Hasret çekmek insanı yataklara düşürebilir. Psikodrama terapisti Ferhat Çelik, ailesinden ayrıldığı ve üniversiteye gittiği ilk yılda hastalanır. Başı ve midesi ağrır, mide sancıları çeker. Tüm tetkiklerin sonunda doktorlar reçetesine '15-20 günde bir ailesinin yanına gitmeli' diye yazar.
Doktor reçeteye en sonunda '15-20 günde bir ailesinin yanına gitmeli' yazdı, diyor uzman psikolog aynı zamanda psikodrama terapisti Ferhat Çelik. Yurtiçi ve yurtdışında aile ve çocuk konuları üzerine seminerler veren Ferhat Çelik, üniversiteye başladığı ilk yıl aile özlemi nedeniyle rahatsızlanır, yataklara düşer. Zira o yıla kadar anne-babasının yanından hiç ayrılmamıştır. Geçirdiği o zor günlerini bizimle paylaşan Çelik, "Çocuklarınızı küçük yaşlardan itibaren kendinizden yavaş yavaş ayrılmaya alıştırın." tavsiyesinde bulunuyor.
Ferhat Çelik, Karadeniz Teknik Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü'nü kazanır. Büyük bir sevinçle başlar üniversiteye; ancak birkaç hafta sonra bir şeyler ters gitmeye başlar. Bağırsak sistemi bozulur, baş ağrısı, mide bulantıları baş gösterir. Çeşitli testlerden geçer, ilaçlar verilir. Ancak şikâyetleri geçmez. Mediko sosyal hizmetlerinin yolunu aşındırır.
Duygusal birisi olduğunu söyleyen Çelik, aile hasreti ve gurbetlik nedeniyle sağlığının her geçen gün bozulduğunu belirtiyor. Çelik, o yaşına kadar anne babasından ilk defa ayrı kaldığını aktarıyor. Anne-babasının yokluğuna bir türlü alışamadığını ifade eden Çelik, hemen her gün ailesiyle telefonda konuştuğunu, ancak üzülmemeleri için onlara bir şey belli etmemeye çalıştığını söylüyor. Zayıfladığını, yataklara düştüğünü belirten Çelik o günleri şöyle anlatıyor: "Başım ağrıyor, midem bulanıyordu, bazen birkaç gün yataktan kalkamıyordum. Sürekli doktora gidiyordum. Birçok test yapıyorlardı, Ancak o yıllarda bir test yaptırıp sonucunu almak için günler geçiyordu. İlaç veriyorlardı, yine de iyileşemiyordum. Bağırsak sistemim tamamen bozuldu, ülser, gastrit oluştu. Okula gidemiyordum, derslerim de çok kötüydü. Bir iki ders haricinde hepsinden kalmıştım. Arkadaşlarım üzüntümün farkındaydı, teselli etmeye çalışıyorlardı ancak yarama ilaç olamıyorlardı."
Üniversitenin ilk dönemini sağlık problemleriyle geçiren Ferhat Çelik, yarıyıl tatilinde memleketi İstanbul'a döner. Oğullarını havaalanında karşılayan anne-baba gözlerine inanamaz, çocukları adeta erimiş, solmuştur. 'Sana ne oldu böyle?' derler. Çelik, 3-4 aylık bir süreçte 7-8 kilo vermiştir. Ailesinin kendisini özel bakıma aldığını söyleyen Çelik, tatilin ilk haftasını çok güzel bir şekilde geçirir, tüm ilgi onun üzerindedir. İkinci hafta ise 'gideceğim' psikolojisi etkisi altına alır, içinde sıkıntılar oluşmaya başlar. Okulun ikinci döneminde de yine aynı rahatsızlıklar baş gösterir. Doktorlar en sonunda yaşadığı problemlerin psikolojik kökenli olduğunu söyler. Ve reçetesine '15-20 günde bir ailesinin yanına gitmeli' diye yazarlar.
2-3 haftada bir memleketine, ailesini görmeye gitmeye başladığını söyleyen Çelik, 3-4 gün kalıp kendini toparladığını belirtiyor. Çeşitli sosyal aktivitelerle de uğraştığını aktaran Çelik, ikinci dönemi daha rahat geçirdiğini ifade ediyor. İleriki yıllarda aile hasretine tamamen alıştığını söyleyen Çelik, "Derslerime dört elle sarıldım. Çeşitli aktivitelere katılarak, meşguliyetler edinerek kafamın dolu olmasını sağladım. Okuduğum alan itibarıyla da ilerleyen zamanlarda nasıl davranacağımı öğrendim. Yaşadıklarımın en büyük sebebi temel güven duygumun oluşmaması, ailemden hiç ayrılmamam." diyor.
Kişinin ileriki yıllarda ailesine bağımlı olarak hayat sürmemesi için çocuğa küçük küçük ayrılıklar yaşatmak gerekiyor. Ancak bu ayrılıklar haberli olmalı, niçin yalnız bırakıldığı izah edilmeli. Çelik, temel güven duygusunun gelişmesi için ilk 3 yaşına kadar çocuğun yalnız bırakılmamasını söylüyor. 3 yaşından sonra ise kişilik ve karakteri oluşması için bazı şeyleri kendisinin yapabilmesini teşvik etmeli. Aile farkında olmadan bağımlılık hormonlamamalı.
Boşluk ve yalnızlık daha çok tetikler
Gurbetlik çeken yahut ailesinden ilk defa ayrılan kişiler duygularını mutlaka aileleri ile paylaşmalı. 'Bir de anne-babam üzülmesin' şeklinde düşünülmemeli. Aileyle telefonda sık sık görüşülebilir. Anne baba da 'merak etme, istediğinde orada oluruz' diyerek çocuğunu rahatlatmalı.
Hareketler eleştirilebilir ama duygular asla eleştirilemez. 'Ne var, yalnız kalan tek sen misin, kaç yaşına geldin?' gibi cümleler kullanılmamalı. Açık bir şekilde ifade edilmeden yalnızlığa alıştırılmalı.
Sosyal projelerde yer alınmalı, meşguliyetler üretilmeli. Boşluk, yalnızlık, problemi daha çok tetikler.
'Yaşadığım sorun psikolojik' diyerek fiziksel rahatsızlıklar ihmal edilmemeli. İlaçlar düzenli olarak kullanılmalı.
Doğruyu yanlışı gösterecek bir dost, arkadaş edinilmeli. Probleme objektif bakabilmeli. Ayrıca bu kişi akran değil, yaş itibarıyla büyük ve olgun olmalı.
2 Şubat 2012 Perşembe
Sivri burun ve dar ayakkabı ayak sağlığını bozuyor
Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Teoman Erdem, sivri burunlu, dar ve sağlıksız maddelerden üretilen ayakkabıların ayak ve tırnak sağlığını bozduğunu belirtiyor.
Erdem, sağlıksız, dar ve sivri burunlu ayakkabıların nasır, tırnaklarda bozulma, tırnak batması, egzama, mantar enfeksiyonları ve ayak ve deride enfeksiyona sebep olduğunu vurguluyor. Erdem, sağlıksız ayakkabı giyilmesine bağlı olarak dermatolojik yönden oluşan hastalıkların başında da nasırın geldiğini ifade etti.
DURAN SAVAŞ SAKARYA
Erdem, sağlıksız, dar ve sivri burunlu ayakkabıların nasır, tırnaklarda bozulma, tırnak batması, egzama, mantar enfeksiyonları ve ayak ve deride enfeksiyona sebep olduğunu vurguluyor. Erdem, sağlıksız ayakkabı giyilmesine bağlı olarak dermatolojik yönden oluşan hastalıkların başında da nasırın geldiğini ifade etti.
DURAN SAVAŞ SAKARYA
Gripli çocuğa aspirin vermeyin beyinde hasara sebeb oluyor
Konya Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşat Uzun, kış aylarında öksürük ve soğuk algınlığı gibi sık karşılaşılan basit enfeksiyonların büyük çoğunluğunun virüs kökenli olduğunu ve viral enfeksiyon olarak adlandırıldığını söyledi.
Viral enfeksiyonların en yaygınının grip olduğunu ifade eden Uzun, enfeksiyonun kırgınlık, ateş, boğaz, baş ve kas ağrısı ile kendini gösterdiğini belirtti. Prof. Dr. Uzun, 7 güne kadar etkili olan gribal enfeksiyonun özellikle çocuklarda, 65 yaş üzeri kişilerde ve kronik bronşit, astım, kalp, böbrek ve şeker hastalarında daha ağır seyrettiğini vurgulayarak, "Risk grubunda bakterinin sebep olduğu zatürre gibi komplikasyonlar ve istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabiliyor." diye konuştu. Uzun, hastalık süresince bol sıvı alınması, meyve tüketilmesi ve istirahat edilmesi gerektiğini bildirerek, bu dönemde ağrı kesici ve ateş düşürücü de kullanılabileceğini ifade etti. Ağrı kesici ve ateş düşürücünün dışında gribal enfeksiyonlarda bilinçsiz ilaç kullanımının yaygın olduğunu da anlatan Uzun, "Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olanlar uzman hekime başvurmadan ilaç kullanmamalı. Bazı aileler, grip olan çocuklarına ateş düşürmek için aspirin veriyor. Bu çok yanlış. Aspirin beyinde tedavisi mümkün olmayan nörolojik bir hasara yol açabilir. Yine sıkça kullanılan antibiyotik de ciddi sağlık sorunları ortaya çıkarabilir. Vücudun ihtiyacı olmadığı dönemde alınan bir antibiyotik mikropların direnç geliştirmesine ve bir başka hastalıkta antibiyotiğin etkisinin azalmasına yol açıyor." dedi.
Konya Numune Hastanesi Başhekimi Halil İbrahim Topatan da kış aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış görüldüğünü, bu hastaların hafif ateş, öksürük, burun akıntısı ve kırgınlık nedeniyle acil servislere başvurduğunu söyledi. Mümkün olduğu kadar kalabalık ortamlara gidilmemesi uyarısında bulunan Topatan, kişisel izolasyon ve el hijyenine dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.
KONYA AA
Viral enfeksiyonların en yaygınının grip olduğunu ifade eden Uzun, enfeksiyonun kırgınlık, ateş, boğaz, baş ve kas ağrısı ile kendini gösterdiğini belirtti. Prof. Dr. Uzun, 7 güne kadar etkili olan gribal enfeksiyonun özellikle çocuklarda, 65 yaş üzeri kişilerde ve kronik bronşit, astım, kalp, böbrek ve şeker hastalarında daha ağır seyrettiğini vurgulayarak, "Risk grubunda bakterinin sebep olduğu zatürre gibi komplikasyonlar ve istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabiliyor." diye konuştu. Uzun, hastalık süresince bol sıvı alınması, meyve tüketilmesi ve istirahat edilmesi gerektiğini bildirerek, bu dönemde ağrı kesici ve ateş düşürücü de kullanılabileceğini ifade etti. Ağrı kesici ve ateş düşürücünün dışında gribal enfeksiyonlarda bilinçsiz ilaç kullanımının yaygın olduğunu da anlatan Uzun, "Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olanlar uzman hekime başvurmadan ilaç kullanmamalı. Bazı aileler, grip olan çocuklarına ateş düşürmek için aspirin veriyor. Bu çok yanlış. Aspirin beyinde tedavisi mümkün olmayan nörolojik bir hasara yol açabilir. Yine sıkça kullanılan antibiyotik de ciddi sağlık sorunları ortaya çıkarabilir. Vücudun ihtiyacı olmadığı dönemde alınan bir antibiyotik mikropların direnç geliştirmesine ve bir başka hastalıkta antibiyotiğin etkisinin azalmasına yol açıyor." dedi.
Konya Numune Hastanesi Başhekimi Halil İbrahim Topatan da kış aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış görüldüğünü, bu hastaların hafif ateş, öksürük, burun akıntısı ve kırgınlık nedeniyle acil servislere başvurduğunu söyledi. Mümkün olduğu kadar kalabalık ortamlara gidilmemesi uyarısında bulunan Topatan, kişisel izolasyon ve el hijyenine dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.
KONYA AA
Ergen çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın
Ergenlik dönemi hayatın en hızlı değişimlerinin yaşandığı, enerjinin, heyecanların en yüksek seviyede olduğu, sevgi, nefret, sevinç, üzüntü gibi zıt duyguların bireyi en yoğun şekilde etkilediği bir dönemdir.
Böyle olunca da anne-baba, ergen anlaşmazlıklarının yaşanması kaçınılmazdır. En önemli sorunlardan biri de arkadaşlar konusudur. Bilhassa büyük şehirlerde anne- babanın sosyal çevresiyle ergenin sosyal çevresinin birbirinden farklı olduğu yerlerde arkadaş seçimi, arkadaşla nerede ne kadar zaman geçirileceği, telefonda, internette, sosyal paylaşım sitelerinde geçen süre gibi birçok nedenle anne-babalarla ergenler arasında sorunlar çıkmaktadır. Gerçek şu ki; bu dönemdeki anne-baba-çocuk anlaşmazlıkları kaçınılmaz olsa da çok fırtınalı yaşanmak zorunda da değildir.
AKRAN ETKİSİ DAHA GÜÇLÜDÜR
Ergenler, anne-babaların sözünden çok akranlarının ya da kendilerine örnek seçtikleri gençlerin sözüne önem verirler. Bazı anne-babalar bu süreçte ergen üzerindeki kontrolü kaybetme endişesiyle birlikte güçlü yaptırımlara ve baskıya başvurduklarında ergen kişilik özelliklerine göre ya pasifleşir, arkadaş çevresinden uzaklaşıp içe çekilir ya da isyan ederek ailesinden tamamen uzaklaşır.
Ergen ailesi olmak, dikkat, sabır ve enerjik olmayı gerektirir. Anne-babaların arkadaşlıkla ilgili endişelerinin başında, alkol ve madde bağımlılığı, suça karışma, istismara uğrama ve davranış bozukluğu gelmektedir. Anne-babalar nasıl davranmalıdır ki çocuklarını bu tehlikelerden büyük ölçüde koruyabilsinler?
Anne-babalar ergenlik çağındaki çocuklarıyla birlikte nitelikli zaman geçirirlerse hem onu daha iyi tanır, arkadaşları ve aileleri hakkında bilgi sahibi olur hem de onun kişilik gelişimindeki olumlu etkilerini sürdürmüş olurlar. Ergenlik çağında ergen, yaşının gereği, zaman zaman ailesinden ayrı, yalnız kalmak isteyebilir. Ergenlik dönemi, sürecin özelliği itibarıyla ergenin ben merkezci olduğu bir dönemdir. Sabırlı olunmalı ve ergenin ihtiyaçlarını, birlikte neler yapmak istediğini anlamaya, öğrenmeye gayret etmelidir.
Anne-baba, ergenin yetişkinliğe doğru ilerlediğinin bilincinde olarak zaman zaman ergeni uzaktan izlemeyi tercih etmelidir. Her konuda olduğu gibi ergen arkadaşlık konusunda da bir miktar rahat hareket etmeyi, bir miktar da disiplin altında olmayı ister. Kendisine değer verilmesi onu daha güçlendirir.
ÇOCUĞUNUZUN YAKIN ARKADAŞLARINI TANIYIN
Anne-baba önce ergene güvenmeli ve arkadaşlık konusundaki isteklerini dikkatle dinlemeli, endişe verici bir durum varsa nedenlerini iyi açıklamalıdır. Ergenlerin çoğunu rahatsız eden, "Biz sana güveniyoruz; fakat dış dünyaya güvenmiyoruz." sözüdür. Ergenler dış dünyayı tehdit edici olarak algıladıklarında kaygıya kapılmaktadır. Bu sebeple dış dünyanın sosyal hayatın ne dereceye kadar güvenilir ve ne dereceye kadar tehlikelerle dolu olduğu, bu tehlikelerden kendisini nasıl koruyabileceği konusunda kendisine sadece kurallar koymak yerine akılda kalıcı güzel örnekler vererek rehberlik edilmelidir.
Ergenin yakın arkadaşları ve aileleri ile tanışmak da anne-babanın ergene arkadaşlık konusunda daha fazla güven duymasını kolaylaştırmaktadır. İyi eğitim almış sağlam karakterli ergenler genellikle doğru arkadaşlar seçerler. Okul ve dershanedeki bilinçli öğretmenler, danışmanlar, ailedeki diğer büyükler bilhassa yaşça büyük kardeşler ve kuzenler de ergeni yanlış hareket etmekten, yanlış davranışları olan kişilerle arkadaşlık etmekten korumaktadır. Ergen, arkadaşlarının ve arkadaş gruplarının isimlerini ailesiyle paylaşmalı, yakın arkadaşlarının telefon ve adreslerini anne-babalarına vermelidir.
Güvenilir bir çevre oluşturun
Ergenin, anne-babanın yeteri kadar tanımadığı kişilerin evinde kalması, birlikte yolculuğa çıkması ya da arkadaşlarıyla birlikte geceyi başka bir yerde geçirmesi gibi konularda daha dikkatli olunmalıdır. Yaşanılan çevre ve risk faktörlerine de önem verilmelidir. Anne-baba genci tehlikelere karşı ne kadar dikkatli olacak şekilde yetiştirmişse ergen de kendisini o kadar iyi korumaktadır. Anne-babanın sorumluluklarından biri, çocuğa mümkün mertebe güvenilir bir sosyal çevre hazırlamaktır. Arkadaşlarla dışarıda geçireceği zamanın ne kadar olacağı ergenle birlikte kısmen esnek bir şekilde kararlaştırılmalı, ergen bu zamana bağlı kalamadığında nedenleri güzel bir üslupla sorulmalıdır.
Böyle olunca da anne-baba, ergen anlaşmazlıklarının yaşanması kaçınılmazdır. En önemli sorunlardan biri de arkadaşlar konusudur. Bilhassa büyük şehirlerde anne- babanın sosyal çevresiyle ergenin sosyal çevresinin birbirinden farklı olduğu yerlerde arkadaş seçimi, arkadaşla nerede ne kadar zaman geçirileceği, telefonda, internette, sosyal paylaşım sitelerinde geçen süre gibi birçok nedenle anne-babalarla ergenler arasında sorunlar çıkmaktadır. Gerçek şu ki; bu dönemdeki anne-baba-çocuk anlaşmazlıkları kaçınılmaz olsa da çok fırtınalı yaşanmak zorunda da değildir.
AKRAN ETKİSİ DAHA GÜÇLÜDÜR
Ergenler, anne-babaların sözünden çok akranlarının ya da kendilerine örnek seçtikleri gençlerin sözüne önem verirler. Bazı anne-babalar bu süreçte ergen üzerindeki kontrolü kaybetme endişesiyle birlikte güçlü yaptırımlara ve baskıya başvurduklarında ergen kişilik özelliklerine göre ya pasifleşir, arkadaş çevresinden uzaklaşıp içe çekilir ya da isyan ederek ailesinden tamamen uzaklaşır.
Ergen ailesi olmak, dikkat, sabır ve enerjik olmayı gerektirir. Anne-babaların arkadaşlıkla ilgili endişelerinin başında, alkol ve madde bağımlılığı, suça karışma, istismara uğrama ve davranış bozukluğu gelmektedir. Anne-babalar nasıl davranmalıdır ki çocuklarını bu tehlikelerden büyük ölçüde koruyabilsinler?
Anne-babalar ergenlik çağındaki çocuklarıyla birlikte nitelikli zaman geçirirlerse hem onu daha iyi tanır, arkadaşları ve aileleri hakkında bilgi sahibi olur hem de onun kişilik gelişimindeki olumlu etkilerini sürdürmüş olurlar. Ergenlik çağında ergen, yaşının gereği, zaman zaman ailesinden ayrı, yalnız kalmak isteyebilir. Ergenlik dönemi, sürecin özelliği itibarıyla ergenin ben merkezci olduğu bir dönemdir. Sabırlı olunmalı ve ergenin ihtiyaçlarını, birlikte neler yapmak istediğini anlamaya, öğrenmeye gayret etmelidir.
Anne-baba, ergenin yetişkinliğe doğru ilerlediğinin bilincinde olarak zaman zaman ergeni uzaktan izlemeyi tercih etmelidir. Her konuda olduğu gibi ergen arkadaşlık konusunda da bir miktar rahat hareket etmeyi, bir miktar da disiplin altında olmayı ister. Kendisine değer verilmesi onu daha güçlendirir.
ÇOCUĞUNUZUN YAKIN ARKADAŞLARINI TANIYIN
Anne-baba önce ergene güvenmeli ve arkadaşlık konusundaki isteklerini dikkatle dinlemeli, endişe verici bir durum varsa nedenlerini iyi açıklamalıdır. Ergenlerin çoğunu rahatsız eden, "Biz sana güveniyoruz; fakat dış dünyaya güvenmiyoruz." sözüdür. Ergenler dış dünyayı tehdit edici olarak algıladıklarında kaygıya kapılmaktadır. Bu sebeple dış dünyanın sosyal hayatın ne dereceye kadar güvenilir ve ne dereceye kadar tehlikelerle dolu olduğu, bu tehlikelerden kendisini nasıl koruyabileceği konusunda kendisine sadece kurallar koymak yerine akılda kalıcı güzel örnekler vererek rehberlik edilmelidir.
Ergenin yakın arkadaşları ve aileleri ile tanışmak da anne-babanın ergene arkadaşlık konusunda daha fazla güven duymasını kolaylaştırmaktadır. İyi eğitim almış sağlam karakterli ergenler genellikle doğru arkadaşlar seçerler. Okul ve dershanedeki bilinçli öğretmenler, danışmanlar, ailedeki diğer büyükler bilhassa yaşça büyük kardeşler ve kuzenler de ergeni yanlış hareket etmekten, yanlış davranışları olan kişilerle arkadaşlık etmekten korumaktadır. Ergen, arkadaşlarının ve arkadaş gruplarının isimlerini ailesiyle paylaşmalı, yakın arkadaşlarının telefon ve adreslerini anne-babalarına vermelidir.
Güvenilir bir çevre oluşturun
Ergenin, anne-babanın yeteri kadar tanımadığı kişilerin evinde kalması, birlikte yolculuğa çıkması ya da arkadaşlarıyla birlikte geceyi başka bir yerde geçirmesi gibi konularda daha dikkatli olunmalıdır. Yaşanılan çevre ve risk faktörlerine de önem verilmelidir. Anne-baba genci tehlikelere karşı ne kadar dikkatli olacak şekilde yetiştirmişse ergen de kendisini o kadar iyi korumaktadır. Anne-babanın sorumluluklarından biri, çocuğa mümkün mertebe güvenilir bir sosyal çevre hazırlamaktır. Arkadaşlarla dışarıda geçireceği zamanın ne kadar olacağı ergenle birlikte kısmen esnek bir şekilde kararlaştırılmalı, ergen bu zamana bağlı kalamadığında nedenleri güzel bir üslupla sorulmalıdır.
Baş dönmesi, ne zaman ciddiye alınmalı?
Hemen herkes hayatının bir döneminde baş dönmesi şikâyeti ile karşılaşır. Vertigo olarak da adlandırılan baş dönmesi, çoğu zaman basit rahatsızlıkların belirtisidir.
Bazı durumlarda ise ciddi hastalıkların habercisi olabilir. Kadıköy Şifa Ataşehir Hastanesi nöroloji uzmanı Dr. Ebru Nur Yavuz, vertigoyu genel anlamda baş dönmesi, arkaya ve öne gitme veya düşme hissi olarak tarif ediyor. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda sayılmıyor. Yavuz, vertigonun, iç kulak, denge siniriyle ilgili hastalıklarda, beyin sapı ve beyinciği tutan hastalıklarda görülebileceğini belirtiyor. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı-kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler (nistagmus) saptanabiliyor. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabiliyor. Vertigonun gerçek olup olmadığının anlaşılabilmesi için nörolojik muayene yapılması gerekir. Vertigo beyin damar hastalığı, MS, beyin tümörü, boyun kemiklerinde kireçlenme gibi hastalıklarla ilişkili ise bu hastalıklara yönelik özel tedaviler uygulanacağını söyleyen Yavuz, ancak birçok hastada ortaya net bir sebep çıkmadığının da altını çiziyor. Yavuz, kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerin genellikle kısa ya da uzun zamanda kendiliğinden ortadan kalktığını aktarıyor.
AİLE- SAĞLIK
Bazı durumlarda ise ciddi hastalıkların habercisi olabilir. Kadıköy Şifa Ataşehir Hastanesi nöroloji uzmanı Dr. Ebru Nur Yavuz, vertigoyu genel anlamda baş dönmesi, arkaya ve öne gitme veya düşme hissi olarak tarif ediyor. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda sayılmıyor. Yavuz, vertigonun, iç kulak, denge siniriyle ilgili hastalıklarda, beyin sapı ve beyinciği tutan hastalıklarda görülebileceğini belirtiyor. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı-kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler (nistagmus) saptanabiliyor. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabiliyor. Vertigonun gerçek olup olmadığının anlaşılabilmesi için nörolojik muayene yapılması gerekir. Vertigo beyin damar hastalığı, MS, beyin tümörü, boyun kemiklerinde kireçlenme gibi hastalıklarla ilişkili ise bu hastalıklara yönelik özel tedaviler uygulanacağını söyleyen Yavuz, ancak birçok hastada ortaya net bir sebep çıkmadığının da altını çiziyor. Yavuz, kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerin genellikle kısa ya da uzun zamanda kendiliğinden ortadan kalktığını aktarıyor.
AİLE- SAĞLIK
Isı değişikliğine karşı yüz, boyun ve gözleri koruyun
Soğuk havalarda ani ısı değişimleri yüz felcine yol açıyor. Dışarı çıkarken ısı değişikliğine karşı yüz, boyun ve gözler mutlaka korunmalı.
Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüsnü Efendi, yüz felcinin yüz kaslarına giden uyarıların engellenmesiyle oluştuğunu belirtti. Efendi, soğuk nedeniyle daha etkili hale gelen bazı virüslerin de sinir sistemindeki hasarı artırdığını söyledi. Hastaların ilk anda yüz felci geçirdiklerini anlayamayabileceklerini ifade eden Efendi, felcin kulak arkasındaki bir ağrıyla kendisini belli ettiğini vurguladı.
Göz çevresi ve ağızda güçsüzlüğün ortaya çıkmasıyla hastaların gözlerini kapatamadıklarını fark ettiklerine dikkati çeken Efendi, "Hasta felç geçirince bir şeyler içmeye çalışırken, ağzını tam kullanamadığından, sıvılar ağzının bir tarafından akar. Gülmeye çalışırken de ağzının bir tarafının sınırlı olduğunu anlar. Yüz felci geçiren hastaların büyük bir çoğunluğunda ilk 4 ile 6 hafta arasında önemli iyileşmeler görülür. Ancak hastaların yüzde 35'inde daha uzun süre devam eden ve düzelmeyen kalıcı nörolojik sorunlara da sebep olabilir." diye konuştu.
Prof. Dr. Hüsnü Efendi, yüz felci geçiren bir hastada en çok korkulanın, gözleri kapayamamaya bağlı olarak, korneanın zarar görmesi olduğunu belirtti. Efendi, kısmi felç durumuna bağlı olarak gözler tam kapatılamadığı zaman, dışarıya çıkıldığında veya uyku sırasında gözün açık kalması nedeniyle gözde enfeksiyon, kornea tabakasında yaralanmaların ortaya çıktığını aktardı.
Yüz felcinin çok basit önlemlerle engellenebileceğini ifade eden Efendi'ye göre, dışarı çıkarken ısı değişikliğine karşı göz, yüz ve boyun, atkı ve şapkayla korunmalı. Kişi, yüz felci geçirdiğini anladığı anda hastaneye gitmeli. Yüzün hareket etmesini sağlayacak sakız çiğneme, ayna karşısında gözü kapatıp açma, gülme, kaşları havaya kaldırma gibi basit egzersizler, iyileşmede yardımcı etken.
KOCAELİ AA
Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüsnü Efendi, yüz felcinin yüz kaslarına giden uyarıların engellenmesiyle oluştuğunu belirtti. Efendi, soğuk nedeniyle daha etkili hale gelen bazı virüslerin de sinir sistemindeki hasarı artırdığını söyledi. Hastaların ilk anda yüz felci geçirdiklerini anlayamayabileceklerini ifade eden Efendi, felcin kulak arkasındaki bir ağrıyla kendisini belli ettiğini vurguladı.
Göz çevresi ve ağızda güçsüzlüğün ortaya çıkmasıyla hastaların gözlerini kapatamadıklarını fark ettiklerine dikkati çeken Efendi, "Hasta felç geçirince bir şeyler içmeye çalışırken, ağzını tam kullanamadığından, sıvılar ağzının bir tarafından akar. Gülmeye çalışırken de ağzının bir tarafının sınırlı olduğunu anlar. Yüz felci geçiren hastaların büyük bir çoğunluğunda ilk 4 ile 6 hafta arasında önemli iyileşmeler görülür. Ancak hastaların yüzde 35'inde daha uzun süre devam eden ve düzelmeyen kalıcı nörolojik sorunlara da sebep olabilir." diye konuştu.
Prof. Dr. Hüsnü Efendi, yüz felci geçiren bir hastada en çok korkulanın, gözleri kapayamamaya bağlı olarak, korneanın zarar görmesi olduğunu belirtti. Efendi, kısmi felç durumuna bağlı olarak gözler tam kapatılamadığı zaman, dışarıya çıkıldığında veya uyku sırasında gözün açık kalması nedeniyle gözde enfeksiyon, kornea tabakasında yaralanmaların ortaya çıktığını aktardı.
Yüz felcinin çok basit önlemlerle engellenebileceğini ifade eden Efendi'ye göre, dışarı çıkarken ısı değişikliğine karşı göz, yüz ve boyun, atkı ve şapkayla korunmalı. Kişi, yüz felci geçirdiğini anladığı anda hastaneye gitmeli. Yüzün hareket etmesini sağlayacak sakız çiğneme, ayna karşısında gözü kapatıp açma, gülme, kaşları havaya kaldırma gibi basit egzersizler, iyileşmede yardımcı etken.
KOCAELİ AA
Öğrenilmiş çaresizlik sosyal fobiyi körükler
Daha önce yaşanan başarısızlıklar, olumsuz deneyimler öğrencilerde öğrenilmiş çaresizli-ğe yol açabilir. "Çalışsam da başarılı olamıyorum, bu dersi zaten anlamıyorum, ders-ler ne işe yarar?" gibi yargılar sosyal fobiye dönüşebilir. Çekingenlik sosyal hayattan kaçmaya, kendini ifade edememeye dönüşürse, kendine güvensizlik ortaya çıkar.
"Lisenin son sınıfındaydı. Sınavlarını başarıyla geçmişti. Bu, son grup projesiydi. Projenin bir bölümünü de kendisi sunması gerekiyordu. Projeden alacağı not çok önemliydi. Çünkü yurtdışında öğrenimine devam edip etmeyeceği alacağı nota bağlıydı. Grup olarak projeyi özenle hazırlamışlardı. Projeyi başarıyla sunması gerekiyordu. Bunu düşündükçe huzursuzluğu artıyor, her şeyi berbat edeceğini düşünüyordu. Üstelik arkadaşları arasında, kendisi kadar heyecanlı başka kimse de yoktu. Birazdan korktuğu başına gelecek, projede kendisinin anlatması gereken yere geldiğinde heyetin ortasında buz kestiğini, değil konuşmak hareket dahi edemediğini hissedecekti."
Hayatımızda yukarıdaki hikâyeye benzer sıkıntılarla karşılaşmışızdır. Başkalarının önünde herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye çalışırken duyulan çekingenlikler ve gayet iyi bilinen durumlardaki başarısızlıklar. Bu durumu etkileyen temel faktör "çekingenlik" ve devamında da oluşan "sosyal fobi" olduğu söylenebilir.
Çekingenlik, sosyal fobiye dönüşebiliyor. Herkeste aile, çevre ve genlerine bağlı olarak çekingenlik durumları gözlenebilir. Bazı durumlarda ise çekingenlik sosyal fobiye dönüşmektedir. Daha çocukluk döneminde belirtilerini gösteren sosyal fobi, dikkate alınmadığında bireylerde sosyal hayattan kaçma, içine kapanma, kendini ifade edememe, kendine olan güven eksikliği ve sürekli kendini eleştirme durumlarına neden olmaktadır.
Sosyal fobi ile akademik başarı arasında yüksek bir bağ var. Sosyal fobi kişiyi eğitim hayatında, sosyal ve duygusal ilişkilerinde etkilemektedir. Özellikle okul hayatında öğrencilerde gözlenen temel sosyal fobik davranışların başında, beğenilmemeden kaynaklanan çekingenlik durumları, yanlış yapma korkusu, arkadaşları tarafından kınanma gelmektedir. Başarılı olmanın önünde "bilgisizlik" ya da "beceriksizlik" değil, insanlarla ilişki kurarken yaşanan korku ve çekingenlik durumları gelmektedir. Bazen de okulda gerginlik hissi nedeniyle lise ve üniversiteyi bırakmalar gözlenmektedir. Sosyal fobi yaşayan öğrencilerin erken tanı ve tedavi edildiği oranda okuldan zevk almaları, lise ve üniversite eğitimlerini tamamlamaları sağlanmış olunacaktır.
Yaşanan olumsuz deneyimleri zihninden çıkaramayan kişi, benzer durumlarla karşılaştıklarında aynı şeyleri yaşayacağına inanarak tedirgin olmaktadır. Çaresizlik öğrenildiğinde "çalışsam da başarılı olamıyorum, bu dersi zaten anlamıyorum, dersler ne işe yarar" gibi olumsuz yargılar seslendirilmeye başlanır. Kişi, yaşanan olumsuzlukların sorumlusu olarak kendini görür ve kendine güvenini azaltır.
Genelleme yapılmamalı. Öğrenilmiş çaresizlik, hayatın her aşamasında karşılaşılabilecek bir durumdur. Çaresizliğe neden olan faktörleri bilmek çözüm yolunda atılan ilk adımdır. Kişinin mutlu ve huzurlu olması için önyargılardan kurtulması ve genellemelerden uzak kalması gerekir.
Güveninizi çocuğa hissettirin. Sosyal fobi, öğrencilerin akademik başarısının yanında yaşam kalitelerini oldukça düşürmektedir. Çekingenlik yaşayan çocuklara karşı ailenin ve öğretmenlerin yapması gereken öncelikle kendine güven duyulduğunun hissettirilmesidir. Çocuğun düşünce ve inançlarının eleştirilmeden ve genelleme yapılmadan dinlenmesi, onlarda dinleme becerisini geliştirecektir. Onunla nitelikli zaman geçirmek, yaptıkları işlerle ilgili olumlu tepkilerde bulunmak, onlara karşı eleştirilerde açık ve dürüst olmanın çekingenliklerini azaltıcı temel faktörler olduğu unutulmamalıdır. Çocuğun güçlü olduğu konularda büyüklerine yardımcı olmalarına izin verilmesi onlarda kendilerini ifade etme becerilerinin yerleşmesini sağlayacaktır.
"Lisenin son sınıfındaydı. Sınavlarını başarıyla geçmişti. Bu, son grup projesiydi. Projenin bir bölümünü de kendisi sunması gerekiyordu. Projeden alacağı not çok önemliydi. Çünkü yurtdışında öğrenimine devam edip etmeyeceği alacağı nota bağlıydı. Grup olarak projeyi özenle hazırlamışlardı. Projeyi başarıyla sunması gerekiyordu. Bunu düşündükçe huzursuzluğu artıyor, her şeyi berbat edeceğini düşünüyordu. Üstelik arkadaşları arasında, kendisi kadar heyecanlı başka kimse de yoktu. Birazdan korktuğu başına gelecek, projede kendisinin anlatması gereken yere geldiğinde heyetin ortasında buz kestiğini, değil konuşmak hareket dahi edemediğini hissedecekti."
Hayatımızda yukarıdaki hikâyeye benzer sıkıntılarla karşılaşmışızdır. Başkalarının önünde herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye çalışırken duyulan çekingenlikler ve gayet iyi bilinen durumlardaki başarısızlıklar. Bu durumu etkileyen temel faktör "çekingenlik" ve devamında da oluşan "sosyal fobi" olduğu söylenebilir.
Çekingenlik, sosyal fobiye dönüşebiliyor. Herkeste aile, çevre ve genlerine bağlı olarak çekingenlik durumları gözlenebilir. Bazı durumlarda ise çekingenlik sosyal fobiye dönüşmektedir. Daha çocukluk döneminde belirtilerini gösteren sosyal fobi, dikkate alınmadığında bireylerde sosyal hayattan kaçma, içine kapanma, kendini ifade edememe, kendine olan güven eksikliği ve sürekli kendini eleştirme durumlarına neden olmaktadır.
Sosyal fobi ile akademik başarı arasında yüksek bir bağ var. Sosyal fobi kişiyi eğitim hayatında, sosyal ve duygusal ilişkilerinde etkilemektedir. Özellikle okul hayatında öğrencilerde gözlenen temel sosyal fobik davranışların başında, beğenilmemeden kaynaklanan çekingenlik durumları, yanlış yapma korkusu, arkadaşları tarafından kınanma gelmektedir. Başarılı olmanın önünde "bilgisizlik" ya da "beceriksizlik" değil, insanlarla ilişki kurarken yaşanan korku ve çekingenlik durumları gelmektedir. Bazen de okulda gerginlik hissi nedeniyle lise ve üniversiteyi bırakmalar gözlenmektedir. Sosyal fobi yaşayan öğrencilerin erken tanı ve tedavi edildiği oranda okuldan zevk almaları, lise ve üniversite eğitimlerini tamamlamaları sağlanmış olunacaktır.
Yaşanan olumsuz deneyimleri zihninden çıkaramayan kişi, benzer durumlarla karşılaştıklarında aynı şeyleri yaşayacağına inanarak tedirgin olmaktadır. Çaresizlik öğrenildiğinde "çalışsam da başarılı olamıyorum, bu dersi zaten anlamıyorum, dersler ne işe yarar" gibi olumsuz yargılar seslendirilmeye başlanır. Kişi, yaşanan olumsuzlukların sorumlusu olarak kendini görür ve kendine güvenini azaltır.
Genelleme yapılmamalı. Öğrenilmiş çaresizlik, hayatın her aşamasında karşılaşılabilecek bir durumdur. Çaresizliğe neden olan faktörleri bilmek çözüm yolunda atılan ilk adımdır. Kişinin mutlu ve huzurlu olması için önyargılardan kurtulması ve genellemelerden uzak kalması gerekir.
Güveninizi çocuğa hissettirin. Sosyal fobi, öğrencilerin akademik başarısının yanında yaşam kalitelerini oldukça düşürmektedir. Çekingenlik yaşayan çocuklara karşı ailenin ve öğretmenlerin yapması gereken öncelikle kendine güven duyulduğunun hissettirilmesidir. Çocuğun düşünce ve inançlarının eleştirilmeden ve genelleme yapılmadan dinlenmesi, onlarda dinleme becerisini geliştirecektir. Onunla nitelikli zaman geçirmek, yaptıkları işlerle ilgili olumlu tepkilerde bulunmak, onlara karşı eleştirilerde açık ve dürüst olmanın çekingenliklerini azaltıcı temel faktörler olduğu unutulmamalıdır. Çocuğun güçlü olduğu konularda büyüklerine yardımcı olmalarına izin verilmesi onlarda kendilerini ifade etme becerilerinin yerleşmesini sağlayacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)