13 Eylül 2011 Salı
Alzheimer ve şizofreni tedavisinde çığır açan gelişme
ABD'de Güney California Üniversitesi'nden (USC) bilim adamları, ilk kez beyindeki bir sinir alıcısının detaylı haritasını çıkardı.Beyinde öğrenme ve hafızayla ilgili molekül Alpha 7'nin fotoğraflarıyla alzheimer ve şizofreni gibi hastalıkların tedavilerinde daha kesin sonuçlar elde edilecek.
Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi için beraber uyumayın
Uzman psikolog Nilüfer Erkin, çocukların anne-babanın yanında uyumasının psikolojik problemler doğurabileceğini söyledi.Erkin'e göre anne-babanın yanında kendini güvende hisseden çocuk gece de bu güveni sürdürmek için aynı yatakta uyumak istiyor. Bu amaca yönelik olarak doğru olmadığı halde bazı korkular üretiyor. Anne-babalar, çocuğunun korkusunu dindirmek zorunluluğu ile kendileriyle yatmasına izin veriyor. 3-4 yaşlarında korkulu rüyalar, gece ağlamaları ve sıçrayarak uyanmalar her çocukta rastlanabilen durum. Çocukların kendilerine ait bir yatakta ve ebeveynlerinin olmadığı bir odada uyumaları anne-babadan bağımsızlaşabilme, cinsel ve genel kişilik gelişimi açısından çok önemli.
Kulaklık kullanırken 90 desibeli geçmeyin
Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Topuz, gençler arasında kulaklıkla yüksek sesle müzik dinlemeye bağlı işitme kaybı sorununun arttığını söyledi.Prof. Dr. Bülent Topuz, özellikle de 12-19 yaş grubu kişilerde işitme kayıpları gözlendiğini belirtti.
Uzun süre yüksek sese maruz kalınmasının işitme kaybına yol açacağını dile getiren Topuz, şunları söyledi: "Bu işitme kaybı başlangıçta geçicidir. Bir süre sonra kalıcı hale dönüşür. Daha çok gençler tarafından yolda, toplu ulaşım araçlarında müzik dinlemek için kullanılan kulaklıklar sesin direkt kulak içine aktarımını sağlıyor. Uzun süre bu sese maruz kalındığı zaman geçici işitme kayıpları ortaya çıkabilir. İç kulak hassasiyeti bulunan kişilerde kayıp kalıcı olabilir. Genel olarak ailesinde işitme problemi olan gençlerde iç kulak hassasiyeti olduğunu söyleyebiliriz. Yeni neslin gözde müzik dinleme cihazlarını kullanan gençlerin yüzde 30'unun risk altında olduğu bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir.''
Topuz'a göre ileri yaşlarda görülen kulak çınlamasının görülme yaşı aşağı indi. Bunun en büyük sebebi kulaklık. Eğer kulaklıktan gelen ses 90 desibeli geçiyorsa tehlike çanları çalıyor demek. Yüksek sese sürekli maruz kalma, kalıcı işitme kayıplarına da sebep oluyor.
Uzun süre yüksek sese maruz kalınmasının işitme kaybına yol açacağını dile getiren Topuz, şunları söyledi: "Bu işitme kaybı başlangıçta geçicidir. Bir süre sonra kalıcı hale dönüşür. Daha çok gençler tarafından yolda, toplu ulaşım araçlarında müzik dinlemek için kullanılan kulaklıklar sesin direkt kulak içine aktarımını sağlıyor. Uzun süre bu sese maruz kalındığı zaman geçici işitme kayıpları ortaya çıkabilir. İç kulak hassasiyeti bulunan kişilerde kayıp kalıcı olabilir. Genel olarak ailesinde işitme problemi olan gençlerde iç kulak hassasiyeti olduğunu söyleyebiliriz. Yeni neslin gözde müzik dinleme cihazlarını kullanan gençlerin yüzde 30'unun risk altında olduğu bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir.''
Topuz'a göre ileri yaşlarda görülen kulak çınlamasının görülme yaşı aşağı indi. Bunun en büyük sebebi kulaklık. Eğer kulaklıktan gelen ses 90 desibeli geçiyorsa tehlike çanları çalıyor demek. Yüksek sese sürekli maruz kalma, kalıcı işitme kayıplarına da sebep oluyor.
Göz ardı edilen birçok hastalık öğrenme sorununa yol açıyor
Ders zilinin çalmasına az bir zaman kaldı. Okul başarısını birçok faktör etkilese de başarıya giden yolda 'sağlık'ın rolü büyük. Göz ardı edilen hastalıklar, beynin işlevlerini etkiliyor. Özellikle de diş çürükleri, geniz eti problemleri, sinüzit, vitamin ve mineral eksiklikleri zekânın gelişimi ve öğrenmede kalıcı hasarlara yol açıyor. Çocuklar, okul başlamadan mutlaka doktor kontrolünden geçmeli.Uzun bir tatilden sonra okullar açılıyor. Her anne-baba çocuğunun başarılı olmasını ister. Öğrencinin ailede aldığı eğitim, oturulan semt, seçilen okul, öğretmenler, alınan malzemeler başarı için önemli. Okul başarısında önemli olan hususlardan biri de öğrencinin sağlık durumu. Sağlık sorunlarının ihmali çocukların okul başarısında ciddi sonuçlara yol açıyor.
Çocuklar büyüme çağında olduğu için gelişimlerinde kritik evreler vardır. Bu evreler zekânın gelişmesi ve belli yeteneklerin kazanılması açısından da önemli. Bu kritik evrelerde ihmal edilen sağlık sorunları, zekâ gelişimi, zekânın şekli, seviyesi ve öğrenmede telafisi imkânsız hasarlara sebep oluyor.
Çocukların sağlık sorunları yetişkinlerinkinden farklı özellikler içerir. Birçok hastalık, yetişkinleri halsiz güçsüz bırakırken çocuklar enerjik olabilir. Birçok yetişkinin dayanamadığı ağrıya çocuklar daha tahammüllü olabilir. Bunlar çocuk hastalıklarının zamanında anlaşılması, teşhis ve tedavisinde ihmale yol açar. Diğer taraftan bazı hastalıkların tedavisinin gecikmesi çocuklarda yetişkinlerde olduğundan daha büyük hasarlar bırakır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, çocuklarda bağışıklık sisteminin yetişkinlerinki kadar gelişmemiş olmasıdır. Yine birçok kronik hastalıkta kalıcı hasarların nedeni, beynin işlevleri için gerekli olan oksijenin yetersizliği. Yine beynin işlevleri için gerekli olan glikozun kanda olması gereken seviyede olmaması da kalıcı hasarlar bırakıyor. Beynin işlevlerinin etkilenmesi; çocukta öğrenmesi gerekenleri zamanında öğrenememe, kazanılması gereken yeteneklerin kazanılamaması gibi vahim sonuçlara sebep olmakta. Kronik hastalıklar kontrol altına alındığında çocukta ders başarısızlığı problemi görülmez.
Anne-babalar çocuklarının sağlık sorunlarının tedavisinin gecikmemesi için şu hususlara dikkat etmeli:
İş yoğunluğu nedeniyle ihmaller sıklıkla görülüyor. Buna yol açmamak için diğer aile yakınlarından destek alınmalı.
Doğru sağlık kuruluşuna gitmek için gereken araştırmalar yapılmalı. Bilgi eksikliği sebebiyle yanlış kuruma başvurmak zaman kaybına yol açıp tedavide gecikmeye sebep oluyor.
Birinci basamak muayeneden sonra sevk edilen ya da önerilen tedavi kurumundan randevu alma ertelenmemeli ve geciktirilmemeli.
Gerekli tetkikler için de randevu alma ertelenmemeli ve geciktirilmemeli ve alınan randevu günlerinde tetkik yapılacak yerde zamanında bulunulmalı.
Tedavi için gerekenler doğru şekilde uygulanmalı.
Tedavi süresi bittikten sonra doktora tekrar kontrol için gitmek gerektiğinde geciktirmeden gidilmeli.
Başarıyı etkileyen ve ihmal edilen hastalıklar
Kulak, burun hastalıkları, tonsilit, geniz eti problemleri, sinüzit; vitamin ve mineral eksiklikleri. Demir eksikliği, kansızlık problemleri.
Alerjik hastalıklar, kronik bronşit ve solunum yolları hastalıkları, egzamalar, diş çürükleri.
Kan şekeri düzensizliği ile ilgili problemler (diyabet vb.), hormonal bozukluklar ile ilgili problemler, tiroit problemleri.
Çocuklar büyüme çağında olduğu için gelişimlerinde kritik evreler vardır. Bu evreler zekânın gelişmesi ve belli yeteneklerin kazanılması açısından da önemli. Bu kritik evrelerde ihmal edilen sağlık sorunları, zekâ gelişimi, zekânın şekli, seviyesi ve öğrenmede telafisi imkânsız hasarlara sebep oluyor.
Çocukların sağlık sorunları yetişkinlerinkinden farklı özellikler içerir. Birçok hastalık, yetişkinleri halsiz güçsüz bırakırken çocuklar enerjik olabilir. Birçok yetişkinin dayanamadığı ağrıya çocuklar daha tahammüllü olabilir. Bunlar çocuk hastalıklarının zamanında anlaşılması, teşhis ve tedavisinde ihmale yol açar. Diğer taraftan bazı hastalıkların tedavisinin gecikmesi çocuklarda yetişkinlerde olduğundan daha büyük hasarlar bırakır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, çocuklarda bağışıklık sisteminin yetişkinlerinki kadar gelişmemiş olmasıdır. Yine birçok kronik hastalıkta kalıcı hasarların nedeni, beynin işlevleri için gerekli olan oksijenin yetersizliği. Yine beynin işlevleri için gerekli olan glikozun kanda olması gereken seviyede olmaması da kalıcı hasarlar bırakıyor. Beynin işlevlerinin etkilenmesi; çocukta öğrenmesi gerekenleri zamanında öğrenememe, kazanılması gereken yeteneklerin kazanılamaması gibi vahim sonuçlara sebep olmakta. Kronik hastalıklar kontrol altına alındığında çocukta ders başarısızlığı problemi görülmez.
Anne-babalar çocuklarının sağlık sorunlarının tedavisinin gecikmemesi için şu hususlara dikkat etmeli:
İş yoğunluğu nedeniyle ihmaller sıklıkla görülüyor. Buna yol açmamak için diğer aile yakınlarından destek alınmalı.
Doğru sağlık kuruluşuna gitmek için gereken araştırmalar yapılmalı. Bilgi eksikliği sebebiyle yanlış kuruma başvurmak zaman kaybına yol açıp tedavide gecikmeye sebep oluyor.
Birinci basamak muayeneden sonra sevk edilen ya da önerilen tedavi kurumundan randevu alma ertelenmemeli ve geciktirilmemeli.
Gerekli tetkikler için de randevu alma ertelenmemeli ve geciktirilmemeli ve alınan randevu günlerinde tetkik yapılacak yerde zamanında bulunulmalı.
Tedavi için gerekenler doğru şekilde uygulanmalı.
Tedavi süresi bittikten sonra doktora tekrar kontrol için gitmek gerektiğinde geciktirmeden gidilmeli.
Başarıyı etkileyen ve ihmal edilen hastalıklar
Kulak, burun hastalıkları, tonsilit, geniz eti problemleri, sinüzit; vitamin ve mineral eksiklikleri. Demir eksikliği, kansızlık problemleri.
Alerjik hastalıklar, kronik bronşit ve solunum yolları hastalıkları, egzamalar, diş çürükleri.
Kan şekeri düzensizliği ile ilgili problemler (diyabet vb.), hormonal bozukluklar ile ilgili problemler, tiroit problemleri.
Fıtıkta ameliyat en son çare
Her bel ve boyun fıtığı, ameliyata aday değil. İlaç tedavisi, istirahat, fizik tedavi, spora rağmen şikâyetler geçmiyorsa hasta o zaman ameliyat edilmeli. En az üç ay beklenmeli.Ameliyat, tüm tedavi yöntemlerine rağmen ilerleyen nörolojik bir bulgu olduğunda şart.Türkiye'de son zamanlarda bel ve boyun ağrısı şikâyetleriyle hastanelere başvuranların sayısı hızla artıyor. Özellikle de kollarda ve bacakta uyuşma, ağrı, güç kaybı gibi belirtiler gösteren 'bel ve boyun fıtığı' rahatsızlıkları için gelenler hastanelerde yoğunluk oluşturuyor.
Florence Nightingale Hastaneleri Nöroşirürji Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Cengiz Kuday, bel ve boyun fıtığında ameliyatın en son çare olduğunu belirtiyor.
Prof. Dr. Cengiz Kuday, bel ve boyun fıtığında diğer tedavi metotları denenmeden hemen ameliyat olmamayı öneriyor. Kuday'a göre her bel ve boyun fıtığı, ameliyata aday değil. İlaç tedavisi, istirahat, fizik tedavi, spora rağmen şikâyetler geçmiyorsa o zaman ameliyat edilmeli. En az üç ay beklenmeli. Kuday, ancak tüm tedavi yöntemlerine rağmen ilerleyen nörolojik bir bulgu olduğunda, ameliyatın gerektiğini dile getiriyor. Kuday, "Eğer her türlü tedaviye rağmen ilerleyen nörolojik bir bulgu olduğu takdirde, bel fıtığında 'lasek testi' denen ve hastanın bacağını 10 derece kaldırdığımızda ağrı hissediyorsa, verdiğimiz ağır ağrı kesicilere rağmen ağrı devam ediyorsa, baş parmağında zayıflık varsa ameliyat gerekir. İdrar ve gayta kaçırıyorsa vakit kaybetmeden ameliyat yapmak lazımdır.'' ifadesini kullanıyor.
Prof. Dr. Kuday, hastaların gereksiz yere, "Felç olursun, iktidarsız olursun, idrarını tutamazsın, gaytayı kontrol edemezsin, eğer boyundaysa boyundan aşağısı felç olur.'' diyerek korkutulduğuna işaret ederek, hastaların bu gibi uyarıları dikkate almaması gerektiğini belirtiyor.
Öte yandan bel ve boyun fıtığı, ameliyat sonrası tekrarlayabiliyor. Kuday, ameliyat sonrası yüzde yüz iyileşme olmayabileceğini, rahatsızlıkların nüksedebileceğini vurguluyor. Kuday, genç hastalarda ise hastalığın tekrarlama ihtimalinin yüzde 10-15 daha fazla olduğunu söylüyor.
'Microdiskektomi' yöntemi daha çok tercih ediliyor
Bel ve boyun fıtığı ameliyatında birçok teknik uygulanıyor. Microdiskektomi ise en çok tercih edileni. Bu ameliyatlarda endoskopik ve lazer teknikleri de kullanılıyor. Ancak her vakada endoskopik yapılamıyor. Endoskopik ameliyatlar, daha uzun sürmesi ve fıtığın tekrarlama oranının daha fazla olması gibi birçok dezavantaja sahip. Ayrıca bu ameliyatlarda likör yırtığı ve sızıntı olabiliyor, komplikasyon oranı daha fazla. Lazer yöntemi çok nadir kullanılıyor. Fıtığa lazer veriliyor, fıtık küçülüyor, ancak lazer kontrol edilemeyen bir güce sahip. Işın verilecek odak noktayı geçip diğer organları etkileyebiliyor.
Florence Nightingale Hastaneleri Nöroşirürji Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Cengiz Kuday, bel ve boyun fıtığında ameliyatın en son çare olduğunu belirtiyor.
Prof. Dr. Cengiz Kuday, bel ve boyun fıtığında diğer tedavi metotları denenmeden hemen ameliyat olmamayı öneriyor. Kuday'a göre her bel ve boyun fıtığı, ameliyata aday değil. İlaç tedavisi, istirahat, fizik tedavi, spora rağmen şikâyetler geçmiyorsa o zaman ameliyat edilmeli. En az üç ay beklenmeli. Kuday, ancak tüm tedavi yöntemlerine rağmen ilerleyen nörolojik bir bulgu olduğunda, ameliyatın gerektiğini dile getiriyor. Kuday, "Eğer her türlü tedaviye rağmen ilerleyen nörolojik bir bulgu olduğu takdirde, bel fıtığında 'lasek testi' denen ve hastanın bacağını 10 derece kaldırdığımızda ağrı hissediyorsa, verdiğimiz ağır ağrı kesicilere rağmen ağrı devam ediyorsa, baş parmağında zayıflık varsa ameliyat gerekir. İdrar ve gayta kaçırıyorsa vakit kaybetmeden ameliyat yapmak lazımdır.'' ifadesini kullanıyor.
Prof. Dr. Kuday, hastaların gereksiz yere, "Felç olursun, iktidarsız olursun, idrarını tutamazsın, gaytayı kontrol edemezsin, eğer boyundaysa boyundan aşağısı felç olur.'' diyerek korkutulduğuna işaret ederek, hastaların bu gibi uyarıları dikkate almaması gerektiğini belirtiyor.
Öte yandan bel ve boyun fıtığı, ameliyat sonrası tekrarlayabiliyor. Kuday, ameliyat sonrası yüzde yüz iyileşme olmayabileceğini, rahatsızlıkların nüksedebileceğini vurguluyor. Kuday, genç hastalarda ise hastalığın tekrarlama ihtimalinin yüzde 10-15 daha fazla olduğunu söylüyor.
'Microdiskektomi' yöntemi daha çok tercih ediliyor
Bel ve boyun fıtığı ameliyatında birçok teknik uygulanıyor. Microdiskektomi ise en çok tercih edileni. Bu ameliyatlarda endoskopik ve lazer teknikleri de kullanılıyor. Ancak her vakada endoskopik yapılamıyor. Endoskopik ameliyatlar, daha uzun sürmesi ve fıtığın tekrarlama oranının daha fazla olması gibi birçok dezavantaja sahip. Ayrıca bu ameliyatlarda likör yırtığı ve sızıntı olabiliyor, komplikasyon oranı daha fazla. Lazer yöntemi çok nadir kullanılıyor. Fıtığa lazer veriliyor, fıtık küçülüyor, ancak lazer kontrol edilemeyen bir güce sahip. Işın verilecek odak noktayı geçip diğer organları etkileyebiliyor.
Okul alışverişinde kalite kadar sağlığa da dikkat edin
Anne-babaların okul alışveriş telaşı başladı. Hesaplı olduğu kadar sağlıklı seçimlerin de yapılması önemli. Üniformalarda polyester ve naylon kumaşlar gribal enfeksiyonlara davetiye çıkarıyor. Çantanın ağırlığı vücut ağırlığının yüzde 15'ini geçmemeli. Terlemeye karşı ayakkabının iç yüzeyi ter emici malzemeden yapılmalı.Okulların açılmasına sayılı günler kaldı. Öyle ki anaokulu ve ilköğretim birinci sınıfa kayıt yaptıran küçükler için ilk ders zili dün çaldı. Veliler ve öğrencileri de alışveriş telaşı sardı. Çocuklar için hesaplı olduğu kadar sağlıklı seçimlerin de yapılması gerekiyor. Özellikle de kıyafet seçiminde. Medicana Bahçelievler Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Özkılıç, öğrencileri üşütmeyecek ve terlerini çekebilecek nitelikteki kumaşların tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor. Özkılıç, yünlü ve pamuklu kumaştan imal edilmiş kıyafetlerin satın alınmasını öneriyor. Özkılıç'a göre polyester, naylon, akrilik gibi ipliklerle dokunmuş kumaşlar, çocuklarda teri iyi çekmediği için vücudun ısı dengesini bozuyor. Bu da gribal enfeksiyonlara davetiye çıkarıyor.
Ebeveyn okul için gerekli eşyaları alırken, çocukla işbirliği içerisinde olmalı. Alışverişte velinin ve çocuğun birlikte karar vermesi gerektiğinin önemini hatırlatan Özkılıç, anne-babanın kendi tercihleri doğrultusunda çocuğu yönlendirmesinin gerekli olduğunu belirtiyor. Özkılıç şöyle konuşuyor: Çocuk, eşyanın sadece rengi ve albenisine kapılarak karar verir. Hâlbuki ebeveyn çocuk için en sağlıklı, kullanışlı ve kaliteli olanı seçecektir. Kıyafet satın alırken iç yüzüne yerleştirilmiş etiketlerde yer alan yapım malzemeleri kontrol edilmeli; sentetik yerine yün ve pamuktan dokunmuş kumaşlar tercih edilmeli. Ucuz, aynı zamanda ütülemesi kolay kumaşlar tercih nedeni olmamalı.
Dr. Alper Özkılıç'a göre çantanın rengine ya da biçimine bakılarak tercih edilmesi birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Ağır okul çantaları öğrencilerin omurga problemi yaşamasına sebep oluyor. Özellikle omurgaya yapılan yüklenmeler, sırt ve bel ağrılarına yol açıyor. Okul çantasının ağırlığı vücut ağırlığının yüzde 15'ini geçmemeli. Ağır olan malzemeler sırta en yakın bölgede en arkada taşınmalı. Yük sırta eşit dağıtılmalı, her iki omuz askısı takılmalı, dar askı omuz baskısını artırıp dolaşımı bozduğu için omuz askısı geniş çantalar tercih edilmeli. Çantalarda bel kemeri kullanılmalı, kenar göğüs askıları kullanılmalı, yük vücuda yakın olmalı. Çantaların sırt desteği olmalı. Sırt çantası uzun süre kullanılmamalı, uzun süreli kullanım gerekiyorsa tekerlekli olanı tercih edilmeli.
Şüphe edilen ürünler Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'na bildirilmeli
Çocukların sağlığı ve güvenliği için kalitesiz ve ucuz kırtasiye malzemelerinden uzak durulmalı. Plastiğin yumuşayarak esneklik kazanmasını sağlayan 'fitalat' adı verilen kimyasal madde, ter ve tükürük yolu ile vücuda girerek hormon sistemine ciddi zararlar veriyor. Keçeli kalemler, okul ve beslenme çantaları, kalem kutuları, su mataraları, çocuk giysilerindeki plastik baskı ve aksesuarlar, spor ayakkabılar gibi birçok üründe kullanılan, altı adet fitalatın kullanımına sınırlama getirildi. Giyim eşyaları ile ayakkabı ve okul çantalarında azo boyar maddelerin 30 mg/ kg limitinin üzerinde kullanımı yasaklandı. Türk Standardları Enstitüsü'ne (TSE) göre; kokulu silgiler kanserojen olduğu için tercih edilmemeli. Kalem gövdesinde yara, ezik, kıymık ve çatlak bulunmamalı. Suluboyalar homojen görünüşte ve renkte olmalı, renk dalgalanması görülmemeli. Boya kaleminin yüzeyinde, kabarma, dökülme, çatlama, akma ve ton farkı bulunmamalı. Veliler, güvensizliğinden şüpheye düştükleri ürünler konusunda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü'ne başvurabilir.
Sert ayakkabılar, kas gücü gelişimini engelliyor
Çocuğun normal gelişimi için rahat, yumuşak ve esnek ayakkabılar tercih edilmeli. Terlemeye karşı ayakkabının iç yüzeyi ter emici bir malzemeden yapılmış olmalı, aynı zamanda ayağı soğuktan korumalı. Plastik ve diğer sentetik malzemelerden yapılan ayakkabılar yerine deri veya kanvas tercih edilmeli. Topuk kısmı ve ayak başparmağı tarafında bir parmak kadar boşluk olmalı. Ayakkabının ön kısmı geniş ve yuvarlak, arka kısmı güçlü ve nispeten hareketsiz olmalı. Sert ayakkabı ayak hareketliliğini ve kas gücünün gelişimini sınırlar.
Kıyafet alırken nelere dikkat etmeli?
Ölçülerin uygunluğu: Çocuk, mutlaka alışveriş yapılan mağazaya götürülmeli, giydirilip, çocuğun rahatça hareket ettiğini gördükten sonra karar verilmeli. Kalça genişliği ve oturuş yüksekliği geniş ve rahat olmalı. Çünkü çocuklar atlamaya, zıplamaya meraklıdır.
Kol ağızları: Kollar ve kol ağızları, çocukların rahat giyip çıkartacağı biçimde olmalı. Çocuklar, örneğin bir kazağı sırtına geçirdikten sonra, kollarını rahatlıkla yukarıya aşağıya indirebilmeli.
Düğme delikleri: Düğme delikleri örülmüş olmalı. Düğme delikleri örülmeyecek kadar baştan savma bir giyecekte başka tür hatalar da olabilir. Düğme delikleri, açıp kaparken zorlamamalı, yeterince büyük olmalı.
Dizler–dirsekler: Diz ve dirseklerde 'kuvvetlendirici' bulunmalı. Bazı kumaş ya da deriden ek parça ile diz ve dirsekler güçlendirilmeli. Böyle hazırlanmış bir pantolon ve kazak, çocuk kıyafetlerinin ömrünü uzatır.
Dikiş: Dikiş aralıkları yeterince sık mı? Kumaş özenli dikilmiş mi? Çocuklar çok hareketli oldukları için, ilk oturup kalkmalarında dikişler patlayabilmekte.
Askılık: Kıyafetin askı ilmeği olup olmadığına mutlaka dikkat edilmeli.
Ebeveyn okul için gerekli eşyaları alırken, çocukla işbirliği içerisinde olmalı. Alışverişte velinin ve çocuğun birlikte karar vermesi gerektiğinin önemini hatırlatan Özkılıç, anne-babanın kendi tercihleri doğrultusunda çocuğu yönlendirmesinin gerekli olduğunu belirtiyor. Özkılıç şöyle konuşuyor: Çocuk, eşyanın sadece rengi ve albenisine kapılarak karar verir. Hâlbuki ebeveyn çocuk için en sağlıklı, kullanışlı ve kaliteli olanı seçecektir. Kıyafet satın alırken iç yüzüne yerleştirilmiş etiketlerde yer alan yapım malzemeleri kontrol edilmeli; sentetik yerine yün ve pamuktan dokunmuş kumaşlar tercih edilmeli. Ucuz, aynı zamanda ütülemesi kolay kumaşlar tercih nedeni olmamalı.
Dr. Alper Özkılıç'a göre çantanın rengine ya da biçimine bakılarak tercih edilmesi birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Ağır okul çantaları öğrencilerin omurga problemi yaşamasına sebep oluyor. Özellikle omurgaya yapılan yüklenmeler, sırt ve bel ağrılarına yol açıyor. Okul çantasının ağırlığı vücut ağırlığının yüzde 15'ini geçmemeli. Ağır olan malzemeler sırta en yakın bölgede en arkada taşınmalı. Yük sırta eşit dağıtılmalı, her iki omuz askısı takılmalı, dar askı omuz baskısını artırıp dolaşımı bozduğu için omuz askısı geniş çantalar tercih edilmeli. Çantalarda bel kemeri kullanılmalı, kenar göğüs askıları kullanılmalı, yük vücuda yakın olmalı. Çantaların sırt desteği olmalı. Sırt çantası uzun süre kullanılmamalı, uzun süreli kullanım gerekiyorsa tekerlekli olanı tercih edilmeli.
Şüphe edilen ürünler Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'na bildirilmeli
Çocukların sağlığı ve güvenliği için kalitesiz ve ucuz kırtasiye malzemelerinden uzak durulmalı. Plastiğin yumuşayarak esneklik kazanmasını sağlayan 'fitalat' adı verilen kimyasal madde, ter ve tükürük yolu ile vücuda girerek hormon sistemine ciddi zararlar veriyor. Keçeli kalemler, okul ve beslenme çantaları, kalem kutuları, su mataraları, çocuk giysilerindeki plastik baskı ve aksesuarlar, spor ayakkabılar gibi birçok üründe kullanılan, altı adet fitalatın kullanımına sınırlama getirildi. Giyim eşyaları ile ayakkabı ve okul çantalarında azo boyar maddelerin 30 mg/ kg limitinin üzerinde kullanımı yasaklandı. Türk Standardları Enstitüsü'ne (TSE) göre; kokulu silgiler kanserojen olduğu için tercih edilmemeli. Kalem gövdesinde yara, ezik, kıymık ve çatlak bulunmamalı. Suluboyalar homojen görünüşte ve renkte olmalı, renk dalgalanması görülmemeli. Boya kaleminin yüzeyinde, kabarma, dökülme, çatlama, akma ve ton farkı bulunmamalı. Veliler, güvensizliğinden şüpheye düştükleri ürünler konusunda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü'ne başvurabilir.
Sert ayakkabılar, kas gücü gelişimini engelliyor
Çocuğun normal gelişimi için rahat, yumuşak ve esnek ayakkabılar tercih edilmeli. Terlemeye karşı ayakkabının iç yüzeyi ter emici bir malzemeden yapılmış olmalı, aynı zamanda ayağı soğuktan korumalı. Plastik ve diğer sentetik malzemelerden yapılan ayakkabılar yerine deri veya kanvas tercih edilmeli. Topuk kısmı ve ayak başparmağı tarafında bir parmak kadar boşluk olmalı. Ayakkabının ön kısmı geniş ve yuvarlak, arka kısmı güçlü ve nispeten hareketsiz olmalı. Sert ayakkabı ayak hareketliliğini ve kas gücünün gelişimini sınırlar.
Kıyafet alırken nelere dikkat etmeli?
Ölçülerin uygunluğu: Çocuk, mutlaka alışveriş yapılan mağazaya götürülmeli, giydirilip, çocuğun rahatça hareket ettiğini gördükten sonra karar verilmeli. Kalça genişliği ve oturuş yüksekliği geniş ve rahat olmalı. Çünkü çocuklar atlamaya, zıplamaya meraklıdır.
Kol ağızları: Kollar ve kol ağızları, çocukların rahat giyip çıkartacağı biçimde olmalı. Çocuklar, örneğin bir kazağı sırtına geçirdikten sonra, kollarını rahatlıkla yukarıya aşağıya indirebilmeli.
Düğme delikleri: Düğme delikleri örülmüş olmalı. Düğme delikleri örülmeyecek kadar baştan savma bir giyecekte başka tür hatalar da olabilir. Düğme delikleri, açıp kaparken zorlamamalı, yeterince büyük olmalı.
Dizler–dirsekler: Diz ve dirseklerde 'kuvvetlendirici' bulunmalı. Bazı kumaş ya da deriden ek parça ile diz ve dirsekler güçlendirilmeli. Böyle hazırlanmış bir pantolon ve kazak, çocuk kıyafetlerinin ömrünü uzatır.
Dikiş: Dikiş aralıkları yeterince sık mı? Kumaş özenli dikilmiş mi? Çocuklar çok hareketli oldukları için, ilk oturup kalkmalarında dikişler patlayabilmekte.
Askılık: Kıyafetin askı ilmeği olup olmadığına mutlaka dikkat edilmeli.
9 Eylül 2011 Cuma
ORKESTRANIN BOZUK SAZI
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde dört başı mamur bir ormanda bütün hayvanlar kardeşçe yaşarmış. Kimin ayağı tökezlese elinden tutulur, kimin dili sürçse affolunurmuş. Her hayvan diğerinin aynasıymış. Hataları düzeltmenin güzel bir yolu bulunurmuş.
Bu ormanda yaşayan hayvanlardan biri de sincapmış. Kızıl tüyleri, yelpaze gibi kuyruğu, ele avuca sığmayan hâliyle ile sevimli mi sevimliymiş. Orman halkı onun bu sevimliliğine bayılırmış. Gördükleri yerde sırtını sıvazlar, tatlı dille hâlini hatırını sorar, nerden buldukları bilinmez, fındık, fıstık ikram ederlermiş.
Sincap, orman halkının bu içten sevgisinin kıymetini bilmezmiş.
Kargaya “Kes çirkin sesini.”, baykuşa “Uğursuz kuş, yoluma çıkma.”, tilkiye “Tavuk hırsızı.” dermiş. Herkese bir sözü varmış. Kalp kıracakmış, dostlarını üzecekmiş, kimin umurunda. Doğru-yanlış, akıl süzgecinden geçirmeden ağzına geleni söylermiş.
Orman halkı bir söylemiş olmamış, iki söylemiş olmamış. Bakmışlar, değil bir, bin söyleseler anlamayacak sincap. Bir gece ormanı terk etmişler. Sincaptan uzak bir yerde, kendilerine yeni bir yurt tutmuşlar.
Sincap uyanmış. Ağaçların dallarında dolaşan rüzgâra söylenmiş. Bu sabah ötmüyorlar diye bülbüller hakkında atıp tutmaya başlamış. Hayret, ağzını açıp karşılık veren olmamış. Sincap, var bu işte bir bit yeniği diyerek başını kaldırınca görmüş ki ormanda in cin top oynuyor.
— Beni bırakıp pikniğe gitmek he! Akşama dönsünler gösteririm ben onlara, diye söylenmiş.
Doğan güneş batmış, sabah akşam olmuş. Ne gelen olmuş ne giden. Sincap hâlâ söylenirmiş:
— Tilki’nin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânı. Bugün değilse yarın geleceksiniz. Bugün gelseniz bir söyleyecektim, yarın bin söyleyeceğim. Sizi gidi arkadaş düşmanları sizi. Aman sincap, cicim sincap diye sevin, yüzüme gülün, gezmeye bensiz gidin. Haktan reva mı bu?
Ertesi gün de gelen-giden olmamış. Sincap karşı tepelere kadar çıkıp çevreyi kolaçan etmiş. Bir ize rastlamamış.
— Acaba nereye gittiler, diye endişelenmeye başlamış. Başlarına bir şey gelse, yanlarında aslan var, kaplan var. Nereye gider bu kadar hayvan? Yer yarıldı, içine mi girdiler? Yoksa uzaylılar mı alıp götürdü? Koca ormanda ben bir başıma ne yaparım? Bunlar benim dilimden kaçmış olmasın!
Sincap orman halkına söylediği kötü sözleri, canlarından bezdiren şımarıklıklarını hatırlayınca pişman olmuş. “Keşke demeseydim, keşke yapmasaydım!”diye hayıflanmış. Keşkeler doldurmuş koca ormanı.
— Kötü şaka ve sözlerim yüzünden arkadaşsız kaldım işte, diye hayıflanıp durmuş.
Hayvanlar her gün bir kuşu ormana gönderip sincabı izletirlermiş. Ne yapıyor, hâlâ bastığı yere mi basıyor, yoksa hatasının farkına varıp pişman oldu mu? Her akşam bir araya gelip raporları değerlendirirlermiş.
Bir akşam yine toplanmışlar, son raporu değerlendiriyorlarmış. Güvercinin getirdiği rapora göre, sincap pılısını-pırtısını toplamış, yarın gurbete çıkacakmış.
Arkadaşsız ormanın dört bir yanı fındık ağacı olsa neye yarar? Dostlarla paylaşılmayan fındıklar saman gibi, tadı tuzu yok, diye söylendiği; yaptıklarına pişman olduğu, tövbe ettiği yazıyormuş güvercinin raporunda.
Ölçmüşler biçmişler, ince eleyip sık dokumuşlar. Uzun tartışmalardan sonra sincabın gerekli dersi aldığını söyleyerek ormana, yurtlarına dönmeye karar vermişler. Gurbette yaşamak hayvanlar için de zormuş doğrusu.
Sincap sabah uyanınca ne görsün; orman yine eski orman. Bülbüller ötüyor, aslanlar kükrüyor, ağaçkakanların tak takları ormanı inletiyor. Sincap şaşkınlıktan küçük dilini yutuyormuş az daha.
Gördüğü hayvana sarılmış. Hepsinden özür dilemiş. Böylece orman orkestrasının bozuk sazı akort edilmiş. Ormandan yükselen ahenkli ses, çevre ormanları aşıp dünyanın bütün ormanlarına ulaşmış.
Ergül ALTAŞ
Bu ormanda yaşayan hayvanlardan biri de sincapmış. Kızıl tüyleri, yelpaze gibi kuyruğu, ele avuca sığmayan hâliyle ile sevimli mi sevimliymiş. Orman halkı onun bu sevimliliğine bayılırmış. Gördükleri yerde sırtını sıvazlar, tatlı dille hâlini hatırını sorar, nerden buldukları bilinmez, fındık, fıstık ikram ederlermiş.
Sincap, orman halkının bu içten sevgisinin kıymetini bilmezmiş.
Kargaya “Kes çirkin sesini.”, baykuşa “Uğursuz kuş, yoluma çıkma.”, tilkiye “Tavuk hırsızı.” dermiş. Herkese bir sözü varmış. Kalp kıracakmış, dostlarını üzecekmiş, kimin umurunda. Doğru-yanlış, akıl süzgecinden geçirmeden ağzına geleni söylermiş.
Orman halkı bir söylemiş olmamış, iki söylemiş olmamış. Bakmışlar, değil bir, bin söyleseler anlamayacak sincap. Bir gece ormanı terk etmişler. Sincaptan uzak bir yerde, kendilerine yeni bir yurt tutmuşlar.
Sincap uyanmış. Ağaçların dallarında dolaşan rüzgâra söylenmiş. Bu sabah ötmüyorlar diye bülbüller hakkında atıp tutmaya başlamış. Hayret, ağzını açıp karşılık veren olmamış. Sincap, var bu işte bir bit yeniği diyerek başını kaldırınca görmüş ki ormanda in cin top oynuyor.
— Beni bırakıp pikniğe gitmek he! Akşama dönsünler gösteririm ben onlara, diye söylenmiş.
Doğan güneş batmış, sabah akşam olmuş. Ne gelen olmuş ne giden. Sincap hâlâ söylenirmiş:
— Tilki’nin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânı. Bugün değilse yarın geleceksiniz. Bugün gelseniz bir söyleyecektim, yarın bin söyleyeceğim. Sizi gidi arkadaş düşmanları sizi. Aman sincap, cicim sincap diye sevin, yüzüme gülün, gezmeye bensiz gidin. Haktan reva mı bu?
Ertesi gün de gelen-giden olmamış. Sincap karşı tepelere kadar çıkıp çevreyi kolaçan etmiş. Bir ize rastlamamış.
— Acaba nereye gittiler, diye endişelenmeye başlamış. Başlarına bir şey gelse, yanlarında aslan var, kaplan var. Nereye gider bu kadar hayvan? Yer yarıldı, içine mi girdiler? Yoksa uzaylılar mı alıp götürdü? Koca ormanda ben bir başıma ne yaparım? Bunlar benim dilimden kaçmış olmasın!
Sincap orman halkına söylediği kötü sözleri, canlarından bezdiren şımarıklıklarını hatırlayınca pişman olmuş. “Keşke demeseydim, keşke yapmasaydım!”diye hayıflanmış. Keşkeler doldurmuş koca ormanı.
— Kötü şaka ve sözlerim yüzünden arkadaşsız kaldım işte, diye hayıflanıp durmuş.
Hayvanlar her gün bir kuşu ormana gönderip sincabı izletirlermiş. Ne yapıyor, hâlâ bastığı yere mi basıyor, yoksa hatasının farkına varıp pişman oldu mu? Her akşam bir araya gelip raporları değerlendirirlermiş.
Bir akşam yine toplanmışlar, son raporu değerlendiriyorlarmış. Güvercinin getirdiği rapora göre, sincap pılısını-pırtısını toplamış, yarın gurbete çıkacakmış.
Arkadaşsız ormanın dört bir yanı fındık ağacı olsa neye yarar? Dostlarla paylaşılmayan fındıklar saman gibi, tadı tuzu yok, diye söylendiği; yaptıklarına pişman olduğu, tövbe ettiği yazıyormuş güvercinin raporunda.
Ölçmüşler biçmişler, ince eleyip sık dokumuşlar. Uzun tartışmalardan sonra sincabın gerekli dersi aldığını söyleyerek ormana, yurtlarına dönmeye karar vermişler. Gurbette yaşamak hayvanlar için de zormuş doğrusu.
Sincap sabah uyanınca ne görsün; orman yine eski orman. Bülbüller ötüyor, aslanlar kükrüyor, ağaçkakanların tak takları ormanı inletiyor. Sincap şaşkınlıktan küçük dilini yutuyormuş az daha.
Gördüğü hayvana sarılmış. Hepsinden özür dilemiş. Böylece orman orkestrasının bozuk sazı akort edilmiş. Ormandan yükselen ahenkli ses, çevre ormanları aşıp dünyanın bütün ormanlarına ulaşmış.
Ergül ALTAŞ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)