne adayını zorlu bir süreç bekliyor. Bu zorlu süreçte hasta, ilaçları doğru ve zamanında kullanmalı. Zira ilaçların düzenli kullanımı tedavinin başarı oranını etkiliyor. Eurofertil Üreme Sağlığı Merkezi Medikal sorumlusu Kadın Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, ilaç alımının unutulması, aynı saatte alınmaması veya ilacın diğer bir ilaçla karıştırılmasının tedavide telafisi olmayan durumlara yol açtığını söylüyor.

Dr. Özörnek, tedavinin 45 gün sürmesine rağmen, yeni ilaçlarla bu sürecin 15 güne kadar düştüğünü ifade ediyor. 12 günde yumurta sayısının artırıldığını ve gelişiminin sağlandığını söyleyen Özörnek, yumurtaların belli bir olgunluk seviyesine geldiklerinde genel anestezi altında 15 dakikalık bir operasyonla toplandığını ve aynı gün eşin spermleri ile döllendiğini belirtiyor. Özörnek, 3-5 gün vücut dışında gelişimleri takip edilen yumurtaların daha sonra anne adayının rahmine yerleştirildiğini aktarıyor. Özörnek, "12 gün sonra yapılacak gebelik testi, tedavinin sonucunu bizlere söyler." diyor.

Özörnek, tedavinin aşamalarında farklı ilaçlar kullanıldığını belirtiyor. Hastaların tedavi sürecinde dikkat etmesi gereken en önemli husus ilaç kullanımı. İlaçlara bağlı olarak hastada karında şişlik, sıvı toplanması, bulantı gibi yan etkiler görülse de ilaçların saati saatine alınması gerekiyor. Dr. Özörnek'e göre ilaç kullanım aralıkları hastaya göre değişse de genellikle günde tek seferlik dozlarla alınıyor. Ancak her gün aynı saatte alınmasına özen gösterilmeli, ilaç alımı unutulmamalı.

Stres, kısırlık tedavisinin düşmanı


Tüp bebek tedavisinde başarı oranının artması için hastanın yorucu işlerle meşgul olmaması ve stres ile savaşabilmesi gerekiyor. "Stres, kısırlık tedavisinin düşmanıdır." diyen Dr. Özörnek, stresin tedavide başarıyı yüzde 15 oranında olumsuz etkilediğini belirtiyor. Strese genellikle çevre baskısının sebep olduğunu söyleyen Özörnek, stresin prolaktin hormonunu yükselterek kadın ve erkekte üreme sağlığına olumsuz etki yaptığını ifade ediyor.

Pıhtı atması, ölüme götürebiliyor

Tüm yaş gruplarında görülebilen pıhtı atması (venöz tromboemboli), farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor.Uzun süre hareketsizlik, uçak seyahatleri, otobüs ve otomobil seyahatleri ya da uzun süre internet başında vakit geçirmek, bu hastalığa yol açan nedenler arasında yer alıyor. Sanofi-aventis'in desteğiyle Türkiye'de 16 uzmanlık derneğinin katkılarıyla bir araya gelen Güven Platformu, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan pıhtı atmasına karşı vatandaşları uyardı. Platform tarafından hazırlanan kılavuzda şu önerilere yer verildi: Uzun süre hareketsiz kalınacaksa baldır kasları çalıştırılmalı, yatak istirahatlerinde pıhtı oluşumunu engellemek için hareket edilmeli, gerektiğinde yaşam tarzında değişiklikler yapılmalı, kilo verilmeli...

17 Kasım 2011 Perşembe

Şeker yükleme testini kimler yaptırmalı?

Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Doç. Dr. Rüştü Serter, riskli kişilerin şeker yükleme testi yaptırmalarının son derece önemli olduğunu söyledi.Serter, "Bu test sayesinde diyabet öncesi dönemde teşhis koymak mümkün oluyor. Alınan tedbirlerle de ya diyabetin gelişmesi engelleniyor ya da erteleniyor." dedi.

Diyabetin başta kalp ve damarlar olmak üzere pek çok organa vereceği zararın en aza indirilmesinde diyabetin erken tespit edilmesi son derece önemli. Bu test sayesinde diyabet öncesi dönemde teşhis koymak mümkün oluyor ve alınan tedbirlerle diyabetin gelişmesi engelleniyor ya da erteleniyor. Sağlıklı ve riski düşük olan kişilerde şeker yükleme testine gerek duyulmazken, yüksek risk tespit edilen veya şeker yükselmesinden şüphelenilen erişkinlerde ise yaşa bakılmaksızın hemen şeker yükleme testini yaptırmak şart. Test sonucu normal çıkarsa riski azaltan tedbir ve tedaviler uygulanıyor. Riski devam edenlerde ise şeker yükleme testi doktorun uygun göreceği şekilde 3-5 yıl aralarla tekrarlanıyor.

Doç. Dr. Rüştü Serter, diyabete yakalanma konusunda risk teşkil eden faktörleri şöyle sıraladı:

40 yaşın üzerindekiler, bel çevresi erkekte 94, kadında 80 santimin üzerinde olanlar,

Bozuk açlık şekeri tespit edilenler,

Hamilelikte diyabet tanısı alanlar ile 4 kilo üzerinde bebek doğuran kadınlar,

Birinci derece akrabalarında diyabet olanlar,

Sağlıksız beslenenler ya da fiziksel aktivitesi düşük olanlar,

Hipertansiyon ve kolesterol problemi olanlar risk grubunda yer alıyor. Özellikle bu faktörlerden birden fazlası bir arada bulunanlar diyabet için yüksek risk grubunu oluşturuyor ve bu kişilere şeker yükleme testi yaptırmaları öneriliyor.