8 Aralık 2011 Perşembe

Ehl-i Beyt sevgisi nasıl ifade edilmelidir?

Hazreti Hüseyin Efendimiz kendi ahfadı ile Kerbela'da şehid edilmiştir. O günü vesile sayarak bir araya geliriz.Oruç tutarız, iftar yaparız, aşure ikram eder, insanların gönüllerini alırız. Alevi-Sünni insanları bir araya getirerek bir masanın etrafında bir halka teşkil etmelerini sağlarız. Bütün bunların yanında o toplanmalarda, o zatın faziletlerini, civanmertliğini, enginliğini, derinliğini, bir yönü ile Ehl-i Beyt'in ikinci derecede babası olmasını, ondan sonra gelen imamlar silsilesini, onların Allah'a yakınlığını, Efendimiz'in teveccühünü anlatırız. Yoksa bir vefatı müteakiben oturup ağıt kesmenin, dövünmenin bir sevabı yoktur. Bunlar aynı zamanda kadere taş atmak demektir. Takdir-i ilahiden şikâyet etme demektir. O zatlar kaderlerine razı olarak ruhlarının ufkuna yürümüşlerdir. Esas olan, oturup orada onların faziletlerini müzakere etme, onlarla bütünleşme yolları aramadır. Güzel şeyler konuşma, onları kendi içimizde duyma, onlar gibi olmaya çalışma, onların o imrendirici hallerini canlandırarak insanlarda bir imrenme hissi uyarmak çok önemlidir.

Ehl-i beyti anma yerine kalkıp başkalarına sövmek, bu sövmeyi yaygınlaştırmak, bir kesimi, bir zümreyi karalamak sevap kazandırmaz insana. Hazreti Hamza'nın, Hazreti Hasan'ın, Hazreti Ali'nin veya Hazreti Hüseyin'in bizim duamıza, istiğfarımıza ihtiyaçları yoktur. Onlar şehitliğin de üstünde bir mertebe kazanmış, zü'l-cenaheyn olarak semanın enginliklerine açılmış yüce ruhlardır. Bizim onlar için arkadan yaptığımız şeylere, ağlayıp dövünmelere onlar baktıkları zaman ihtimal gülüyorlardır. Bizim ne duamıza ne Yasin'imize ne Fatiha'mıza ihtiyacı yoktur onların. Ama her şeye rağmen civanmertliğin ve vefanın gereği, "Allah'ım onların şefaat alanlarını genişlet; alakalarımızı devam ettirdiğimizi onlara duyur." diye dua etmek lazımdır. Bu vesileyle onlar da ümit ederiz ki öbür tarafta elimizden tutar "Bu vefalılar bizi dünyada hep yâd ediyorlardı" derler; geçilmesi çok zor olan köprülerden geçmemize vesile olurlar.

SÖVMENİN SEVABI YOKTUR

Evet, Seyyidina Hz. Ali için, Seyyidina Hz. Hasan için, Seyyidina Hz. Hüseyin için ille de bir şey denecekse ben bunu derim. Onlar için Mevlit okurum. Derim ki: "Allah'ın benim mevlidime onların ihtiyacı yoktu, onların benim hatmime de ihtiyacı yoktu. Fakat münasebetimi ifade etmek istiyorum ben. Onların bana teveccühüne çağrıda bulunuyorum. Bir duada bulunuyorum. Kapı kulunuz, halaikiniz, kıtmîriniz sizi hiç unutmadı. O ciğersûz hadiseleri hep yâd ettikçe 'Allah derecenizi yükseltsin. Allah sizi firdevs ile sevindirsin' diyor. Onun bu deyişleri sizin kemalât-ı insaniyenize hiçbir katkıda bulunmaz. Fakat o size kendisini tanıttırmak istiyor. Şefaat daireniz içine lütfen onu da alın, kabul edin" duygusuyla, onlar için yapacağımız iyiliklerde mülahazamız tamamen bu olmalıdır.

Onlara onu yapan hangi milletin içinden çıkmışsa kalkıp ona sövmenin saymanın hiçbir sevabı yoktur. Ne diye ağzımızı, dilimizi, gözümüzü başkalarına sövmekle kirletelim. Keşke senin için önünde olsaydım orada. Bir kısım kendini bilmeyen densiz Emevîlerin sana karşı yaptığı kötülüğün, bir kısım Kûfelilerin, Perslerin vefasızlığı karşısında, orada senin önünde olsaydım. Hz. Cafer gibi kolumu kanadımı budasalardı, Mus'ab gibi "bu kol" deyip bir darbe oraya indirselerdi. Bir de öbür koluma bir darbe indirselerdi bir de kelleme bir darbe indirselerdi. Ve seni orada sıyanet etmeye muvaffak olsaydım. Aklımdan geçen şeyler bunlardır.

İtikad açısından da yanlışlara düşmemek lazımdır. İsrailoğullarının bazıları, Hz. Üzeyir hakkında -hâşâ- "Allah, içine girdi, hulul etti, tecessüm etti" demesi gibi bir hataya düşmüşlerdir. Hıristiyanlar da aynı şekilde Hz. İsa'ya ulûhiyet isnadında bulunuyorlar. Geçenlerde bir televizyonda birinin konuşmasına şahit oldum. Sözüm ona Hz. Ali'ye sevgisini ifade etme adına "Ali evvel, Ali âhir, Ali zâhir, Ali bâtın." Bu sıfatlarla muttasıf sadece Allah'tır. Meseleyi bu kalıp içinde ele aldığınız zaman kendiniz dalalete düşmeniz yanında başkasında da tepki uyarırsınız. Meseleyi bu mülahazaya bağlarsanız, Hz. Ali'nin mübarek ruhunu da, ehlibeytin ruhunu da rencide edersiniz. Hz. Ali'nin kıymet-i harbiyesini ifade etmede kusur etmemek, konumuna saygıda bulunmak lazımdır. Fakat diğer taraftan da hâşâ ve kella onu ulûhiyet tahtına oturttuğunuz, hatta Efendimiz'den de büyük gösterdiğiniz takdirde çizgiden çıkmış olursunuz.

KİNE NEFRETE BAĞLI KİMLİK OLMAZ

Bu tür meselelerde kine nefrete bağlı bir kimlik inşası yanlışlığına girmemek lazımdır. Evet, birileri çok büyük bir yanlış yaptılar. Hesaplarını da ötede vereceklerdir. Tarihi tekerrürler devri daimi içinde bu hadiselerin çok benzerleri vardır. Onlara bakarak biz de aynı hataları yapmayalım. Onlar kendi günlerini, ahiretlerini, talihlerini kararttılar biz de kendi eyyamımızı karatmayalım. İnsanız, öfkemiz, hiddetimiz, şiddetimiz, nefretimiz olabilir, fakat iradenin hakkını vererek onları bastırmalı, su yüzüne çıkmasına meydan vermemeliyiz. Sövüp sayma hiçbir zaman sevap değildir ve insan için de fazilet ifade etmez. Ne Kur'an'da ne Sünnet-i sahihada bu türlü şeylerin ibadet olduğuna dair yarım kelimelik bir şey yoktur. Seyyidina Hz. Zekeriya'yı testere ile biçen insanlara sövmenin ibadet olduğuna dair hiçbir kitapta bir şey gösterilemez. Hz. Yahya'yı şehit edenlere, ruhunun ufkuna yürümesine köprü kuranlara sövüp saymak ibadet değildir. "Allah belanızı versin. Allah sizi de kaydırsın, cehenneme yuvarlanın." demenin ibadet olduğuna dair ne dinde ne de bir yönüyle aklı başında sosyologların, tarihçilerin beyanları içerisinde bir tek kelime bir şey bulmak mümkün değildir.
Şimdi siz kalkarsanız sahabe-i kiram içinde bazılarına, bu bir ibadetmiş gibi belli günler tertip eder onlara sövüp sayarsanız hiç bir şey kazanamazsınız. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Hamza'yı canından artık severdi. Bir iki insanın arkasından ciddi ağlamıştır. Çocuğuna gözleri dolmuş, çok vefalı gördüğü Ensar'dan Osman İbn-i Maznun'a ağlamıştır. Fakat Hz. Hamza'nın şehadeti onu çok sarsmıştır. Ama hiçbir zaman ne o şehadete sebebiyet veren Hind'e ne de Seyyidina Hz. Hamza'nın bağrına mızrağını saplayan Vahşi'ye karşı içinde kin ve nefret duymamıştır.

EFENDİMİZ'İN ÜMMETİYİZ

Kendisine kötülük yapan, 13 sene içtiği suyu, yediği yemeği haram kılan ve bulunduğu yerde kendisine yaşama hak ve imkânları tanımayan insanlar bir gün onu doğrudan doğruya evinde katline ferman biçmişlerdi. Ellerinde mızraklar, kılıçlarla onun hücre-i saadetinden hane-i saadetine girdiler. Şah-ı Merdân, Haydâr-ı Kerrar Dâmad-ı Nebî, Efendimiz'in yatağına girip kendini feda etmişti. Kendisine bunca kötülük yapan, canına kast eden, yurdundan yuvasından çıkaranları Mekke'nin fethi esnasında "Gidin hepiniz serbestsiniz" buyurarak affetmişti. "Bugün size kınama yok; ayıplayamam ben sizi" demiş kalpleri yumuşatmıştı. Onlara nâ sezâ nâ becâ hiçbir şey demiyor. Hatta bunu bana yaptınız, şunu bana yaptınız, demek suretiyle pişman olmuş huzuruna gelmiş insanları mahcup etmemek için farklı bir civanmertlik sergiliyor. "Bir şey yok bunda, Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir." diyor. İnsanlığın İftihar Tablosu'nun tavrı budur.

Bu elim hadise karşısında acı duymamamız mümkün değildir. Mesela Muharrem ayında

"Bugün mâh-ı Muharremdir, muhibb-i hanedan ağlar.

Bugün eyyam-ı matemdir, bu gün âb-ı revan ağlar." beyti Avlar imamının dilinden düşmezdi. Alvar İmamı, Sadât'tan ve aynı zamanda Ehl-i Beyt'tir. Bu hep onun dergâhında okunurdu ve o hep ağlardı. Biz bunları o dergâhlarda duyarak neşet ettik. Oralarda ciddi hüzün duyulurdu. Fakat mukabeleyi bil'misil kiniyle, nefretiyle, mukabelede bulunulmazdı.

MİLLETİMİZ İNANDIĞI ŞEYE YÜREKTEN BAĞLIDIR

Seyyidina Hz. Hüseyin, evc-i kemalâtta bir insandır. Bizim hiçbir zaman yükselemeyeceğimiz ufuklarda pervaz ediyordur. Fakat şahadet ona ayrı bir derinlik kazandırmıştır. O'nun katili kendi hayatını mahvetmiştir. Şimdi o katile sövüp saymak mı, haline acımak mı gerek? Şimir'i, Lü'lü'ü, İbni Mülcem'i öbür âlemde cayır cayır cehennemde yanarken, rahmetten ebedi mahrumiyeti yaşarken göreceksiniz. Böyle olunca bence bu kini, öfkeyi tevarüs ederek günümüze bir kere daha bu işin filmini yaşamanın gereği yoktur. Bu sadece nefretleri, kinleri köpürtür. Ve bizi birer nefret, kin, gayz insanı haline getirir.

Anadolu insanı neye inanmışsa onda samimidir. Milletimizin Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Fatıma ve ehl-i beyt sevgisi Perslerden çok daha kuvvetli ve samimidir. Bu milletin genlerinde, karakterinde böyle bir samimiyet vardır. Biz her sabah ve akşam dualarımızda Hz. Ali'lerin, Hz. Hasan'ların, Hz. Hüseyin'lerin şefaatini talep ediyoruz: "Allâhümme edhılne'l-cennete meal ebrâr, bi şefâati nebiyyike'l-muhtar ve âlihi'l-ethâr ve ashâbihil ahyâr.. "O'nun tertemiz âl-i beyti hürmetine, bizi cennetine koy Allah'ım" diyoruz. Bizim akidemiz budur. Biz günde kaç defa onları yâd ediyoruz ancak, "Ali evvel bûd, Ali zâhir bûd, Ali bâtın bûd.." diyenler bir defa söylemiyordur bunları. Yalanı bırakalım. Pers telakkilerine arkamızı dönelim. İstikamet içinde olalım, itidal içinde meseleyi götürmeye çalışalım. Allah bizi yanlış şeylerden siyanet buyursun. Âmin.

1- Bizim akidemizde bir vefatı müteakiben oturup ağıt kesmenin, dövünmenin bir sevabı yoktur. Bunlar aynı zamanda kadere taş atmak ve takdir-i ilahiden şikâyet etmek demektir.

2- Sövüp sayma hiçbir zaman sevap değildir ve insan için de fazilet ifade etmez. Ne Kur'an'da ne sünnet-i sahihada bu türlü şeylerin ibadet olduğuna dair yarım kelimelik bir şey yoktur.

3- Kendisine onca kötülük yapan, canına kast eden, yurdundan yuvasından çıkaranlara bile Mekke'nin fethi esnasında "Gidin hepiniz serbestsiniz" buyurarak civanmertlik gösteren Nebîler Sultanı'nın ümmetiyiz.

4- Biz her sabah ve akşam dualarımızda Hz. Ali'lerin, Hz. Hasan'ların, Hz. Hüseyin'lerin şefaatini talep ediyoruz. "O'nun tertemiz âl-i beyti hürmetine, bizi cennetine koy Allah'ım" diyoruz. Bizim akidemiz budur.

Bebekteki sıçramayı 'reflekstir' deyip hafife almayın

Epilepsi, en fazla 0-1 yaş arasındaki bebeklik döneminde ortaya çıkıyor. Tüm vücutta kasılma, çenenin kilitlenmesi ve ağızdan köpük gelmesi gibi belirtilerle seyreden büyük nöbetlerle gerçekleşebileceği gibi; tanınması zor ve kısa süren küçük nöbetlerle de ortaya çıkabiliyor.Acıbadem Hastanesi'nden Nöroloji Uzmanı Dr. Uğur Işık, bebeklerde ani sıçrama ve kapanma, gözlerin sabit bir yere bakması, dalma, gece uykudan sık uyanma, ani baş düşmeleri ve sıçramaların epilepsiye işaret ettiğini söylüyor. Dr. Uğur Işık, nöbet sırasında çocuğun başının altına bir yastık konulmasını, sallanmamasını ve ağzına bir şey konulmaması gerektiğini söylüyor. Işık, epilepsiye kromozom anomalileri, beyin oluşumundaki yapısal bozukluklar, beynin oksijensiz kalması veya beyin kanamaları, tümörler, kafa travması, menenjit gibi beyin enfeksiyonlarının sebep olduğunu aktarıyor. AİLE-SAĞLIK

Büyük kardeşe yaşının üstünde sorumluluk vermeyin

Büyük kardeşler, küçük kardeşlerini hayata hazırlar. Büyük çocuklar aynı zamanda anne-babanın en yakın yardımcısıdır. Ama bazı aileler, dengeyi kaçırarak abla ve abilere fazlaca görev veriyor. Onun da bir çocuk olduğunu unutup küçük kardeşin yaramazlıklarının hesabını sorup küçüğüyle kıyaslıyor. Abla ve abiye yaşına uygun olmayan sorumluluklar verilmesi, çocuklarda birçok sıkıntılara yol açıyor.Çocukların gelişiminde en etkili kişilerden biri de büyük kardeşleridir. Büyük kardeşler, birçok ailede anne-babanın en büyük yardımcılarıdır. Bu destekte kardeşler arasındaki yaş, cinsiyet ve doğum sırası kadar çocuğun kişilik özellikleri de etkilidir. Anne-baba ne kadar sağlıklı ve bilinçliyse yaşça büyük olan çocukla paylaşımını o kadar sağlıklı bir şekilde sürdürür. Bu paylaşım daha küçük kardeşin doğumundan önce büyük kardeşin doğuma hazırlanması, bebeğin bazı ihtiyaçlarının birlikte alınmasıyla başlar. Büyük kardeşe bebeği giydirirken kıyafetlerini, temizlik malzemelerini getirmesi, mamasını yedirmesi, birlikte oyun oynaması gibi yaşı ve kişiliğine uygun sorumluluklar verilmesi hem kardeş ilişkilerinin sağlıklı olmasında etkilidir hem de büyük kardeşin sevgi, şefkat, paylaşım, yardımseverlik, empati gibi duygularının gelişimini olumlu şekilde etkiler. Daha sonra büyük kardeşin küçük kardeşin ödevine yardım etmesi, odasını birlikte toplaması, okula birlikte gidip gelmesi ile büyük kardeş kadar küçük kardeş de sağlıklı şekilde gelişmektedir. Kardeş ilişkileri, sosyalleşmenin en önemli süreçleridir ve çocuğu arkadaş ilişkilerine de en güzel şekilde hazırlar. Bununla beraber büyük çocuğun, sevgi, ilgi, bağlılık, bireysellik gibi doğal ihtiyaçları karşılanmadan yaşına uygun olmayan sorumluluklar verilmesi, büyük kardeşte aşırı strese bağlı kaygı bozuklukları görülmesine yol açmaktadır. Kaygı bozukluğunun ise birçok belirtisi vardır: Aşırı sinirlilik, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, içe çekilme, duyarsızlık, bedensel yakınmalar (kalp çarpıntısı, ağız kuruluğu, karın ağrısı vb.), aşırı hareketlilik, dikkat ve öğrenme bozuklukları bunlardan birkaçıdır.

Sağlıklı ailelerde kardeşler arası ilişkiler de sağlıklıdır. Aileye sevgi, değer verme, anlayış ve yardımlaşmaya bağlı huzurlu, sakin bir hava hakimdir. Kardeşler, anne-babanın olmadığı zamanlarda da birbiriyle iyi geçinir. Zaman zaman kardeşler arasında küçük anlaşmazlıkların, itişip kalkışmaların, birbirine takılmaların olması aile hayatının doğal bir parçasıdır. Kardeşler, dürtülerini kontrol etmeyi, birbirini idare etmeyi bu karşılıklı ilişkiler içinde öğrenir. Anne-babanın kendi iletişimleri ne kadar sağlıklıysa genelde çocuklar da kendi aralarında o kadar iyi geçinir.

BÜYÜK KARDEŞ DE HATA YAPAR

Çocukların gelişmekte oldukları ve hata yapabilecekleri unutulmamalı, sorumluluk verirken bu özellikleri göz önüne alınarak tedbirli davranılmalıdır. Çocuk bir hata yaptığında suçlanmamalı, güzel, rahatlatıcı bir üslup kullanılmalıdır.

Çocuktan bir şey yapması istenirken yaşı kadar bireysel özellikleri, kişiliği, zihinsel kapasitesi, ilgi ve yetenekleri de göz önüne alınmalıdır. Zayıf tarafları geliştirmeye çalışırken bu alanlarda daha fazla dikkatli olunmalı, hayati risklerden kaçınılmalıdır.

Kazalara, yaralanmaya yol açabilecek hatalar çocukta suçluluk duygusuna yol açmaktadır. Küçük kardeşini taşırken düşüren bir çocuk, kazanın sonuçları ne kadar ağırsa bundan kaynaklanan suçluluk duygusuyla baş etmekte de o kadar çok zorlanacaktır.

Çocuklar birbiriyle kıyaslanmamalı, kıskançlık duygularını harekete geçirmekten kaçınılmalıdır. Kıskançlık duygusu, sorumluluk bilincini olumsuz şekilde etkiler ve çocuğun daha fazla hata yapmasına yol açar.

Küçük kardeşin yaptığı hatadan dolayı büyük kardeşe de ceza vermek bilhassa çok çocuklu ailelerde yapılan bir hatadır. Büyük çocukların kardeşlerine karşı güzel davranışları, güzel sözler ve davranışlarla ödüllendirilerek pekiştirilmelidir.

Uyurken elektromanyetik alana maruz kalmayın

Birçok elektronik cihaz, yaydığı elektromanyetik dalgalar sebebiyle insan sağlığını tehdit ediyor.Saç kurutma makinesi, elektrikli battaniye, su ısıtıcısı, ütü, mikrodalga fırın, müzik seti, televizyon gibi birçok cihaz, Dünya Sağlık Örgütü'nün desteklediği İyonlaştırmayan Işınımdan Korunma Kurumu (ICNIRP) tarafından belirlenen değerlerin üzerinde manyetik alan oluşturuyor. Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyofizik Anabilim Dalı öğretim görevlisi Arzu Fırlarer, Dünya Sağlık Örgütü'nün desteklediği Avrupa Komisyonu tarafından da benimsenen İyonlaştırmayan Işınımdan Korunma Kurumu tarafından belirlenen elektronik alan değerinin 41 V/m olduğunu, ama birçok elektronik eşyanın bu değerin üzerinde elektronik dalgalar yaydığını bildirdi. Fırlarer, çalışır durumdaki elektrikli battaniyenin 250 V/m, su ısıtıcısının 130 V/m, müzik setinin 90 V/m, ütünün 60 V/m'lik alan oluşturduğunu aktardı. Elektronik aletler çalışırken uzakta durmanın insan vücudunda oluşturduğu etkiyi azalttığına vurgu yapan Fırlarer, uyurken hiçbir elektronik dalgaya maruz kalmamak gerektiğine dikkat çekti.

Uyurken elektromanyetik alana maruz kalmayın

Birçok elektronik cihaz, yaydığı elektromanyetik dalgalar sebebiyle insan sağlığını tehdit ediyor.Saç kurutma makinesi, elektrikli battaniye, su ısıtıcısı, ütü, mikrodalga fırın, müzik seti, televizyon gibi birçok cihaz, Dünya Sağlık Örgütü'nün desteklediği İyonlaştırmayan Işınımdan Korunma Kurumu (ICNIRP) tarafından belirlenen değerlerin üzerinde manyetik alan oluşturuyor. Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyofizik Anabilim Dalı öğretim görevlisi Arzu Fırlarer, Dünya Sağlık Örgütü'nün desteklediği Avrupa Komisyonu tarafından da benimsenen İyonlaştırmayan Işınımdan Korunma Kurumu tarafından belirlenen elektronik alan değerinin 41 V/m olduğunu, ama birçok elektronik eşyanın bu değerin üzerinde elektronik dalgalar yaydığını bildirdi. Fırlarer, çalışır durumdaki elektrikli battaniyenin 250 V/m, su ısıtıcısının 130 V/m, müzik setinin 90 V/m, ütünün 60 V/m'lik alan oluşturduğunu aktardı. Elektronik aletler çalışırken uzakta durmanın insan vücudunda oluşturduğu etkiyi azalttığına vurgu yapan Fırlarer, uyurken hiçbir elektronik dalgaya maruz kalmamak gerektiğine dikkat çekti.

Kanserin en büyük dostu sigara, içki ve aşırı kilo

İngiltere'de yapılan bir araştırma, ülkedeki kanser vakalarının yüzde 40'ının sigara, içki, yanlış beslenme ve aşırı kilodan kaynaklandığını ortaya koydu.İngiliz Kanser Araştırma Merkezi'nin yayınladığı araştırma sonuçlarına göre, kansere sebebiyet veren alışkanlıkların başında sigara geliyor. Ülkedeki erkeklerin yüzde 23'ü, kadınların ise yüzde 15,6'sı sigara sebebiyle kansere yakalanıyor.

İngiliz Kanser Dergisi'nde de yayımlanan araştırma makalesinde, kanser riskini düşürmek için öncelikle sigara ve içkinin bırakılması, yeme alışkanlıklarına dikkat edilmesi ve bolca taze meyve-sebze yenilmesi öneriliyor. Araştırmayı yürüten Prof. Max Parkin, "Meyve-sebze tüketiminin kanseri önlemede bu denli büyük bir öneme sahip olacağını sanmıyorduk." diye konuştu.

'Ben de geç konuşmuşum' demeyin çocuğun 18. ayına dikkat edin

Bebeklerin gelişimleri yakından takip edilmeli. Anne-baba bebeklerin hangi ayda hangi özellikleri gösterdiğini iyi bilmeli. Klinik psikolog Nazan Ülkü, bebeklerin özellikle 18. ayının önemli olduğunu söylüyor. Nazan Ülkü, 18 aylık olduğu halde birkaç kelime de olsa konuşamayan, göz teması kuramayan, seslenildiği zaman bakmayan ve ilgisi çekilemeyen bebeklerde otizmden şüphelenmek gerektiğini ifade ediyor.Türkiye'de her 150 kişiden biri otistik. Otizm Platformu'nun verilerine göre 0-14 yaş grubunda 125 bin civarında otizmli çocuk bulunuyor. Gelişimsel yetersizlik ve nörolojik bir bozukluk olan otizmin, ilk iki yıl içinde belirtileri başlıyor. Çocuğunuz diğer çocuklara göre daha az gülüyor, seslenmenize rağmen tepkisiz kalıyor, göz teması kurmuyor ve dil gelişiminde problemler yaşıyorsa otizmin ipuçlarını veriyor demektir. Gelişimsel gecikmeleri "Ben de geç konuşmuşum" veya "Babası da küçükken böyleymiş" gibi bahanelerle geçiştirmeyin.

Acıbadem Hastanesi'nden klinik psikolog Nazan Ülkü, çocuğun gelişimlerinin yaşına uygun olup olmadığının takip edilmesi konusunda ebeveynleri uyarıyor. Otizm, genetik ve çevresel etkilerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkıyor. Otizmin nedenleri ile ilgili çalışmalar halen devam ediyor. 80 genin otizme sebep olduğunun tahmin edildiğini ifade eden Nazan Ülkü, hamilelik sürecinde otizm tanısını koymanın mümkün olmadığını vurguluyor. Ülkü, otizm tanısındaki en önemli dönemin bebeğin 18. ayı olduğunu belirtiyor. Bebeklerin doğdukları günden itibaren kendilerine bakım veren kişilerle göz teması kurduğunu söyleyen Ülkü, "12. ayda başbaş yapabiliyor, dikkatlerini çeken cisimlere ilgi gösterebiliyor; seslenildiği zaman isimlerine tepki verebiliyorlar. 16. ayda ise birkaç kelime düzeyinde de olsa konuşabiliyorlar. Eğer 18 aylık bir bebek bu tepkileri göstermiyorsa mutlaka otizm açısından değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı şekilde 24 aylık bir bebek de yaklaşık 10 kelime söyleyip 50'ye yakın kelimeyi anlayabiliyor. Şayet bebeğin dil gelişiminde de gecikmeler varsa otizm açısından değerlendirilmesi şart." şeklinde konuşuyor. Nazan Ülkü, göz teması kurma, ismiyle seslenildiğinde bakma, parmakla gösterme gibi becerilerin zayıf olduğu her durumda otizmden şüphelenmek gerektiğini belirtiyor.

Araştırmalara göre otizm, erkek çocuklarda kızlara oranla 3-4 kat daha sık görülüyor. Ülkü'ye göre bunun sebebi, araştırmalarda kesinlik kazanmasa da x kromozomundaki bir mutasyonla bağlantılı.

ANNE-BABANIN İŞBİRLİĞİ GEREKİYOR Çocuğunuzda otizm olabileceğinden kuşkulanıyorsanız, en kısa zamanda çocuk ruh hastalıkları uzmanı ya da çocuk nöroloğuna başvurun. Uzmanlar, otizmin derecesi, zekâ düzeyi, uyum ve iletişim becerileri, davranış gelişimini değerlendirmek için çeşitli testler uyguluyor. Otizmin kesin bir tedavisi yok. Hastalık, hayat boyu süren kalıcı bir rahatsızlık. Ancak erken müdahale ile belirtilerin sıklığında ve şiddetinde değişiklikler görülebiliyor. Otizm ile birlikte görülebilen dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, takıntılı davranışlar gibi problemler için farklı tıbbi tedaviler uygulanıyor. Bilinen hiçbir ilaç otizmin ana belirtileri olan sosyal ve iletişimsel bozuklukları gidermiyor. Otizm tedavisinde hedef, ebeveyn-çocuk ilişkisinin düzenlenmesi, empatinin geliştirilmesi. Bu da özel eğitim ve psikoterapiden geçiyor. Anne-babanın otizmle ilgili bilgi edinmesi ve tedavi sürecinde çocuğuyla birlikte aktif olarak rol oynaması tedavide başarıyı artırıyor.

Sevilmekten hoşlanmaz, çevreleriyle ilgilenmezler

Diğer çocuklara nazaran daha az gülerler. Sevilmekten hoşlanmaz ve tepki gösterirler.

Anne-babanın seslenmesine karşın cevap vermez, tepkisiz kalırlar. Çoğu aile, çocuklarının sağır olduğunu dahi düşürür. Çevredeki insanların görünümleri, hareket ve davranışları dikkatlerini çekmez. Çevrelerinde kimse yokmuş gibi davranırlar.

Otistik çocuklar, daha çok konuşma gecikmesi ile doktora getirilir. Bedensel gelişimi yaşına uygun olan otistik çocukların konuşması yaşıtlarına göre oldukça geridir. Çocuklar uyumadıkları zaman yatakta kalmak istemez ve annelerinden ilgi bekler. Otistik çocuklar ise uyumadıkları halde saatlerce yataklarında kalabilir.