16 Kasım 2013 Cumartesi

GÜNEY KORE

Güney Kore, resmî adıyla Kore Cumhuriyeti (Korece: 대한민국 Daehan Minguk; Hanja: 大韓民國; kısaca: 한국, 韓國 Hanguk) bazen sırf Kore, Doğu Asya'da Kore Yarımadası'nın güneyinde kalan bir devlet. Güney Kore'nin komşu devletleri batısında Çin Halk Cumhuriyeti, doğusunda Japonya ve kuzeyinde Kuzey Kore. Ülke'nin başkenti Seul'dur. Güney Kore ılıman iklim kuşağında kalıyor ve ülke arazisi dağlık topraklardan oluşuyor. Güney Kore sınırları 99,392 km²'lik bir alanı kaplar ve ortalama 50 milyon gibi bir nüfusa sahiptir.
Arkeolojik buluntular Kore Yarımadasının Alt Paleolitik çağında insanlar tarafından ikamet edildiğini gösteriyor. Kore tarihi MÖ 2333 yıllında Gojoseon'un efsanevi Dan-gun tarafından kurulmasıyla başlıyor. Silla altında MÖ 668'de Kore'deki Üç Krallığı'nın birleşmesinden sonra Kore bir devlet olarak Goryeo hanedanında ve Joseon hanedanında var olmaya devam etti, ta ki 1910'a kadar Kore İmparatorluğu Japonya tarafından ilhak edilene kadar. Kore II. Dünya Savaşının ardından Sovyet ve ABD'nin askeri güçlerinden kurtuluşu ve işgalinden sonra, Kuzey Kore ve Güney Kore'ye bölündü. Güney Kore ikinci bir demokrasi olarak 1948 yılında kuruldu.
25 Haziran 1950'de Güney Kore, Kuzey Kore'nin askeri güçleri tarafından işgale uğradı, iki Kore arasında çıkan savaş zor bir ateşkes sonrasında durdu ve iki ülke arasındaki sınır bugünlerde en çok güçlendirilmiş müstahkem mevki. Savaş'dan sonra, Güney Kore ekonomisi önemli ölçüde büyüdü ve gelişmiş bir ekonomiye ve tam demokrasiye sahip oldu. Ayrıca ülke Doğu Asya'da bölgesel güç konumundadır.
Güney Kore başkanlık sistemine göre yönetilen ve onaltı idari bölüm içeren bir cumhuriyet, ayrıca ülkedeki yaşam standartları çok yüksektir ve Güney Kore gelişmis ülke satüsüne sahiptir. Ülke Asya'nın en büyük dördüncü ekonomisine ve dünya'nın en büyük 15'inci (GSYİH) veya 12'inci (SAGP) ekonomisine sahip. Ülke'nin ekonomisi ihracata dayalı, özellikle elektronik endüstrisi, otomotiv endüstrisi, gemi yapımı, makina endüstrisi, petrokimya ve robotik gibi sektörlerde üretim güçlüdür. Güney Kore Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, OECD ve G20 gibi örgütlere üyedir. Ayrıca APEC ve Doğu Asya Zirvesi'nin kurucu üyelerinden biridir.

Konu başlıkları


Tarihçe

Bölünmeden önce

Ana madde: Kore tarihi

Jikji, bilinen ilk hareketli metal türü ile basılmış kitap (1377). Bibliothèque Nationale de Paris.
Kore tarihi Kore kuruluş mitolojisine göre efsanevi Joseon'un MÖ 2333 Dangun tarafından kurulmasıyla başlıyor [4] (genellikle "Gojoseon" olarakta billiniyor, 14. yüzyılda kurulan başka bir hanedanla karıştırmamak için; önek Go- 'eski' veya 'önceki' demek). Gojoseon Kore Yarımadası'nın kuzeyini ve Mançurya'nın bazı bölgelerini kontrol altına alana kadar genişledi. Çin'in Han Hanedanı ile sayısız çatışmalar girdikten sonra, Gojoseon parçalandı ve Kore Proto-Üç Krallık dönemine girdi.
Ortak cağın yüzyıl başlarında, Buyeo, Okjeo, Dongye ve Samhan devletler birliği yarımadayı ve Mançurya'nın güney kısımlarını işgal etti. Bu devletlerin çöküşünden sonra Goguryeo, Baekje ve Silla gibi birçok çeşitli küçük devletler büyümeye başladı ve yarımadayı Kore'deki Üç Krallık adına kontrol etti. Üç Krallığın 676'da Silla altında birleşmesi sonucu Kore Kuzey Güney Devletleri Dönemine girdi, böylece Kore yarımadasının büyük kısmını Birleşik Silla'nın kontrolunun altındaydı, aynı zamanda Balhae Goguryeo'nun kuzey bölgelerinde başarılı bir şekilde bulunuyordu. Birleşik Silla döneminde şiir sanatı ve sanat teşvik edildi ve Budizm kültürü gelişti. Kore ve Çin arası ilişkiler bu dönem iyi kaldı. Ancak Birleşik Silla iç çekişmeler yüzünden zayıfladı ve Goryeo'ya 935'de teslim oldu. Silla'nin kuzeydeki komşusu Balhae bir devlet olarak Goguryeo'nun varisi olarak kuruldu. En yüksek döneminde, Balhae Mançurya'nın büyük bir kısmını ve Rusya'nın bazı bölgelerini kontrol etti. Balhae 926'da Kitanlılar'ın elline düştü.
Yarımada Goryeo İmparatoru Taejo Wang Geon tarafından 936'da birleşti. Aynı Silla gibi, Goryeo son derece kültürlü bir devletti ve 1377'de Jikji oluştu, dünya'nın hareketli en eski metal tipli matbaa makinesini kullanılarak[5]. 13. yüzyıldaki Moğol istilaları Goryeo'yu güçsüzlendirdi. 30 yıl savaşın ardından, Goryeo Kore üzerindeki hakimiyetini devam etti ama yine de Moğollara haraç ödedi ama bunun karşılığında Moğolların mütteffiki oldu. Moğol İmparatorluğunun çökmesinin ardından, Goryeo'yu ağır siyasi çekişmeler izledi ve Goryeo hanedanı general Yi Seong-gye tarafından yürütülen bir isyan sonucu 1388'de Joseon hanedanı ile değiştirildi.
Kral Taejo Kore'nin yeni adını Gojoseon'nu göz ardı ederek "Joseon" olarak deklare etti ve başkenti Seul'a taşıdı. Joseon Hanedanının ilk 200 yıllı oldukça barışçıl geçti ve 14. yüzyılda Kral Büyük Sejong döneminde Hangıl'ın oluşmasını izledi, ayrıca Konfüçyüsçülük'un önemi arttı bu dönem ülkede.

Gyeongbok Sarayı Seul'un beş büyük sarayından en büyüğü. Saray Joseon Hanedanı döneminde yapıldı.
1592 ve 1598'de Kore Japonlar tarafından istila edildi. Toyotomi Hideyoshi askerleri komuta ediyordu ve Asya kıtasını Kore üzerinden işgal etmeyi planlıyordu ama büyük ihtimal Salih Ordusu tarafından ve Ming Hanedanı'nın yardımıyla geri püskürtüldü. Bu savaş'ta amiral Yi Sun-sin'in yükselmesine neden oldu ve onun ünlü kaplumbağ gemiside meşhur oldu. 1620'lerde ve 1630'larda Joseon Mançu istilasına uğradı, neticede Mançular bütün Çin'i feth etmişti.
Başka bir dizi Mançurya'ya karşı savaşlardan sonra, Joseon yaklaşık 200 sene barış içinde kaldı. Kral Yeongjo ve Kral Jeongjo Joseon Hanedanlığına kültürel yenilikler getirdi.
Ancak, sonraki seneler Joseon hanedanı aşırı bir şekilde Çin'e bağlıydı dış ilişkilerde ve dış dünya'daki izolasyonlarda. 19. yüzyıllın sırasında Kore izolasyon politikası yüzünden Münzevi krallık olarak adlandırıldı. Joseon Handenı kendisini Batılı emperyalizm'den korumak için bu adımı attı, ancak sonunda zorunlu bir şekilde kendisini ticaretten dolayı dünyaya açtı. Birinci Çin-Japon Savaşı ve Rus-Japon Savaşı ardından Kore Japon egemenliği altına girdi (1910-1945). İkinci Dünya Savaşının sonunda, Japonlar Sovyet ve Amerikan güçlerine teslim oldu, bunlar Kore'nin kuzeyini ve güneyini işgal etmişlerdi.

Bölündükten sonra

Ana madde: Güney Kore tarihi
1943'de Kahire Deklarasyonu esnasında yapılan ilk plana göre birleşik bir Kore planı kararlaştırılmıştı, Sovyetler Birliği ve ABD arasında tırmanan Soğuk Savaş husumeti yüzünden Kore yarımadasında iki ayrı hükümetin kurulmasına neden oldu, her biri kendi ideoloji'leri ile bu da Kore'nin bölünmesine yol açtı. Böylece Kore 1948 tarihinde bölündü ve iki devlet kendi siyasi idareleri ile oluştu. Kuzey Kore'de eski Japon karşıtı gerilla ve komünist eylemci Kim Il-sung Sovyetlerin desteği ile güç kazandı ve Güney Kore'de sürgünde olan ve sağci Koreli siyasi lider Syngman Rhee Güney Kore'nin cumhurbaşkanı olarak göreve geçti.

Seul Olimpiyat Stadyumunun Han nehri üzerinden çekilmiş resmi, 1988 Yaz Olimpiyatları bu stadyumda gerçekleştirildi.
25 Haziran 1950'de Kuzey Kore Güney Kore'yi işgal etmeye kalktı ve bu da Kore Savaşını kıvılcımladı, bu savaş Soğuk Savaş döneminin ilk en büyük çatışmasıydı. Aynı zamanda Sovyetler Birliği Birleşmiş Milletler'i boykot etti ve bu da veto haklarının yitirmelerine yol açtı. Üstün Kuzey Kore kuvvetlerinin bütün ülkeyi birleştireceği belli olunca, Sovyetler Birliğinin veto hakkını kaybetmesi ile Birleşmiş Milletler böylece iç savaşa müdahale etme imkanı buldu. Sovyetler Birliği ve Çin Kuzey Kore'yi her anlamda destekledi, daha sonraki seneler Çin ordusundan milyonlarca asker Kuzey Kore'ye askeri anlamda destek olmak için savaşa katıldı. Kuzey Kore'ye askeri anlamda destek olmak için. İki tarafta oluşan bu büyük gelişmelerden sonra ve sivil Kore halkının hem güneyde hem kuzeyde gördüğü büyük kayıplardan sonra, savaş sonunda bir çıkmaza ulaştı. 1953 senesinde ateşkes sağlandı ama bu ateşkes hiç bir zaman Güney Kore ve Kuzey Kore tarafından imzalanmadı, böylece yarımada iki ülke arasındaki orijinal sınır yakınlarında askerden arındırılmış bölge adında ikiye bölündü. Barış antlaşması iki devlet arasında imzalanmadi, bu teknik olarak iki ülkenin bugünde hala savaş halinde bulunduklarını gösteriyor. Kore savaşı neticesinde en az 2.5 milyon insan hayatını kaybetti.[6]
1960'da bir öğrenci ayaklanması sonucu otokratik cumhurbaşkanı Syngman Rhee istifa etmek zorunda kaldı. Bu istifadan sonra Güney Kore siyasi istikrarsızlık bir döneme girdi, zayıf ve etkisiz hükümete karşı general Park Chung-hee Syngman Rhee'nin istifasindan bir sene sonra askeri bir darbe yaptı. Park cumhurbaşkanlığı görevine geçti ve bu görevi 1979'a kadar devam etti bir suikastte uğrayana kadar. Park Chung-hee döneminde Kore'de hızlı ihracata dayalı ekonomik bir büyüme sağladı ama ayrıca Güney Kore'ye siyasi ağır baskılarda bu dönemde yoğundu. Park ağır bir şekilde acımasız askeri diktatör olarak eleştiriliyordu, Kore ekonomisinin onun görevi süresince önemli ölçüde gelişmiş olmasına rağmen.
Park'a düzenlenen suikasten sonraki seneler ülkede önemli siyasi telaşlar olmasına neden oldu, eski bastırılmış muhaleft liderleri birden oluşan siyasi boşlukta cumhurbaşkanı olmak için kampanyalar başlattı. 1979'da 12 Aralık darbesi Chun Doo-hwan tarafından Choi Kyu Hah'nın geçici hükümetine yapıldı. Choi Kyu Hah o sıralar geçici cumhurbaşkanıydı ve Park hükümeti sırasında başbakanlık görevini yürütüyordu, Chun darbeden sonra çeşitli önlemler alarak iktidara yükseldi, ayrıca Chun geniş bir sıkıyönetim alarak üniversiteleri kapattı, siyasi faaliyetleri yasakladı ve basını kısıtladı. 17 Mayıs tarihinde cumhurbaşkanı görevine geçtikten sonra Güney Kore'nin genelinde protestolar başladı, çünkü halk demokrasi talep ediyordu, özellikle Gvangju şehrinde protestoların yoğun olmasıyla, Chun bu şehire özel kuvvetler gönderdi Gvangju Demokratikleşme Hareketi'ni şiddetle bastırmak için.[7]
Chun ve hükümeti Kore'yi 1987'ye kadar despot bir idare altına aldı, ta ki Seul Ulusal Üniversitesine giden bir üniversitelinin işkenceyle öldürülene kadar[8]. 10 Haziran'da Katolik Rahipler Adalet Derneği bu olayı halka taşadı, bu da ülke çapında büyük gösterilere neden oldu. Sonunda, Chun'un partisi Demokratik Adalet Partisi ve parti lideri Roh Tae-woo 29 Haziran Bildirgesini ilan etti, bu bildirgede cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi ön görülüyordu. Roh seçimi az bir farkla muhalefet liderleri Kim Dae-Jung ve Kim Young-Sam karşı kazandı.
1988'de Seul'da 1988 Yaz Olimpiyatları düzenlendi. Güney Kore 1996'da da Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'ne üye oldu.[9] Devlet 1997 Doğu Asya Mali Krizinde olumsuz etkilendi, ama yine de ülke bu krizden çabuk kurtulabildi ve ekonomisini büyütmeye devam etti, yavaş da olsa.
Haziran 2000'de cumhurbaşkanı Kim Dae-Jung'un Güneş Politikası angajmanı, Kuzey Kore'nin başkenti Pyongyang'da Inter-Kore Zirvesi'nin düzenlenmesine neden oldu. Bir sene sonra Kim Güney Kore ve Doğu Asya'da demokrasi ve insan hakları için yaptığı çalışmalar ve özellikle Kuzey Kore'yle barış ve uzlaşma çabaları için Nobel Barış Ödülü'ne laik görüldü [10].
2002 senesinde, Güney Kore ve Japonya ortaklaşa işbirliği içerisinde 2002 FIFA Dünya Kupası'na ev sahipliği yaptı, ancak Japonya ve Güney Kore'nin ilişkileri sonradan kötüleşti Liancourt Kayalıkları üzerindeki egemenlik iddiaları yüzünden (Kore'de Dokdo olarak anılıyor ve Japonya'da Takeshima olarak). Daha sonra bu olay medya'da Liancourt Kayalıkları Krizi olarak anıldı.

Siyaset

Bir çok demokratik devletler gibi,[11] Güney Kore'nin yönetme şekli üç branşa bölünüyor: Yürütme erki, Yargı ve Yasama organı.Güney Kore'nin yürütme ve yasama organları ulusal düzeyde başlıca görev yürütüyor, gerçi yasama organındaki çeşitli bakanlıklarda yerel seviyedede görevlerini gerçekleştirebilliyor. Yerel hükümetler yarı-özerktir ve kendilerine ait yasama ve yürütme organları vardır. Yargı organı görevini hem ulusal hem yerel düzeyde yürütüyor. Güney Kore anayasal bir demokrasiye sahiptir. Güney Kore'nin hükümet yapısı Kore Cumhuriyeti Anayasası tarafından belirlenir. Bu belge cumhuriyetin 1948 yıllında ilan edildikten sonra birkaç kez revize edildi. Bu revizelere rağmen anayasa birçok özelliklerini koruya bildi, sadece kısa süreli İkinci Güney Kore Cumhuriyeti döneminde hariç, ülke her zaman başkanlık sistemine dayalı bir şekilde bağımsız bir icra kurulu başkanı ile yönetildi.[12] Güney Kore'de seçimler ilk defa doğrudan 1948'de gerçekleştirildi. Güney Kore tarihinde birçok kez 1960'lardan başlayan ve 1980'lere kadar uzanan askeri diktatörlükler ve darbeler yaşamış olsa da, o günden bu güne ülke başarılı liberal bir demokrasiye sahip. The World Factbook bugünlerde Güney Kore demokrasisini "tamamen işleyen modern bir demokrasi" olarak tanımlıyor.[13]

Meclis


Lee Myung-bak Güney Kore cumhurbaşkanı
Yasama görevini üzerine alan G. Kore Parlamentosunun 299 üyesi vardır. Meclis üyeleri 4 yıl için halk tarafından seçilirler. Cumhurbaşkanının meclisi feshetmek yetkisi vardır.

Cumhurbaşkanı

Güney Kore'de başkanlık sistemi hakimdir. 1972 Anayasasıyla yürütme görevi, Ulusal Konferans tarafından beş yıl için seçilen Cumhurbaşkanına verilmiştir. Ülkede Cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır ve beş yıl için halk tarafından seçilir. Yürütmeyle ilgili kararların tamamı Cumhurbaşkanının kontrolündedir. Cumhurbaşkanlığına aday olacak kişi eğer herhangi bir siyasi kimliğe sahipse (parti üyeliği veya milletvekilliği gibi) seçimlerden en az bir yıl önce bu görevinden istifa etmek zorundadır.

Başbakan

Güney Kore’de Cumhurbaşkanı meclis tarafından içinden veya dışından bir kişi Başbakan adayı olarak gösterilmekte ve bu kişinin adaylığının açıklanmasından sonra en fazla 20 gün içinde parlamentoda bir oturum yapılarak Başbakan adayının oylanması gerekmektedir. Bu oylamada parlamento üyelerinin en az yarısının hazır bulunması ve adayın Başbakan olabilmesi için geçerli oyların salt çoğunluğunu alması gerekmektedir.
Güney Kore’de Başkanlık sistemi olduğundan yani yürütmenin Cumhurbaşkanında olması nedeniyle Başbakanın yönetimdeki rolü zayıf kalmaktadır. Başbakan, daha çok Meclis ve Cumhurbaşkanı arasında bir köprü görevi görmektedir.

Dış ilişkiler

Güney Kore'nin 188'den fazla ülkeyle diplomatik ilişkileri bulunuyor. Ayrıca ülke 1991'den beri Birleşmiş Milletler'e üyedir. Güney Kore ve Kuzey Kore aynı zamanda BM'ye üye oldular. 1 Ocak 2007 tarihinde, Güney Kore Dışişleri Bakanı Ban Ki-moon Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri görevini devraldı. Ülke'nin ayrıca Güneydoğu Asya Uluslar Birliği'le ASEAN Plus three devleti olarak gelişmiş ilişkileri ve gözlemcileride bulunuyor. Ayrıca Güney Kore Doğu Asya zirvesinede üye ülkerden biri.
2010 senesinde Güney Kore ve Avrupa Birliği arasında serbest ticaret anlaşması, ticaret engellerini ortadan kaldırmak için imzalandı. Güney Kore ayrıca Kanada devletiylede serbest ticaret anlaşması müzakereleri [14] sürdürüyor ve bir başka müzakere Yeni Zelanda ile yürütülüyor [15]. Kasım ayının 2009 senesinde Güney Kore OECD'nin Kalkınma Yardımları Komitesine üye oldu, ilk defa eskiden yardım almış bir ülke bu gruba verici bir devlet olarak üye olmuştu. Güney Kore Kasım ayının 2010 senesinde G-20 zirvesini kendi topraklarında gerçekleştirdi.

Türkiye ile olan ilişkiler

Türkiye Güney Kore'yi 11 Ağustos 1949'da tanımıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerin sağlam ve olumlu bir temele sahip olmasının bir nedeni, Türkiye'nin 1950 Kore Savaşı sırasında Yarımada’ya asker göndermesi ve çok sayıda şehit vermesi olarak görülebillir. İki ülke arasındaki ilişkilerde siyasi alanda bir sorun bulunmamaktadır. Güçlü bir dostluk temelinde kurulan ilişkiler düzenli siyasi diyalogla sürdürülmektedir. Güney Kore ve Türkiye uluslararası platformda birbirlerine destek vermektedirler. Türkiye'den Güney Kore'ye en son resmi ziyareti cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 14 ve 16 Haziran 2010 arası yapılmıştır.

Çin ile olan ilişkiler

Tarihi açıdan, Kore'nin Çin'le yakın ve iyi ilişkileri oldu. Güney Kore kurulmadan önce, Kore bağımsızlık savaşçıları Çin askerleri ile Japon işgaline karşı beraber savaştı. Ancak II. Dünya Savaşıdan sonra Çin Halk Cumhuriyeti Maoizm'i kucakladı oysa Güney Kore Amerika Birleşik Devletleri'le yakın ilişkiler kurma arayışındaydı. Çin Halk Cumhuriyeti bunun üzerine Kuzey Kore'yi Kore savaşı esnasında askerlerle ve askeri malzemelerle destekledi, bunun ardından iki devlet arasındaki diplomatik ilişkiler neredeyse tamamen durduruldu. Yinede iki devlet arasındaki ilişkileri giderek düzeldi ve Güney Kore ile Çin Halk Cumhuriyet arasındaki resmi diplomatik ilişkiler yeniden 24 Ağustos 1992'de kuruldu. İki devlet ikili ilişkilerini düzeltme çabasına girdiler ve aralarındaki kırk yıllık ticaret ambargosunu kaldırdılar[16], ayrıca 1992'den sonra Güney Kore ve Çin'in ilişkileri sürekli iyileşti[16]. Kore Cumhuriyeti Çin Cumhuriyeti ile arasındakı ilişkiyi Güney Kore Çin Halk Cumhuriyeti'yle resmi ilişkiye girdikten sonra durdurdu[17].

Avrupa Birliği ile olan ilişkiler

Avrupa Birliği (AB) ve Güney Kore ticaret alanında iki önemli işbirlikçi, aralarında serbest ticaret anlaşması bulunuyor ve Güney Kore 2006 yılından sonra böylece öncelikli olarak Avrupa Birliğinin serbest ticaret ortağı olarak belirlenmiştir. Serbest ticaret anlaşması Eylül'ün 2010 senesinde onaylandı, İtalya'nın koşullu bir şekilde serbest ticaret anlaşmasındaki veto hakkında vazgeçmesinden sonra[18]. İtalya'yla yapılan uzlaşma serbest ticaret anlaşmasının 1 Temmuz 2011 tarihinde geçici yürürlüğe girecek olması. Güney Kore Avrupa Birliği'nin en önemli sekizinci ticaret ortağı ve Avrupa Birliği Güney Kore'nin en çok ihracat yaptığı ikinci bölge. Güney Kore ile AB arasındaki ticaret 2008 yılında 65 milyar doları aştı ve 2004'den 2008'e kadar iki ülke arasındaki ticaret kazancı ortalama yıllık % 7.5 gibi bir büyüme sağladı.[19]
Avrupa Birliği 1962'den beri Güney Kore'ye en yüksek yatırım yapan dış yatırımcı ve AB'nin Kore'ye 2006 yıllında doğrudan yatırım oranı %45'i buldu. Buna rağmen AB firmalarının önemli sorunları bulunuyor Güney Kore pazarında. Avrupa Birliği'nin Güney Kore pazarında erişim ve faaliyet yapabilmesi için katı standartlar ve ürün ve hizmetler için konulan sert test şartları bulunuyor. Bu nedenlerden dolayı ticaretde engeller oluyor. İki taraflı ilişkilerin iyi tutulması AB'nin doğrudan yatırımları yüzünden önemli, o yüzden Avrupa Birliği durumun düzelmesi için arayış içinde.[19]

Japonya ile olan ilişkiler


Dokdo adaları Güney Kore ve Japonya arasında bir kriz haline gelmiştir ve bu olay Liancourt Kayalıkları Krizi diye adlandırılmaktadır
İkinci Dünya Savaşından sonra Japonya ve Güney Kore arasında resmi diplomatik ilişkiler kurulmadı, bunun üzerine Güney Kore ve Japonya 1965'te Japonya ve Kore Cumhuriyeti arasında Temel İlişkiler Antlaşmasını imzaladı diplomatik ilişkerin kurulması için. Güney Kore'nin bazı kesimlerinden Japonlara ve Japonya'ya karşı derin bir düşmanlık duygusu vardır, bunun nedeni özellikle Kore ve Japonya arasında geçmişte çözülmemiş bazı olayların olması, bu olaylar özellikle 1910 Japonya-Kore Antlaşması sonra Kore'nin Japonya tarafından işgal edilmesinden sonra çeşitli sebepten oluşan olaylar. İkinci Dünya Savaşı sırasında 100.000 fazla Koreli zorla Japon İmparatorluk Kara Kuvvetlerinde asker olarak görevlendirildi.[20][21] Ayrıca Koreli kadınlar zorla cephelere getirilerek Japon İmparatorluk Kara Kuvvetlerindeki askerlere seks köleleri olarak veriliyordu, bunlar rahatlatıcı kadınlar olarak adlandırılıyordu.[22][23]
Japonya ve Kore arasında hala uzun soluklu siyasi krizler devam ediyor, bunların arasında en çok göze çarpan Kore sivil halkına karşı yapılmış Japon savaş suçları, geçmiş zamanda Japon politikacıların Yasukuni Tapınağı'na yaptıkları ziyaretde savaşta ölen Japon askerlerine saygı göstermeleri (bazı A sınıfı savaş suçluları dahil) Kore ve Çin hükümetleri tarafından kınandı, iki ülke arasında başka bir sorun Japonya'daki tarih dersi kitaplarının üzerindeki tartışmalar, çünkü Japonya İkinci Dünya Savaşı sırasında olan bazı şeyleri yeniden yazmasıda iki ülke arasındaki ilişkileri yıpratıyor. Ayrıca başka büyük bir soun Japonya ve Güney Kore arasındaki sınır anlaşmazlıkları özellikle Dokdo adaları üzerindeki anlaşmazlıklar iki ülke arasındaki ilişkiyi kötü yönde etkiliyor[24] continue to trouble Korean-Japanese relations. Although Dokdo is claimed by both Korea and Japan, the islets are administered by South Korea, which has its Korean Coast Guard stationed there.[25].
Japonya Başbakanı Junichiro Koizumi'nin Yasukuni Tapınağını tekrar ziyaret etmesinden sonra Güney Kore Chumhurbaşkanı Roh Moo-hyun Japonya ve Güney Kore arasındaki bütün zirve toplantılarını cevap olarak iptal etti.[26]

Kuzey Kore ile olan ilişkiler

İki ülke Kuzey ve Güney Kore hala resmi olarak bütün yarımada ve diğer uzak adalar üzerinde egemenlik talebinde bulunuyorlar. 1950'den 1953'e kadar süren Kore Savaşından sonra iki devlet arasında hala uzun sürelik bir düşmanlık yaşanıyor ama yine de Kuzey Kore ve Güney Kore aralarında barışı sağlamak için barış antlaşmaları imzaladılar[27]. Roh Moo-Hyun ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-il kalıcı barışı sağlamak için sekiz maddelik bir antlaşma imzaladılar, bu antlaşmanın içeriği üst düzey görüşmelerin sağlanması, ekonomik işbirliği, tren hizmetleri, karayolu ve havayolu taşımacılığının yenilenmesi ve ortak bir Olimpiyat tezahürat kadrosu kurulması gibi konuları içeriyordu [27].
Güneş Politikası ve uzlaşma politikası çabalarına nazaran, iki ülke arasındaki barış süreci Kuzey Kore'nin 1993, 1998, 2006 ve 2009'da yürüttüğü füze denemeleri yüzünden zor duruma girdi. 2009 yıllının başlarında Kuzey ve Güney Kore arasındaki ilişki gerginleşti, Kuzey Kore bunun üzerine füzeler hazır bulundurduğunu bildirdi [28], Güney Koreyle yapılan bütün antlaşmaların iptal edildiğini bildirdi [29] ve Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri'ne tehditler savurdu eğer planlandığı gibi bir uyuduyla bu gelişmelere müdahale ederlerse [30]. Kuzey ve Güney Kore hala resmi olarak savaş durumundalar ( Kore Savaşından sonra barış antlaşması imzalamadılar) ve dünya'nın en güçlü tahkim edilmiş sınırını paylaşıyorlar[31]. 27 Mayıs 2009'da Kuzey Kore medyaları ateşkesın artık geçerli olmadığını bildirdi ve bunun nedeni Güney Kore hükümetinin kesinlikle Nükleer Yayılmaya Karşı Güvenlik Girişimine üye olmaya hazırlandığı için olarak gösterdiler. İki devlet arasındaki ilişkileri dahada karmaşık bir duruma sokan ve gerginliği artıran başka bir olay, Mart 2010'da Güney Kore'ye ait ROKS Cheonan gemisinin batması sonucu oluştu, çünkü Güney Koreli yetkililer geminin Kuzey Kore tarafından atılan torpedo sonucu batmasını onayladı ama Kuzey Kore bu iddiaları redetti[32]. Bunun üzerine Güney Kore başkanı Lee Myung-bak yaptığı bir açıklamada Seul'un Kuzey Koreyle alakadar bütün ticaret alanındaki ilişkileri keseceğini bildirdi, Kuzey Kore'yi karşı alınmış bir önlem olarak öncelikle diplomatik ve mali alanda ülkeyi geri vurmak olduğu söylendi. Kaesong Sanayi Projesi ve insani yardımların Güney Kore tarafından kısıtlanmiyacağı açıklandı [33]. Kuzey Kore, başlangıçta tüm bağları koparmak için Güney Kore'yi tehdit etti, önceden yapılan saldırmama paktını tamamen iptal edeceğini ve bütün Kaesong Sanayi Bölgesi'nde yaşayan Güney Korelileri ülkeden atacağını bildirdi ama bütün tehditlerini geri çekti ve Güney Kore'yle ilişkileri devam etmeye karar verdi. Yine de devam eden ilişkilere rağmen, oluşan askeri çatışmalar yüzünden, Kaesong sanayi bölgesi yatırımda ve işçi gücünde büyük bir düşüş görüldü.
2010 senesinde iki ülke arasındakı yaşanan olaylar[33]
  • 26 Mart: Güney Kore'ye ait savaş gemisi Cheonan batıyor, 46 denizci hayatını kaybediyor
  • 20 Mayıs: Güney Kore heyeti Kuzey Kore tarafından atılan torpedo sonucu geminin battığını açıklıyor, Pyongyang olayla dahil olduğunu red ediyor
  • Temmuz-Eylül: Güney Kore ve ABD askeriyeleri tatbikatlar yapıyor; ABD Pyongyang'a karşı daha çok yaptırımlar uyugulayacağını bildiriyor
  • 29 Eylül: Kuzey Kore nadir görülen bir parti kongresi tutuyor, bu kongres babadan oğula geçiş süreci olarak görülüyor
  • 29 Ekim: Kuzey Kore ve Güney Kore askeri kuvvetleri arasında kara sınırında biribirlerine karşı ateş açılıyor
  • 12 Kasım: ABD bilim adamları Kuzey Kore'de yeni ve bildirilmemiş bir uranyum zenginleştirme tesisi tespit ediyorlar
  • 23 Kasım: Kuzey Kore tarafından Yeonpyeong bombardımanı gerçekleşiyor, 4 Güney Koreli hayatını kaybediyor

İdari bölümler


Principal divisions of South Korea
Güney Kore'deki başlıca idari bölümleri ülkenin illere, büyükşehirlere (kendi kendini yöneten şehirler hiç bir il'e dahil olmadan) ve bir tane özel şehire bölünmesiyle oluyor.
Adahangulhanjanüfus
Mega şehir (Teukbyeolsi)
1Seul서울특별시서울特別市10,421,782
Büyükşehirler (Gwangyeoksi)
2Busan부산광역시釜山廣域市3,635,389
3Daegu대구광역시大邱廣域市2,512,604
4Incheon인천광역시仁川廣域市2,628,000
5Daejeon대전광역시大田廣域市1,442,857
6Gwangju광주광역시光州廣域市1,415,953
7Ulsan울산광역시蔚山廣域市1,087,958
İller (Do)
8Gyeonggi-do경기도京畿道10,415,399
9Gangwon-do강원도江原道1,592,000
10Chungcheongbuk-do (Northern Chungcheong)충청북도忠淸北道1,462,621
11Chungcheongnam-do (Southern Chungcheong)충청남도忠淸南道1,840,410
12Jeollabuk-do (Northern Jeolla)전라북도全羅北道1,890,669
13Jeollanam-do (Southern Jeolla)전라남도全羅南道1,994,287
14Gyeongsangbuk-do (Northern Gyeongsang)경상북도慶尙北道2,775,890
15Gyeongsangnam-do (Southern Gyeongsang)경상남도慶尙南道2,970,929
Özel kendi kendini yöneten il (Teukbyeoljachi-do)
16Jeju-teukbyeoljachido (Jeju-do)제주특별자치도濟州特別自治道560,000

Askeriye

Kore'nin tarihi boyunca işgale uğramasi ve Kuzey Kore ile halen devam askeri ve siyasi gerginlik yüzünden SAGP'sinin %2,6'sını askeriye için harcıyor. Bu devlet harcamaların %15'in teşkil ediyor (Hükümetin GSYİH'deki payı: %14.967). Ayrıca erkekler için zorunlu askerlik geçerli [34]. Bu nedenle Güney Kore dünya'daki en büyük altıncı hazır ordusuna sahip, 2011'de toplam 650.000 aktif asker görev başındaydı [35]. Güney Kore askeriyesi ayrıca 3,200,000 yedek askerle dünya'nın en büyük ikinci yedek asker sayısına sahip [35] ve dünyadaki bütün ülkeler arasında askeri harcamalarda onbirinci sırayı alıyor. Kore Cumhuriyeti toplam 3.7 milyon aktif ve yedek asker sayısı ile nüfusa göre (50 milyon) kişi başına asker olma sayısında Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin [36] ardından ikinci sırada yer alıyor [35].
Güney Kore Ordusu Kara Kuvvetleri (ROKA), Deniz Kuvvetleri (ROKN), Hava Kuvvetleri (ROKAF), Deniz Piyadesi ve yedek askeri kuvvetlerden oluşuyor[37]. Bu kuvvetlerin çoğu Kore'nin askerden arındırılmış bölgesinde konumlanmış durumda. Devlet yasalarına göre her Güney Koreli erkek 21 ay askerlik yapmak zorunda. Önceleri ebeveynlerin sadece birisinin kökeni Koreli olan erkekler zorunlu askerlikten muaf oluyorlardı ama bu yasa 2011'den sonra değistirildi.[38]

ROKN Sejong the Great (DDG 991), a King Sejong the Great -class guided-missile destroyer
Güney Kore'de zorunlu askerliğin yanında, ayrıca her sene 1.800 Koreli erkek 21 ay KATUSA programına katılmak için seçiliyor; bunun amacı USFK'yı güçlendirmek[39]. 2010 yılında Güney Kore ABD ile yaptığı maliyet-paylaşımı-anlaşması sonucu 1.69 milyar , bütçe sağlamak amacıyla Kore'de bulunan ABD güçlerine verdi. 29.6 milyar ₩ kendi askeriyesi için harcadı.
Güney Kore Kara Kuvvetlerinin hizmetinde bulunan toplam 2,500 tane tank var, bunların arasında K1A1 ve K2 Black Panther tanklarıda bulunuyor.
The South Korean army has 2,500 tanks in operation, including the , which form the backbone of the South Korean army's mechanized armor and infantry forces. A sizable arsenal of many artillery systems, including 1,700 self-propelled K55 and K9 Thunder howitzers and 680 helicopters and UAVs of numerous types, are assembled to provide additional fire, reconnaissance, and logistics support. South Korea's smaller but more advanced artillery force and wide range of airborne reconnaissance platforms are pivotal in the counter-battery suppression of North Korea's over-sized artillery force, which operates more than 13,000 artillery systems deployed in various state of fortification and mobility.[35][40]
The South Korean navy has made its first major transformation into a blue-water navy through the formation of the Strategic Mobile Fleet, which includes a battle group of Chungmugong Yi Sun-sin class destroyers, Dokdo class amphibious assault ship, AIP-driven Type 214 submarines, and King Sejong the Great class destroyers, which is equipped with the latest baseline of Aegis fleet-defense system that allows the ships to track and destroy multiple cruise missiles and ballistic missiles simultaneously, forming an integral part of South Korea's indigenous missile defense umbrella against the North Korean military's missile threat.[41]
The South Korean air force operates 840 aircraft, making it world's ninth largest air force, including several types of advanced fighters like F-15K, heavily modified KF-16C/D,[42] and the indigenous F/A-50,[43][44] supported by well-maintained fleets of older fighters such as F-4E and KF-5E/F that still effectively serve the air force alongside the more modern aircraft. In an attempt to gain strength in terms of not just numbers but also modernity, the commissioning of four Boeing 737 AEW&C aircraft, under Project Peace Eye for centralized intelligence gathering and analysis on a modern battlefield, will enhance the fighters' and other support aircraft's ability to perform their missions with awareness and precision.
On May 2011, Korea Aerospace Industries Ltd., South Korea's largest plane maker, signed a $400 million deal to sell 16 T-50 Golden Eagle trainer jets to Indonesia, marking South Korea as the first time for the country in Asia to export supersonic jets.[45]
From time to time, South Korea has sent its troops overseas to assist American forces. It has participated in most major conflicts that the United States has been involved in the past 50 years. South Korea dispatched 325,517 troops to fight alongside American, Australian, Filipino, New Zealand and South Vietnamese soldiers in the Vietnam War, with a peak strength of 50,000. In 2004, South Korea sent 3,300 troops of the Zaytun Division to help re-building in northern Iraq, and was the third largest contributor in the coalition forces after only the US and Britain.[46] Beginning in 2001, South Korea had so far deployed 24,000 troops in the Middle East region to support the War on Terrorism. A further 1,800 were deployed since 2007 to reinforce UN peacekeeping forces in Lebanon.
The United States have stationed a substantial contingent of troops in South Korea since the Korean War to defend South Korea in case of East Asian military crises. There are approximately 28,500 U.S. Military personnel stationed in Korea,[47] most of them serving one year of unaccompanied tours. The American troops, which are primarily ground and air units, are assigned to US Forces Korea and mainly assigned to the Eighth United States Army of the US Army & Seventh Air Force of the US Air Force. They are stationed in installations at Osan, Kunsan, Yongsan, Dongducheon, Sungbuk, Camp Humphreys, and Daegu, as well as at Camp Bonifas in the DMZ Joint Security Area . A still functioning UN Command is technically the top of the chain of command of all forces in South Korea, including the US forces and the entire South Korean military – if a sudden escalation of war between North and South Korea were to occur the United States would assume control of the South Korean armed forces in all military and paramilitary moves. However, in September 2006, the Presidents of the United States and the Republic of Korea agreed that South Korea should assume the lead for its own defense. In early 2007, the U.S. Secretary of Defense and ROK Minister of National Defense determined that South Korea will assume wartime operational control of its forces on December 1, 2015. U.S. Forces Korea will transform into a new joint-warfighting command, provisionally described as Korea Command (KORCOM).[48]

Fiziki yapı

Güney Kore’nin güney ve batı kıyıları çok girintili ve çıkıntılıdır. Bir çok yarımada ve küçük adalarla çevrilmiştir. Bu kısımlarda, Pusan ve İnchon en önemli limanlarındandır. Doğu bölümü dağlık olmasına rağmen, batı bölümü geniş alanlar, ovalar ve tepelerle kaplıdır. Doğu bölümünde tabii limanlar da yoktur. Genellikle dağlıktır. Fakat dağlar yüksek değildir. En yüksek dağı 1916 m ile Chiri San Dağı'dır. Önemli nehirleri arasında Naktong, Han ve İnchon ırmakları sayılabilir.

Güney Kore

İklimi

Güney Kore’nin iklimi, kışın karalardan esen soğuk rüzgarların etkisindedir. Kışın ülkede kar nadiren yağarken yağmur görülmez. Güneşli ve açık bir hava olmasına karşın ayaz nedeniyle hava sıcaklığı çok düşer.
Ülke yazları Pasifik’ten esen sıcak ve nemli muson rüzgarlarının etkisi altına girer. Yıllık yağış ortalaması 1270 mm’dir. Güneyde Eylül ayında ülke genelinde ise Temmuz ayında sık sık tayfunlar görülür. Temmuz ayı bütün ülkede çok yağışlı geçer.
Ülkenin yüzey şekilleri iklimi etkiler. Muson rüzgarları sayesinde bitki örtüsü arasında tropikal bitkiler de yer alır. Ülkede en düşük sıcaklık ortalaması -25 °C, en yüksek sıcaklık ise 38 °C’dir. Ülkede tüm yıl boyunca gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkları çok düşüktür.

Tabii kaynaklar

Eskiden ormanlarla kaplı olan ülkede denetimsiz kesim, yangın, hastalık ve savaş yüzünden ormanlar kalmamıştır. Kore Savaşından sonra devlet başkanının emri ile geniş alanlarda çam ormanları oluşturulmuştur. Ayrıca bambu ağacı yönünden de zenginliğe sahiptir.
Maden bakımından zengin sayılmaz. Fakat tungsten üretiminde önde gelen ülkelerdendir. Ayrıca kömür, demir, flor, grafit, altın, bakır ve kurşun az miktarda çıkarılır.

Nüfus ve sosyal hayat


Güney Koreden bir kesit, 2007
Dünyada etnik ve dil açısından en fazla homojen bir yapıya sahip ülke Güney Kore'dir.[kaynak belirtilmeli] Azınlık olarak sadece küçük bir Çin topluluğu vardır. Koreliler Mançurya'da yüzyıllarboyunca yaşamışlardır. Geçmişteki politik, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklar birçok Güney Koreli’nin başta ABD ve Kanada'ya göç etmesine neden olmuştur. Kaliforniya’da önemli derecede Koreli yaşamaktadır. Koreli Amerikalıların sayısının bir milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Şu anda Güney Kore'den gerçekleşen göç ve ülkeye gelenlerin sayısı hemen hemen birbirine eşittir.
Nüfus artış oranı da 1950'lerde % 3'den daha fazla iken bu oran 2005 yılında % 0.38'lere kadar gerilemiştir. Bunun sebebi de insanların daha az çocuk sahibi olma isteklerinden kaynaklanmaktadır. 1960 yılından itibaren hızlı bir kentleşme ve kırsal alanlardan şehirlere doğru bir göç dalgası başlamıştır.
Nüfus 2006 yili rakamlarina göre 49,024,737 dur. Nüfus yoğunluğu kilometre kare başına 480 kişidir. Hızlı nüfus artışı bir zamanlar ciddi bir sosyal problem olmasına rağmen, başarılı aile planlaması kampanyaları ile doğum oranı düşürülmüştür.
Şu anda nüfusun % 85'i şehirlerde yaşamaktadır. II. Dünya Savaşından sonra 4 milyondan fazla bir nüfus Kuzey taraftan güneye geçiş yapmıştır. Bu aniden meydana gelen nüfus artışı Güney Kore'den gerçekleşen göçlerle birlikte dengelenmiştir. Güney Kore'nin ekonomisini geliştirmesi ve politik istikrara kavuşması ise 1990 yıllarının ortalarını bulmuştur.
Güney Kore'de yaklaşık olarak 378.000 yabancı işçi bulunduğu ve bunun % 52'sinin yasal olmayan yollardan çalışmakta olduğu ifade edilmektedir. Bu işgücünün büyük bir kısmı Güney Asya ülkelerinden gelmektedir. Yabancı işçilerin büyük bir çoğunluğu Hindistan, Sri Lanka, Myanmar, Filipinler ve Sovyetler Birliği ülkelerinden gelmektedir. Nijerya'dan da çok sayıda işçi ülkede çalışmaktadır.
En büyük şehir, başşehir Seul’dür. Kore, Çin ile Japonya arasında bir köprü olmasına rağmen, kendilerine has bir kültür geliştirmiştir. Köylerde yaşayan Koreliler, yüzyıllar önceki gibi giyinir ve yaşarlar. Şehirlerde yaşayanlar ise batı dünyasının etkisindedirler.
Halkın büyük kesimi Konfüçyüsçülük ve Budizm inancındadırlar. % 25 kadar Hıristiyan vardır. Halkın kullandığı ve resmi dili Korece'dir.
Eğitimi: Eğitim 6-12 yaş arasında mecburi ve ücretsizdir. Ülkede okur-yazar oranı % 92’dir. Güney Kore’de 197 üniversite ile 222 yüksek okul vardır.

Not

  1. ^ a b c d "South Korea". International Monetary Fund. http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2010/01/weodata/weorept.aspx?sy=2007&ey=2010&scsm=1&ssd=1&sort=country&ds=.&br=1&c=542&s=NGDPD%2CNGDPDPC%2CPPPGDP%2CPPPPC%2CLP&grp=0&a=&pr1.x=93&pr1.y=9. Erişim tarihi: 21.04.2010.
  2. ^ Gini index CIA World Fact Book
  3. ^ Human Development Report 2009 (p. 171, 204)
  4. ^ "Korea's History". Asian Shravan. http://www.asianinfo.org/asianinfo/korea/history.htm. Erişim tarihi: 2009-02-17.
  5. ^ "Digital Jikji". Digital Jikji. http://www.digitaljikji.net/digital_jikji/main.asp. Erişim tarihi: 2010-04-25.
  6. ^ Korean War (1950–53). Britannica Online Encyclopedia.
  7. ^ Flashback: The Kwangju massacre, 2000-05-17.
  8. ^ 20 years later, father still seeks truth in son's death, The Hankyoreh, 2007-01-15. Retrieved 2010-07-15.
  9. ^ en_33873108_33873555_1_1_1_1_1,00.html About Korea, OECD
  10. ^ "The Nobel Peace Prize 2000". The Nobel Foundation. 2000. http://nobelprize.org/nobel_prizes/peace/laureates/2000/index.html. Erişim tarihi: 2009-02-17.
  11. ^ "The Economist Intelligence Unit's Index of Democracy 2008" (PDF). http://a330.g.akamai.net/7/330/25828/20081021185552/graphics.eiu.com/PDF/Democracy%20Index%202008.pdf. Erişim tarihi: 2010-04-25.
  12. ^ "South Korea - Constitution". International Constitutional Law. http://www.servat.unibe.ch/icl/ks00000_.html. Erişim tarihi: 2009-02-16.
  13. ^ "Korea, South". The World Factbook. Central Intelligence Agency. 10 February 2009. https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ks.html. Erişim tarihi: 2009-02-16.
  14. ^ "Canada-Korea – Free Trade Agreement Negotiations". Foreign Affairs and International Trade Canada. 5 January 2009. http://www.international.gc.ca/trade-agreements-accords-commerciaux/agr-acc/korea-coree/index.aspx?lang=en. Erişim tarihi: 2009-03-05.
  15. ^ "South Korea, New Zealand launch FTA negotiations English Xinhua". News.xinhuanet.com. 2009-03-03. http://news.xinhuanet.com/english/2009-03/03/content_10933684.htm. Erişim tarihi: 2010-02-18. [ölü/kırık bağlantı]
  16. ^ a b "Asia Times – News and analysis from Korea; North and South". Atimes.com. 2004-09-11. http://www.atimes.com/atimes/Korea/FI11Dg03.html. Erişim tarihi: 2010-04-25.
  17. ^ NYtimes.com, published 1992-08-24
  18. ^ "EU agrees free trade deal with S.Korea". AFP. 2009-09-16. http://www.google.com/hostednews/afp/article/ALeqM5hjiU353BrLQrVT2oZEu5HPb40ugA.
  19. ^ a b "Bilateral Relations: Korea". European Commission. http://ec.europa.eu/trade/creating-opportunities/bilateral-relations/countries/korea/.
  20. ^ A Brief History of the US-Korea Relations Prior to 1945. "While less than 100 Koreans in America enlisted in the US military during World War II, more than 100,000 Koreans served in the Japanese army as officers and soldiers. There were two Korean Lt. Generals in the Japanese Army: a Chosun prince, whose rank was honorary and who commanded no troops; and Lt. Gen. Hong Sa-Ik, who was a professional military man from the old Chosun army."
  21. ^ "Truth Commission on Forced Mobilization under the japanese Imperialism Republic of Korea.". http://www.gangje.go.kr/admin_view0305.asp?idx=711&page=1. Erişim tarihi: 18/03/9. [ölü/kırık bağlantı]
  22. ^ "Japan's Responsibility Toward Comfort Women Survivors.". http://www.jpri.org/publications/workingpapers/wp77.html. Erişim tarihi: 27/09/9.
  23. ^ "Washington Coalition for Comfort Women Issues Inc". Comfort-women.org. http://www.comfort-women.org/index.php. Erişim tarihi: 2010-02-18.
  24. ^ "Dynamic-korea.com". Dynamic-korea.com. http://www.dynamic-korea.com/news/view_news.php?main=KTD&sub=&uid=200800220395&keyword=. Erişim tarihi: 2010-10-29.
  25. ^ "Liancourt Rocks / Takeshima / Dokdo / Tokto", Globalsecurity
  26. ^ "President Roh Moo-hyun will not hold a summit with Japanese Prime Minister Junichiro Koizumi until Koizumi stops visits to Japan's Yasukuni shrine". Voice of America. 17 March 2006. 2008-05-07 tarihinde özgün kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20080507103851/http://www.voanews.com/Korean/archive/2006-03/2006-03-17-voa12.cfm. Erişim tarihi: 2009-02-15.
  27. ^ a b "FACTBOX – North, South Korea pledge peace, prosperity". Reuters. Thomson Reuters. 4 October 2007. http://uk.reuters.com/article/worldNews/idUKSEO16392220071004. Erişim tarihi: 2009-02-17.
  28. ^ "North Korea deploying more missiles". BBC News. 23 February 2009. http://news.bbc.co.uk/2/hi/asia-pacific/7905361.stm.
  29. ^ "North Korea tears up agreements". BBC News. 30 January 2009. http://news.bbc.co.uk/2/hi/asia-pacific/7859671.stm. Erişim tarihi: 2009-03-08.
  30. ^ "North Korea warning over satellite". BBC News. 3 March 2009. http://news.bbc.co.uk/2/hi/asia-pacific/7931670.stm. Erişim tarihi: 2009-03-08.
  31. ^ "Koreas agree to military hotline - Jun 4, 2004". Edition.cnn.com. 2004-06-04. http://edition.cnn.com/2004/WORLD/asiapcf/06/03/koreas.agree/index.html. Erişim tarihi: 2010-02-18.
  32. ^ "Seoul reaffirms N. Korea’s torpedo attack in final report". Korea Times. 2010-09-13. http://www.koreatimes.co.kr/www/news/nation/2010/09/205_72997.html.
  33. ^ a b "Seoul Decides to Continue Kaesong Project, Humanitarian Aid". Chosun Ilbo. 2010-05-25. http://english.chosun.com/site/data/html_dir/2010/05/25/2010052501206.html.
  34. ^ John Pike. "Defense Budget – South Korea". Globalsecurity.org. http://www.globalsecurity.org/military/world/rok/budget.htm. Erişim tarihi: October 29, 2010.
  35. ^ a b c d "South Korea's Armed Forces, CSIS (Page 24)". July 25, 2006. http://www.csis.org/media/csis/pubs/060626_asia_balance_powers.pdf.
  36. ^ Bermudez (2001), p. 1.
  37. ^ GlobalSecurity on Military of Republic of Korea, Globalsecurity.org
  38. ^ Lee Tae-hoon (September 30, 2009). "Military Duty Exemption for Biracial Koreans Will Be Scrapped". The Korea Times (Seoul). http://koreatimes.co.kr/www/news/nation/2009/10/116_52759.html. Erişim tarihi: February 18, 2010.
  39. ^ "Eighth United States Army (EUSA)". GlobalSecurity.org. December 27, 2005. http://www.globalsecurity.org/military/agency/army/8army.htm. Erişim tarihi: February 6, 2010. "The KATUSA Program is significant not only because of the military manpower and monetary savings that it provides to the U.S. Army, but also because it represents ROK/U.S. cooperation and commitment to deter war. The KATUSA Program is symbolic of ROK/U.S. friendship and mutual support."
  40. ^ "OPLAN 5027 Major Theater War – West". http://www.globalsecurity.org/military/ops/oplan-5027.html.
  41. ^ "South Korea Beefs Up Anti-Air Defenses as North Bluster" Defense Industry Daily. May 31, 2009. http://www.defenseindustrydaily.com/South-Korea-Beefs-Up-Anti-Air-Defenses-as-North-Blusters-05465/.
  42. ^ "F-16 Air Forces - South Korea". F-16.net. http://www.f-16.net/f-16_users_article18.html. Erişim tarihi: 2013-08-10.
  43. ^ http://img638.imageshack.us/img638/3158/a50sidewinder.jpg
  44. ^ http://img132.imageshack.us/img132/9165/a50popeye.jpg
  45. ^ Bomi Lim (May 26, 2011). "Korea Aerospace Signs Deal to Sell Trainer Jets to Indonesia". The Jakarta Globe.
  46. ^ "Zaytun Division official website". http://www.army.mil.kr:7081/zaytun2/english/index.jsp. Erişim tarihi: February 17, 2009. [ölü/kırık bağlantı]
  47. ^ "America's Unsinkable Fleet". Newsweek (New York). Feb 26, 2007. http://www.newsweek.com/id/68465. Erişim tarihi: February 17, 2009.
  48. ^ "South Korean Military Doctrine". Global Security. March 2, 2009. http://www.globalsecurity.org/military/world/rok/doctrine.htm. Erişim tarihi: June 7, 2009.



                          GÜNEY KORE - Samanyolu tv (AYNA) -
 
 
            




 

15 Kasım 2013 Cuma

388. Nağme: Bayağı Kimselerin Pis Silahı: Gıybet

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tefsir dersinde Hucurât Sûresi’ni tamamlayıp Kâf Sûresi’ne başladık.

Bugün 15 dakikalık ses kaydı halinde özellikle şu ayet-i kerimenin tefsir ve te’vili ile alakalı bölümleri arz ediyoruz:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
“Ey iman edenler! Zannın bir çok çeşidinden sakının! Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin! Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur).” (Hucurât, 49/12)
Hürmetle…

                                                                                                 
  
                                                                                                  HERKUL.ORG

                       http://www.herkul.org/herkul-nagme/388-nagme-bayagi-kimselerin-pis-silahi-giybet/

ÖLDÜRÜCÜ VİRÜSLER VE İNSAN KAZANMAK

*İnsanın kendi konumunu belirlemesi ve Hak karşısında ona göre bir duruşa geçmesi çok önemlidir. Kendi konumunu belirleyememiş olanlar için iktidar, servet ve makam gibi nimetler yanıltıcı birer unsura ve öldürücü birer virüse dönüşebilir. (00:30)
*Bazen insanın güçlü olması onu yanıltabilir. Cenâb-ı Hakk’ın kudretini ifade eden isimlerinden biri her şeye gücü yeten manasına “Kâdir”, bir diğeri ise kâdir kelimesinin mübalağalı şekli olup çok güçlü, istediğini istediği gibi eksiksiz, kusursuz ve tam yapan, nâmütenahi kudret sahibi manasına “Kadîr”dir. Cenâb-ı Hak bir iktidar verdiği zaman bazen insan o konuda yanılabilir ve hafizanallah Zât-ı Ulûhiyete ait hususiyetleri hiç farkına varmadan -doğrudan doğruya olmasa bile dolaylı yoldan- sahiplenebilir. (01:07)
*Bir kudsî hadîste, Cenâb-ı Hak,
اَلْكِبْرِيَاءُ رِدَائِي وَالْعَظَمَةُ إِزَارِي فَمَنْ نَازَعَنِي وَاحِدًا مِنْهُمَا قَذَفْتُهُ فِي النَّارِ
“Kibriya, benim ridâm, azamet ise benim izârımdır. Kim benimle bu mevzuda yarışa kalkışır ve bunları paylaşmaya yeltenirse, onu Cehennem’e atarım.” buyurmaktadır. Demek ki, kendini büyük görüp kibirlenen bir insan, bu ilâhî sıfatlarda Allah’a şerik olmaya kalkışmış sayıldığından Cenâb-ı Hak, böyle bir insanı derdest edip Cehennem’e atacağı ikaz ve uyarısında bulunmaktadır. (02:33)
*Farkına varmadan büyüklük çağlayanına kendini salan insanlar çok defa hem kendilerini mahvetmişler hem de çok insanın kanına girmişlerdir. Sezar, Roma mefkûresini kendi heva ve hevesine çiğnetmiş; Napolyon, Büyük Fransa idealini hırslarının ağına hapsetmiş ve öldürmüş; Hitler, Büyük Almanya gaye-i hayalini maceralı çılgınlıklarıyla yiyip bitirmiştir. Gönlünü Kur’an’a vermiş, adanmışlık mülahazası içinde meseleyi götüren insanlar kibre karşı hep mesafeli durmalılar; akıllarına azıcık “Ben bir şeyim!..” diye geldiği zaman günah-ı kebâir işlemiş gibi tevbe etmeliler. (05:00)
*Bir taraftan kendini büyük görmeye sebebiyet vermesi bir taraftan da insandaki hırs duygusunu beslemesi ve “kazanma.. kazanma.. ille de kazanma..” düşüncesini büyütmesi açısından servet ve imkan da bazen öldürücü bir virüse dönüşebilir. (08:33)
*Bin kazandığımız zaman, şayet içinde bir tane haram varsa, onun içine bir tane haksızlık girmişse, geri kalan dokuz yüz doksan dokuzu da kirletmiş oluruz ve Allah hepsinin hesabını sorar. Zaten, hadis-i şerifin ifadesiyle, zekatı verilmemiş bir mal bütünüyle kirlidir. (09:22)
*“Derken Kârun, ihtişam ve debdebe ile kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, ‘Keşke Kârun’a verilenin benzeri bize de verilseydi, doğrusu o çok şanslı’ dediler.” (Kasas Sûresi, 28/79) âyetinin ifadelerine göre Kârun, hayatı itibarıyla büyük bir kibir, çalım, gösteriş ve debdebe içindeydi. O servet ve imkanın altında kalıp ezildiği gibi başkalarına da kötü örnek oluyordu. Bugün de bulunduğu konumu şahsî çıkarları hesabına değerlendirmeye kalkışanlar, aynı zamanda başkalarına kötü örnek olduklarından onların veballerini de yüklenmiş sayılırlar. (10:20)
*Cenâb-ı Hak, Hazreti Musa’nın (aleyhisselâm) kavminden olan Kârun’a, hazinelerinin anahtarlarını bile güçlü, kuvvetli bir topluluğun zorla taşıdığı büyüklükte bir servet vermiş, fakat o, bu serveti kendi becerisiyle kazandığını iddia etmişti. Hakk’ın kendisine yaptığı iyilik ve ihsanlara bir şükür ve teşekkür ifadesi olarak insanlara iyilik yapacağı yerde, iyiliğin arkasındaki iyilik sahibini unutmuş, kendini bencilliğin gayyalarına salıvermiş ve sahip olduğu servet u sâmânla şımarmış, böbürlenmiş, ferîh fahûr yaşamaya ve ifsada başlamıştı. Tabiî Cenâb-ı Allah da yaptıklarının karşılığı olarak onu bütün varlığıyla beraber yerle bir etmişti. Böylece Kârun, ulü’l-azm bir peygambere yakınlığın hakkını veremeyip kazanma kuşağında kaybeden ibret vesilesi, tâli’siz bir servet sahibi olarak tarih defterinin yaprakları arasında yerini almıştı. Evet, Karun, kendisine lütfedilen nimetler karşısında tavır ayarlaması yapamaması, inkâra sapması yüzünden neticede sahip olduğu her şeyle beraber yerin dibine geçirilmekle cezalandırıldı ki Kur’ân bunu şöyle resmeder:
فَخَسَفْنَا بِه وَبِدَارِهِ الْأَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللهِ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِرينَ
“Nihayet Biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Zaten onun ne Allah’a karşı kendisine yardım edecek avenesi vardı ne de kendini savunup kurtulabilecek durumdaydı.” (Kasas Sûresi, 28/81) (13:04)
*Bir hadis-i şerifte “Dünya bir cîfedir (leştir, pisliktir); onun talipleri ise köpeklerdir!” buyurulmaktadır. Bir başka hadis-i şerifte ise, “Dünya sevgisi bütün hataların başıdır!” denmektedir. (15:04)
*Rahata düşkünlük de bünyeye musallat olmuş öldürücü bir virüstür. Tenperverlik kanserden daha tehlikeli bir hastalıktır. (16:05)
*İktidar, servet ve rahata düşkünlük virüsleri birbirlerini de destekler durur. Bazen servetten büyüklük doğar, bazen büyüklük servet hesabına kullanılır ve bazen de o büyüklük o servet insanda rehavet hissi hâsıl eder. Bu marazlara düşmüş kimseler, bir de kalkıp “Bunca zaman koştuk, hizmet ettik; “humus” (ganimetin beşte biri) kullanmak da bizim hakkımız!” demek gibi şeytanî mırıltılarla gayr-ı meşru tavırlarına meşruiyet bahanesi aramaya çalışırlar. (16:35)
*Beklentiye düşme ve takdir görmeyi isteme de bir öldürücü virüstür. Halbuki mümin, övülmeyi sövülme gibi görmeli ve her işini sadece Allah’ın rızasına bina etmelidir. (20:40)
*Hizmetleri karşısında Allah rızasından başka beklentilere girenler,
أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا
Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz, onlarla safa sürdünüz. Allah’ın verdiği o güzel ve hoş nimetleri israf edip bitirdiniz. Hakkınızı dünyada kullanıp ahirete bir şey bırakmadınız” (Ahkâf Sûresi, 46/20) âyetinin tokadına maruz kalırlar. (21:48)
*Bizim en büyük kredimiz istiğnadır; her türlü makam ve mansıp karşısında müstağnî davranmamız lazımdır. Makama bağlı vazifeler istenmemeli; talepsiz verildiğinde ise, ancak kerhen kabul edilmelidir. Bu meselenin tek istisnası vardır: Şayet bir vazifeyi sizin ölçünüzde yapabilecek başka bir müstakim mü’min yoksa, Hazreti Yusuf’un “Beni ülkenin hazinelerinin başına tayin et; çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim.” (Yusuf Sûresi, 12/55) diyerek Kıptîler içinde vazifeye talip olduğu gibi, o vazifeyi talep etmekte mahzur olmayabilir. Hazreti Yusuf (aleyhisselam), bu sözü hiçbir müslümanın olmadığı, peygamberlik esintilerinin bulunmadığı, Allah’ın bilinmediği bir yerde vazifeyi talep sadedinde söylemiştir. (23:50)
*Cevdet Paşa’nın, “Kısas-ı Enbiyâ”da temas ettiği üzere, riyâsete talip olmamak ve belli bir vazifeye tayin istememek gerektiği yönündeki nebevî uyarıları duyup dinleyen Hazreti Ebû Bekir (Allah’ın rıza ve rıdvanı onun üzerine olsun), Hazreti Ali’ye (radiyallahu anh) gönderdiği bir mektupta bu mevzuyla alâkalı şu ölçüyü dile getirmiştir: “Vazife onundur ki, o ‘benim değildir’ der. Onun değildir ki, o, vazifeye ehil olduğunu iddia eder.” (24:48)
Soru: En büyük yatırımın insana yapılan yatırım olduğu vurgulanıp himmetlerin insan kazanmaya teksif edilmesi lazım geldiği üzerinde duruluyor. Ayrıca, eserlerde, bir insanı, dine ait hiçbir hakikati ve delili kabul etmemek demek olan “küfr-ü mutlak”tan inkarda ve itikatsızlıkta şüphe taşımak manasına gelen “küfr-ü meşkûk”e yürütmenin dahi “hizmet” olduğuna dikkat çekiliyor. Bu açılardan, insan kazanmak ne demektir ve nasıl anlaşılmalıdır? (27:46)
*Yeryüzü problemi insanla tanıdı; hatta şeytanın problemlerin babası oluşu da insanın yaratılmasıyla başladı. Bu açıdan da insanda problemi çözeceğiniz âna kadar ne yuvada, ne mektepte, ne camide, ne de idarî, siyasî, iktisadî hayatta asıl problemi çözemezsiniz. (28:26)
*İnsan kazanmanın değişik seviyeleri vardır: Bir insanı tahkikî imana ulaştırmak üst seviyede bir kazanma olduğu gibi, bir insanı taklidî ve nazarî Müslümanlık kapısından girdirme de bir kazanmadır. (31:40)
*Hilyetü’l-Evliya adlı eserinde Ebu Nuaym Hazretleri’nin naklettiğine göre, Sahabe efendilerimizdeki dini hassasiyete ve İslamî heyecana derin bir özlem duyan Hasan Basri Hazretleri, çağdaşı olan insanların hayatları ile Sahabenin yaşayışını kıyaslayıp çok üzüldüğü bir gün şöyle demiştir: “Yetmiş Bedir gazisine yetiştim. Onların çoğunun elbisesi basit bir yün kumaştan ibaret idi. Siz onları görseydiniz deli sanırdınız; onlar da sizin iyilerinizi görselerdi artık ahlakın kalmadığına hükmeder, kötülerinizi görselerdi onların hesap gününe bile inanmadıklarını söylerlerdi.” (34:04)
*Bir insanın demokratik tarz-ı telakki içinde sizi de bir yere koyup “Yaşamak onların da hakkı!” demesi de bir seviye ve bir kazanımdır. (35:30)
*Sadece kendiniz gibi düşünen insanları kazanılmış görürseniz hiç farkına varmadan daha farklı dairelerdeki kazanımlara sırtınızı dönmüş ve onların tepkilerine sebebiyet vermiş olursunuz. (38:00)
*Bütün insanlara kendinizi sevdirmeniz mümkün değildir; eğer mümkün olsaydı Peygamberler kendilerini herkese sevdirirlerdi. Mutlak manada İnsan-ı Kamil olan İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), ruhunun ufkuna yürüdüğü zaman hala kendisine inanmayanlar vardı. Mesela, Ebû Leheb genel yapısı itibarıyla, şefkat ve mülayemet sahibi bir insandı. Rasûl-i Ekrem küçük yaşlarında Ebû Leheb’in evinde bulunmuş, hem Ebû Leheb hem de eşi Ümmü Cemil, Efendimizi kucaklarına almış, sevmiş, omuzlarına koymuş, cariyeleri Süveybe’den süt emzirtmişlerdi. Ancak Ebu Leheb gururlu ve kibirli bir kişi olduğundan pohpohlanınca kendisine pek çok kötü şey yaptırılabiliyordu. Ona, “Sen Abdüluzza’sın, Benî Ümeyye kabilesiyle akrabalığın var. Haşimilerle Benî Ümeyye’nin iltika noktasını teşkil ediyorsun. Geniş bir oymağın başında bulunuyorsun. Sen şöyle adamsın, böyle adamsın…” diyor ve bu tür sözlerle onu hep oyuna getiriyorlardı. (38:50)
*Hazreti Üstad’ı pek çok gazeteci ziyaret etmiş. Pakistan’dan gelip röportaj yapmak isteyen gazeteci “Hayatımda Üstad kadar ihlaslı birini görmedim!” demiş. O dönemde dine ve dindara karşı hasım bilinen bir başka gazeteci de Hazreti Bediüzzaman’ı ziyaret etmiş. Hazreti Üstad gazeteciyi çok güzel karşılamış, ihtiram göstermiş ve mahviyet içinde onu uğurlamış. Daha sonra da talebelerini çağırıp şöyle demiş: “Bir insanın İslâmiyet’e düşmanlığı yüz ise onu doksan dokuza indirmek hizmettir, hatta yüz bire çıkartmamak dahi hizmettir. Sizin yüz tane düşmanınız varsa, onun yüz bir olmasını arzu eder misiniz? O yüz düşmanın doksan dokuza inmesini istemez misiniz?” (41:00)
*Bir gün Rasûl-ü Ekrem Efendimizin meclisinde herkes yerini almış otururken Cerîr İbni Abdullah el-Becelî hazretleri içeri girmişti. Hazreti Cerîr, kavminden 200 kişiyle birlikte Yemen’den Medine’ye gelerek müslüman olmuş saygıdeğer bir insandı. Genç, heybetli, güzel yüzlü ve imrendirici bir hâli vardı. Peygamberimizin huzuruna kim önce gelmiş ve nereye oturmuşsa orası onun hakkı idi; günümüzün nakil vasıtalarındaki numarasız koltuklarda olduğu gibi önce gelen arzu ettiği yere otururdu. Cerîr İbni Abdullah (radiyallahu anh) içeri girince oturacak yer bulamamıştı ve kendisine yer gösteren de olmamıştı. Bu durumu farkeden Peygamber Efendimiz, hemen cübbesini çıkarmış, künyesiyle ona seslenmiş “Ey Ebû Amr, al onu, üzerine otur!” demişti. Sonra da, çevresindekilere dönerek, “Bir topluluğun kerem ve şeref sahibi büyüğü yanınıza geldiği zaman, ona ikramda bulunun ve hürmet edin.” buyurmuştu. (42:55)
*Cenâb-ı Hak, Hazreti Musa ve Hazreti Harun’a hitaben, “Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitab edin. Olur ki aklını başına alıp düşünür, öğüt dinler yahut hiç değilse biraz çekinir.” (Tâ Hâ Sûresi, 20/44) buyurarak her şeyden önce peygamberâne bir üslubu nazara vermiş; muhatap, Firavun gibi kalb ve kafası imana kapalı bir insan bile olsa, yine de hak ve hakikati “kavl-i leyyin” ile anlatmak gerektiğine işaret etmiştir. (45:48)


                                                                                                      HERKUL.ORG

                                                                                    http://www.herkul.org/bamteli-bu-hafta/

NEDEN SİNİRLENİYORUZ (Sızıntı Degisi)

Neden Sinirleniyoruz?


 
Neden Sinirleniyoruz?

Ahmet Bey öfke patlaması yaşıyor, kendi kendine konuşmasına mâni olamıyordu. Kendini teskin etme konusunda bunca gayretine rağmen yine sinirlenmişti. Etrafındaki herkes kaçışmıştı. Ahmet Bey, ufak tefek sıkıntılı durumlarda bile hemen kabarır, etrafındaki kişilere bağırıp çağırmaya başlardı. Bu kadar öfkeli olması normal miydi? Öfkenin ve sinirlenmenin ne gibi neticeleri vardı? Kâmil insanlarda gördüğümüz huzur, sükûn ve teenninin kaynağı neydi?

Sinirlenince vücutta neler olur?
Sık sık duyduğumuz "kan beynime sıçradı", "sinirden elim ayağım titredi" gibi sözler, bu durumu az da olsa açıklar. Sinirlendiğimizde vücutta ciddi oranda adrenalin salgılanır. Adrenalin stres durumunu ifade eder. O ân, 'savaş veya kaç' sistemi çalışmaya başlar. Saniyeler içinde vücutta birçok muhteşem mekanizma aktif hâle gelir, nabız hızlanır, vücut ısısı artar, gözde pupillalar genişler, kan dolaşımı hızlanır, kanda glikoz artarak kaslara daha çok glikoz gönderilir. Adrenalin hormonu, vücudu tehlikelere karşı savunmaya hazır hâle getirmede rol alır. Yaratıcı'mız, farklı organlarda farklı vazifeler görecek şekilde çok çeşitli adrenalin alıcıları (reseptör) yaratmıştır. Aynı hormonun kalbde farklı, karaciğerde farklı tesir icra etmesi, kompleks ve girift olduğu kadar mu'cizevî bir durumdur. Korktuğumuz, sinirlendiğimiz veya heyecanlandığımızda, kısacası vücutta 'stres' arttığında, başka vazifeli hormonlar da devreye girerek vücudumuzda kısa ve uzun vadede değişiklikler olur. Meselâ, sindirim sisteminde, kan dolaşımında, kan şekerindeki değişiklikler ile stres arasında önemli bir münasebet vardır. Hattâ kronik stres durumunda beyin hücrelerinin yapısı bile değişmektedir. Dolayısı ile çabuk sinirlenen kişilerin kalb hastalıklarına, gastrit ve ülser gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarına, hipertansiyona yakalanma riski de artmaktadır. Atalarımızın dediği gibi, keskin sirke küpüne zarar verir.

Öfke muhakemeye zarar verir
Sinirli ve öfkeli ruh hâli, en başta kişinin sağlığına zarar verir. Ayrıca sağlıklı karar verme mekanizmasını bozar. Kişi o esnada tamamen hisleri ile hareket eder. Bunun neticesinde ise, karşısındaki kişilere zarar verir. Makul, mantıklı ve neticeleri iyi kararlar, genellikle kişinin sakin ve asude bir ruh hâli içindeyken verdiği kararlardır. Öfke ânında verilen kararlarda, düşünme ve muhakeme sistemi gerektiği kadar çalışmadığı için hata ihtimali artar. Geçmişimize baktığımızda yanlış kararlarımızın çoğunun, hissî ve çok acelece verilen kararlar olduğunu görürüz.

Sağlıklı karar vermede zihinbeyin sisteminin farklı bölümlerinin koordineli çalışması önemlidir. Ancak stres ânında amigdala ve hipokampus aktivasyonu artar. Bu süreçte beyindeki sinir ağlarının çalışma şeklinde değişmeler olur. Bunu normal akan bir trafiğin kaza sonrası yön değiştirmesine ve ambulansların, itfaiyelerin ve kurtarma ekibinin o bölgede yoğunlaşmasına benzetebiliriz. Orada normal şartlarda çalışan bir sistem yerine olağanüstü şartlarda çalışan bir sistem devreye girer. Hedef, stresi gidermektir. O esnada normal görevlerini yapmak için günlük trafikte yol alan araçlar durmak ve krize müdahale eden araçlara yol vermek zorundadır. Bu esnada beyinde, stresi gidermeye yönelik mekanizmalar çalıştırılır. Etraftaki uyaranlar buna göre değerlendirilir. Sinirlenen kişide ise doğru karar vermek yerine hissiyata göre hareket etmek ve karşıdaki kişiye duygularıyla bir tepki vermek söz konusudur. Bu tepki, sözlü veya fiilî olarak karşıdaki kişiye zarar verme şeklindedir. Kişideki muhakeme, düşünme, mantık ve kontrol mekanizmaları zayıfsa, kişinin öfkeli durumda alacağı kararlar çoğunlukla isabetsizdir. Bundan kişinin hem kendisi hem de çevresi zarar görür.

Öfke ve sinir huzursuzluk kaynağıdır
Çalışma hayatında, aile içinde veya herhangi bir mecliste çabuk sinirlenen bir kişi varsa, onun etrafındaki her ferdin bundan menfî etkilendiğini görürüz. Her ân bağıracağı, kızıp söyleneceği, eleştireceği ve gerginlik oluşturacağı beklenen bir kişinin yanında kimse huzurlu olamaz. Çünkü o kişideki negatif enerji başkalarına da tesir eder ve oradaki herkesin stresi artar. Neticede herkesin hata yapma riski artar. Bir aile içinde stres artarsa o aile içindeki fertler daha çok hata yapar. Bu hataya tepki veren ebeveyn, daha çok strese sebep olur, bu şekilde fasit daire devam eder gider. Kişiler, önce huzurlarını sonra mutluluklarını kaybeder. Aile içi huzursuzluklara baktığımızda çabuk sinirlenen kişilerin verdiği gereksiz tepkilerin bu konuda önemli bir rol oynadığını görürüz.

Sinirliliğin sebepleri
Kişilerin mizacı, çabuk sinirlenmenin en önemli sebeplerden biridir. Fevri mizaçlı fertlerde, çabuk sinirlenme daha sık görülür. Bu kişilerin stres hormonuna daha kolay cevap verdiği bilinir. Reseptörleri daha hassastır. Bu kişilerin amigdala ve hipokampus aktivitesi diğer kişilere göre daha farklı bulunurken, frontal kortekslerinde (alnın arkasındaki beyin bölümü) de bazı farklılıklar görülmüştür. Tiroit hormonu fazla olan kişilerde de, bu hormonun tesirlerine bağlı sinirlilik olabilir. Ayrıca aşırı yük altında bulunan, yoğun bir sorumluluk alan kişilerin stres hormonu daha fazla salgılanır. Bu süreçte kontrol mekanizmaları bozulur. Rekabetçi, mükemmeliyetçi, ayrıntıcı ve titiz (A tipi) kişilik yapılarında da sinirlilik daha sıktır. Egoist yapıdaki kişilerin de engellenme karşısında çabuk tepki verdiği bilinir. Çocukların çabuk sinirlenmesinde ise, sayılan bu sebeplerin yanı sıra kötü rol modelleri de önemli bir etkiye sahiptir.

Sinirliliğin psikiyatrik sebeplerine baktığımızda, depresyondaki kişide strese karşı ya aşırı duyarlılık veya tepkisizlik görülür. Aşırı gergin ve tepkili bir yapı varsa, kronik depresyon akla gelmelidir. Ayrıca duygu durum bozukluklarında ve manik kaymalarda da aşırı bir sinirlilik hâli görülür. Uyuşturucu madde bağımlılarında, hem madde kullanırken hem de maddeden yoksunluk döneminde sinirlilik çok belirgindir. Kişilik bozukluklarında özellikle antisosyal yapıdaki kişilerde aşırı öfkelenme, öfkesini kontrol edememe ve sonrasında ise fizikî zarar verme görülür. Bu kişiler, karşıdaki kişiye zarar veremezse kendilerine zarar verirler. Dışlanma, sosyal izolasyon, mobbing (işyerindeki kişilere yapılan psikolojik taciz) gibi durumlara maruz kalan kişilerde de gerginlik ve buna bağlı olarak da sinirlilik görülebilir. Uykusuzluk, açlık gibi fizyolojik ihtiyaçların karşılanmaması da sinirliliğe yol açar. Stres sürecindeki kişilerde ilginç bir şekilde uykusuzluk veya aşırı uykulu olma hâli görülebilir. Benzer şekilde iştah artışı ve iştah azalması da söz konusudur. Uyku, iştah problemleri sinirliliğe yol açtığı gibi, sinirlilik de uyku ve iştah problemlerine sebep olabilir.

Hayatın özünde sükûnet vardır
Kâinata baktığımızda her şeyde bir sükûnet görürüz. Yeryüzünde her gün her yerde fırtına esmez ve denizlerde her gün dev dalgalar köpürmez. Yeryüzündeki tabiat hâdiselerinin periyodik, dengeli ve ahenkli işleyişi insana sükûnet mesajı vermektedir.

Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatına baktığımızda bu sükûneti görürüz. O, kendi şahsına ait en büyük taarruzlarda bile sükûnetini ve teennisini korumuştur. Düşmanlarına karşı bile ortaya koyduğu bu tavır, bize güzel bir örnektir. Kendi aile hayatında ve sahabeleriyle geçirdiği zamanlarda ortaya koyduğu davranışlarda, asla öfke ve hiddet görmeyiz. Kızmanın, karşıdaki kişiye gösterilecek reaksiyonun gerekli olduğu zamanlar olabilir. Dinimize, mânevî değerlere olan taarruzlara karşı sinirlenmek, öfkelenmek haklı olabilir. Bu hakka dayanıp kişiye veya kişilere ceza verme hakkı bize verilmemiştir. Bu cezayı ancak mahkeme verebilir. Kendi adımıza, kendi egomuz adına ölçüsüz bir şekilde öfkelenip etrafımızdaki insanları kırıp dökmek İslâmî ahlâka aykırıdır.

Sinirliliği nasıl azaltabiliriz?
"Allah'tan korkan kimseler öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah, iyilik edenleri sever." (Âli İmran/134) mealindeki âyet bize bu konuda çok net bir ölçü vermektedir. Öfkeyi hafifletmenin önemli bir yolunun insanları affetmek ve iyilik yapmak olduğu anlaşılabilir. Çünkü öfkeyi yutmak, insanı affetmek ve iyilik etmek âyeti kerîmede ardı ardına anlatılmaktadır.

Nefsin terbiyesi sinirliliği azaltmanın ilk adımlardan birisidir. Günümüz insanının ben merkezli bakış açısı, kendine dönük her türlü eleştiriye aşırı reaksiyon vermesine sebep olmaktadır. Kendine haksızlık yapıldığını düşünen, saygı görmediğini söyleyen, sözünün dinlenmediğini ifade eden, en küçük engellenme karşısında sinirlenip saldırgan bir tavır içine giren kişilerde, egoist bakış açısının ön plânda olduğu görülür. Bu sebeple kişinin kendi tepkisi konusunda 'farkındalık' oluşturması, çözüm için ilk adımdır.

Mütevekkil ve kadere teslim olma da, kişinin ruh haline müspet tesir eder. Üzerimize aldığımız sorumluluğu, bu değerlerle stresi artırmadan yerine getirmek mümkündür. Kişinin mânevî hayatının sağlam olması, kendine has bir güven ve huzur meydana getirir. Yaratıcı'yı bilen ve O'na teslim olan kişi, hâdiseler karşısında sükûnetle davranacak ve teenni ile hareket edecektir. Abdest, namaz, zikir, dua ve diğer ibadetler, her bir ferdin kalb balansını ayarlamasını kolaylaştıracak, dolayısıyla onu, şeytanı ve nefsi hoşnut edecek tepkiler vermekten alıkoyacaktır.

Sohbet ve nasihat meclisleri de, her bir ferdi değiştirecektir. Mânevî atmosferi teneffüs eden kişinin ben merkezli davranması, olur olmaz şeylerden başkalarının kalbini kırması, insanları hiçe sayarak kendi tepkilerini ölçüsüz bir şekilde ortaya koyması daha zordur. Şeyh Sadi'nin Bostan Gülistan isimli eserinde bu konuda güzel bir misâl verilir: "Toprağa sormuşlar sen neden güzel kokuyorsun diye... Toprak cevap vermiş, bir testinin içinde misk yaprakları ile birlikte kaldım da ondan." Netice olarak kişinin çevresi, münasebet içinde olduğu kimseler, onun şuuraltı davranışlarını besler. İyi tepki vermek için, iyi insanlarla birlikte olmak gerekir.

Kişinin elinde olmadan verdiği aşırı tepkiler ve bütün gayretine rağmen düzelmeyen durumlar ise, psikiyatrik bir tedavi gerektirir. Kullanılacak bazı ilâçlar vasıtasıyla bu tepkilerin dengelenmesi mümkündür.

Sinirlenmenin ve öfkenin verdiği zararın şuurunda olan ve ona göre hareket eden kişiler, hem kendilerine hem çevrelerine huzur verir. Burada önemli olan herkesin kendi söz ve davranışlarını kontrol edebilmesidir. Bunu başarabilen kişilerin, öfkenin ve sinirliliğin zararlarından kurtulacağı, güzel sözleri ve davranışları ile çevresine örnek teşkil edeceği açıktır. İnancımızın gereği de budur.
 
 
                                                               SIZINTI DERGİSİ' nden alıntıdır.
 
                                

POLİNOMLAR

Vikipedi, özgür ansiklopedi
    

3. dereceden bir polinomun grafiği:
f(x) = x3/5 + 4x2/5 - 7x/5 - 2
= 1/5 (x+5)(x+1)(x-2)
Polinomlar özel tipte bazı fonksiyonlardır. Tek değişkenli n. dereceden bir polinomun genel şekli
P(x) = a_0 + a_1 x +  a_2 x^2 \cdots + a_{n - 1} x^{n - 1} + a_n x^n
dir. Burada a_0, ... , a_n katsayılardır ve Reel sayı olmak zorundadır. Değişkenin üssü olan n ise bir Doğal sayıdır. Polinomda + ile ayırdığımız  a_0 ,  a_1 x ,...,  a_n x^n şeklindeki değişken, katsayı ve üs bileşimine terim denir. Polinomdaki en büyük üssüye polinomun dercesi denir. Örnek:

| |}
  • P(x)= 2x derP(X)=1
  • P(x)= 3+ 5x^4 + 7x^5 + x^{13} derP(x)=13
  •  P(x)= 7x^4 - 3x^2 + 14x -2 derP(X)=4
n. dereceden bir polinomun en cok n kökü vardır (kök, polinomun değerini sıfır yapan sayıdır, yani P(a) = 0 koşulunu sağlayan a sayılarına P'nin kökleri denir). Bir a sayısı P(x) polinomunun bir köküyse, (x-a) terimi P(x)'in bir çarpanıdır.
Örneğin:
P(x)= x^2 -1 olsun.
P(1) = 0 koşulu sağlandığından
P(x)= x^2 - 1 = (x-1)(x+1) eşitliği yazılabilir.
Bu polinomun kökleri -1 ve +1'dir. Cebirin Temel Teoremine göre her polinomun en az bir kökü vardır. Bu kök her zaman reel sayı olmayabilir, bazen kökler karmaşık sayılardan oluşabilir.
Örneğin :
P(x)=x^2+x+1
polinomunun (reel sayılarda) kökü yoktur, reel çarpanlara ayrılmaz. Bu polinomun kökleri sanal sayılar olarak bulunabilir.
P(x) = ax^2 + bx + c
şeklinde bir polinomun kökleri
\frac{(-b + (b^2-4ac)^{1/2})} {2a} ve \frac{(-b - (b^2-4ac)^{1/2})} {2a}
formülleriyle verilir. Burada
b^2-4ac < 0
ise polinomun gerçel kökü yok demektir. Bu durumda kökler sanaldır.
3. ve 4. derece polinomların koklerini veren karışık formüller vardır. 5. ve üstü derecelerdeki polinomların köklerini verebilecek bir formül yoktur. Yani, yalnızca 4 işlem ve üs, kök alma işlemlerini kullanan bir formülün var olamayacağı 19. yüzyılda Niels Henrik Abel tarafından ispatlanmıştır.
  • der[P(x)] = m, der[Q(x)] = n olmak üzere,
m > n ise, der[P(x)+/- Q(x)] = m
m = n ise, der[P(x)+/- Q(x)] < m ya da der[P(x) ± Q(x)] = m'dir.


  • der[P(x)] = m, der[Q(x)] = n olmak üzere,
der[P(x) . Q(x)] = m+n
der[P(x) / Q(x)] = m-n 'dir.