17 Temmuz 2011 Pazar

Haftada 3 saat tempolu yürüyün

Prof. Dr. Oğuz Acar, haftada üç saat tempolu yürüyüş yapmanın prostat kanseri riskini azalttığını söyledi. Yürüyüş aynı zamanda prostat kanseri olan hastaların hastalıklarının ilerlemesini de engelliyor. 50 yaşın üzerindeki erkekler tempolu yürüyüşe önem vermeli.
50 yaş üzerinde olan ve düzenli prostat kontrolleri yapılan erkeklerin haftada 3 saatten fazla hızlı tempolu yürüyüş yapmaları, hayatlarının bir döneminde kendilerine prostat kanseri tanısı konsa bile hem kanserin ilerlemesini hem de kanserden ölme ihtimalini azaltıyor. Bunun için tanı konduktan sonra da yürüyüşlere devam etmek gerekiyor.
Düzenli fiziksel aktivite sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazlarından. Özellikle yürüyüş; kilonun korunması, psikolojiyi düzenlemesi, kalp ve akciğer sağlığını kontrol altına almasının yanı sıra; prostat kanseri riskini azaltarak erkek sağlığına da büyük bir katkıda bulunmaktadır. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Oğuz Acar, tempolu yürüyüşün prostat kanserinin ilerleme hızını düşürdüğünü söyledi.
Prostat kanseri günümüzde erkeklerde en sık görülen kanser türü. Acar, yaşam tarzı ile prostat kanseri arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalara son zamanlarda ağırlık verilmeye başlandığını, Kaliforniya Üniversitesi'nden bir grup bilim adamının 2705 hasta üzerinde yaptıkları ve bu yılın şubat ayında yayınladıkları bir çalışmaya dikkat çekti.
Araştırmada, prostat kanserine yakalanan erkeklerin yüksek tempolu aktivitelerde bulunması halinde kanserden ölüm risklerinin yüzde 61 oranında azaldığı tespit edildi. Bu oranı yakalamak için hastaların haftada en az 3 saat tempolu fiziksel aktivite yapması gerektiği belirtilirken bu grupta herhangi bir nedenden dolayı ölüm riski de yüzde 49 oranında azaldı. Prof. Dr. Acar, aynı bilim adamlarının 1455 prostat kanserli hasta üzerinde yaptıkları ve haziran ayında yayınladıkları bir diğer çalışmada ise; fiziksel aktivitenin prostat kanserinin ilerlemesini de azalttığı belirlendi. Bu çalışmaya göre haftada 3 saatten fazla hızlı tempolu yürüyüş yapan hastalarda kanserin ilerleme ihtimali yüzde 57 oranında azaldı. Buradaki problemin, genelde tanı konan hastaların depresyon, yaşlılık veya ağrı nedeniyle fiziksel aktiviteyi kesmeleri olduğunu belirten Acar şunları söyledi: Tempolu fiziksel aktivite; insülin, büyüme faktörü ve bağışıklık sistemi hücrelerinin işlevlerini kontrol eden bir kimyasal olan sitokinin vücuttaki miktarını azaltır. Bu maddeler prostat kanseri hücrelerinin çoğalmaları için gereklidir. Bu maddelerin vücuttaki miktarı azaldıkça prostat kanseri hücrelerindeki artışın önüne geçilir, kanser hücresi ölümleri artar. Aynı maddelerin artışı şeker hastalığı ve kalp hastalığı gibi durumlarda da risk faktörü olduğu için, bunlara bağlı ölümlerde de azalmalar görülür. AİLE-SAĞLIK

Kıyaslama, derin yaralar açabilir

Sadece çocuklar ve gençler değil yetişkinler de başkalarıyla kıyaslandıklarında kendilerini kötü hisseder. Babası-kardeşi de olsa başka eşlerle kıyaslanan erkek, annesi-kız kardeşi de olsa başka hanımlarla kıyas edilen kadın mutsuz olur.
Kıyaslamaların büyük bir kısmı kardeşlerle yapılmaktadır. Kardeşler aslında birbirine pek çok yönden benzerler. Bazı kıyaslama şekilleri bireyin ruh dünyasında daha derin yaralar açabilir ve daha büyük komplekslere zemin teşkil edebilir: "Annesi, küçük kızın büyükten daha güzel, sana benzemiş." "Abisi kardeşinden daha zeki değil mi? Notlarından belli!" gibi kıyaslamalar bir kardeşin kendisini kötü hissetmesine yol açarken diğerinde ise üstünlük duygusuna, hatta sık yapılması durumunda narsizme de yol açabilir. AİLE-SAĞLIK

Kola ve hamburger yasağının sebepleri

Obezitenin son 10-15 yılda salgına döndüğünü söyleyen Sağlık Bakanı Recep Akdağ, okul kantinlerindeki kola ve hamburger yasağının gelecek nesli kurtarmanın bir adımı olduğunu belirtti. Yeni adımları gıda endüstrisi ile görüşerek atmak istediklerini aktaran Akdağ, obezite eylem planını birer birer hayata geçireceklerini dile getirdi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, okul kantinlerinde gelecek yılbaşından itibaren uygulanması öngörülen kola ve hamburger yasağı ile ilgili, "Okul kantinleri önemli. Çünkü gelecek nesli kurtarmak lazım. Ben 52 yaşındayım, kilo vermeye çalışıyorum. Ama benim çocuğum şişmanlamasın, yolun başındayken bir defa onları koruyalım.'' dedi. Sağlık Bakanlığı'nda misafirlerine meyve suyu ve meyve gibi sağlıklı yiyecek ve içecekler ikram edildiğini anlatan Akdağ, "Ben meyve suyu bile içmiyorum. Su, soda ya da şekersiz ıhlamur içiyorum. Çünkü kilo fazlam var. 8 ay içinde 8 kilo verdim, 6 kilo daha önümüzdeki 6 ayda vereceğim.'' dedi. "Özel bir diyet uyguluyor musunuz?'' sorusuna ise Akdağ, "Hayır. Az yiyorum, ara öğünlerde salata ya da yoğurt yiyorum.'' cevabını verdi.
4 yılda obezitenin gerilemesi hedefleniyor
15 yaş üstündekilerde sigara içme oranlarının 4 yılda yüzde 33'ten 27'ye gerilediğine işaret eden Akdağ, yüzde 33 olan obezite oranının 4 yılda bu kadar gerilemesinin beklenmediğini, yüzde 30'un altına düşürülmesinin planlandığını söyledi. Bakan Akdağ, "Bunun daha yavaş bir süreç olacağını biliyoruz. Önce bunu durdurmamız lazım. Türkiye'de obezite 10-15 yılda bir salgın haline dönüşmüştür. Önce bu salgını durduracağız, sonra yavaş yavaş geriye doğru götüreceğiz.'' diye konuştu.
Kompleks diyetlerin ve diğer tartışmaların bir tarafa bırakılıp, "ağzın fermuarının çekilmesi''nin daha yararlı olacağını dile getiren Akdağ, "Yavaş yiyeceksiniz, iyice çiğneyerek bitireceksiniz, acıkmadan sofraya oturmayacaksınız, iş olsun diye yemeyeceksiniz, tok kalkmayacaksınız, midenizi doldurmayacaksınız, midenizin üçte birini dolduracaksınız, üçte birine su koyacaksınız, kalan üçte biri boş bırakacaksınız. Yavaş yiyince bir süre sonra doygunluk hissi oluşuyor. Bir de televizyon karşısında da yiyecek içecek tüketilmemeli.'' önerilerinde bulundu. Akdağ, kantinlerde kola ve hamburger satışının yasaklanmasının obezite eylem planı çerçevesinin bir parçası olduğunu bildirdi. ANKARA AA
Atacağımız adımları, gıda sektörüyle görüşerek yapacağız
Obezite eylem programını, bilim adamlarının öncülüğünde, kurumlarla ve diğer bakanlıklarla birlikte hazırladıklarını anlatan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Başbakanlık genelgesi olarak da yayımlanan bu programın uygulanması gerektiğini söyledi. Sağlık Bakanı Akdağ, düzenlemeyle ilgili şu bilgileri aktardı: "Bunun parçalarından birisi de okul kantinleriyle ilgili tedbirler. Tabii ki biz değil, Milli Eğitim Bakanlığı yapacak. Yalnız burada şu var; gıda endüstrisini de paniğe sürüklememeliyiz. Burada atacağımız bütün adımları, tedrici bir biçimde, yani yavaş yavaş ve gıda endüstrisiyle de görüşerek yapacağız. Gıda endüstrisinin kendisini dönüştürmesine de fırsat tanıyacağız.''

Burun kanamalarına dikkat!

Burun kanamaları, ön burun ve arka burun olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ön burun kanamaları, burnun orta bölümündeki kılcal damarların çatlamasından kaynaklanıyor.
Bu tip kanamalar daha çok çocuk ve genç erişkinlerde görülüyor. Arka burun kanamaları ise daha çok yüksek tansiyon hastalarında ve ciddi yüz yaralanması geçirenlerde oluşuyor. Daha ciddi sonuçlar doğuran arka burun kanamalarında mutlaka uzman müdahalesi gerekiyor. Ön burun kanamalarını sıcak ve kuru havaların veya kış aylarında sıcak odalardaki havanın kuruması tetikliyor. AİLE-SAĞLIK

Çocuklara yemekle verilen ilaç tam etki etmiyor

Eczanede ilaçları alırken günde kaç kez ve nasıl kullanacağımız belirtilir. Yemekten önce veya sonra ifadesi genelde havada kalır. Anneler, çocuklarına yemeklerini yedirdikten hemen sonra ilaçlarını içirmeyi tercih eder. Dr. Alper Özkılıç, ilaçların yemekten 1 saat önce veya sonra kullanılması gerektiğine dikkat çekerek ebeveynleri uyardı.
Çocuğa ilaç içirememek bir annenin en büyük problemlerinden biridir. İlaç içmeyi sevmezler, sonuna kadar da mücadele ederler. İlaç verirken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var ki ilaç içirmeyi kolaylaştırırken aynı zamanda ilacın etkisini de artırıyor. Medicana Hastanesi Bahçelievler Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Özkılıç, ilaçların mutlaka yemekten 1 saat önce veya sonra verilmesi gerektiğini söylüyor. Özkılıç, ilacın yemekle birlikte ve yemeğe yakın bir saatte alınması halinde beklenen sonucun alınamayacağını belirtiyor.
Dr. Alper Özkılıç, ilacı saatinde vermenin önemli olduğuna dikkatleri çekiyor. Özkılıç'a göre özellikle de antibiyotik grubu ilaçların etkisini artırmak adına ilaçlar saati saatine verilmeli. Zamanında alınmadığında olumlu sonuç alınamıyor, hatta yan etkileri görülüyor. Yemekten önce yahut sonra verilmesine de ihtimam göstermek gerekiyor. Her ilacın etkisi yemekle birlikte alınıp alınmamasına göre değişiyor. İlaç, yemekten önce kullanılması gerekiyorsa 1 saat önce verilmeli. Yemeğe yakın bir zamanda içirilmesi durumunda beklenilen netice görülmüyor. Hatta bazıları bulantı ve kusmaya dahi sebep oluyor. Eğer ilaç tok karnına ise yemekten 1 saat sonra alınmalı.
Dikkat edilmesi gereken diğer bir husus ise reçetesiz ilaç kullanımı. Özkılıç, reçetesiz ilaçlarda daha önce anne tarafından kullanılan ve bilinenlerin tercih edilmesini söylüyor. Prospektüs bilgilerinin de mutlaka okunması gerektiğini ifade eden Özkılıç şöyle konuşuyor: "Bilgilere göre ilacın yaş limiti çocuğun yaşına uygun değilse asla kullanılmamalı. Yan etkileri açısından da çocuk dikkatle takip edilmeli. 3 günde herhangi bir fayda görülmezse ilaç kesilmeli, doktora başvurulmalı. Reçeteli ilaçlarda ise hastanın şikâyetleri düzeldikten sonra doktorun öngördüğü güne kadar ilaca devam edilmeli. Ayrıca ilacın markası mutlaka kontrol edilmeli. Bazı eczacılar farklı markada eşdeğer ilaç verebiliyor, çocuk yarar göremiyor."
Özkılıç'a göre ilacın tadı kötü ise verildikten sonra elma püresi, yoğurt, muhallebi veya reçel yedirilebilir. Ağır, yağlı yiyeceklerden kaçınılmalı. Bu tür gıdalar bulantı ve kusmaya sebep oluyor. İlacı meyve suyu, hazır mama (süt şeklinde) ya da sütle karıştırmak etkiyi azaltıyor. İlacın büyük bir kısmı bu sıvıyı içeren biberon ya da bardakta kalır. Karıştırma ihtiyacı duyulursa az sıvı kullanılmalı, böylece ilacın tamamı çocuğun sistemine ulaşır. Ayrıca ölçülü tüplü kaşıklar kullanılmalı. İlaç çocuğa asla 'şeker' diye adlandırılmamalı. İlaç olduğu söylenmeli ki aklında tehlikeli bir karışıklık olmasın. Çocuk ilacını içmesinin şart olduğunu, pazarlık konusu olamayacağını bilmeli. Hangi kap ya da kaşıkla ve neyin eşliğinde içeceğine seçim hakkı verilse de bu, ilacı içip içmemek konusunda olmamalı. İçtiğinde kocaman bir kucaklama ve övgüyle kutlayın.
İlaç, çocuğa nasıl içirilir?
0-1 yaş: Bebeği 45 derecelik açıyla tutun, elleri aşağıda ve başı destekli olmalı. Plastik bir şırınga ya da damlayla ya da bir biberon memesi aracılığıyla ağzının yan tarafından dilinin gerisine doğru ilacı damlatın. Yanak boşluğuna boşaltmayın, ilk fırsatta tükürür. Boğazına da boşaltmayın; boğulabilir. İlacın peşinden süt ya da meyve suyu verin.
1-4 yaş: Acılığı hafifletebilmek için; ilacı soğutun ya da içirmeden buz ya da buzlu yalamalıklar verin. İlacın peşinden de sevdiği bir içeceği içirin. Soğuk tat dokularını bir süreliğine çalışmaz hale getireceğinden ilacın tadı öğürtmez. İlaç, çikolatalı sos ya da meyve suyuyla karıştırılabilir. 1 ve 4 yaş arası çocuklar ilaca çok karşı koyar. Özellikle yiyecek-içecek seçen çocuklar içmek istemeyecektir. Çocuğun bu konudaki fikirlerini dinleyin. Gerekli işbirliği sağlanamazsa son çare olarak zorla içirin.
5-8 yaş: Bu çağdaki çocuklar ilacın gerçek amacını anlar. Himaye altında kendisi içebilir, kontrolü eline alabilir. Eğer ilacını almakta isteksiz ise bir ilaç takviminin üzerine çıkartmalar yapıştırarak içmesi teşvik edilebilir. Çiğneme ya da sıvı türde ilaçlar hoşuna gitmiyorsa yutmaya hazır olup olmadığına bakıp doktorundan ilaç istenmeli.

ein Bild
ÇANAKKALE ÇİZGİ FİLMİNİ
İZLEMEK İÇİN TIKLA



ein Bild
BABAM VE OĞLUM FİLMİNİ
İZLEMEK İÇİN TIKLA