24 Kasım 2011 Perşembe

İlaçların ihmali, tüp bebek tedavisini olumsuz etkiliyor

Günümüzde tüp bebek yöntemi, çocuk sahibi olamayan çiftler için bir umut kapısı. Kimi bu kapıdan kucağında bebekle, kimi de bebek sahibi olma hayallerini başka bir güne bırakarak çıkıyor.Tedavi, maddî olarak külfetli. Bunun yanında anne adayını zorlu bir süreç bekliyor. Bu zorlu süreçte hasta, ilaçları doğru ve zamanında kullanmalı. Zira ilaçların düzenli kullanımı tedavinin başarı oranını etkiliyor. Eurofertil Üreme Sağlığı Merkezi Medikal sorumlusu Kadın Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, ilaç alımının unutulması, aynı saatte alınmaması veya ilacın diğer bir ilaçla karıştırılmasının tedavide telafisi olmayan durumlara yol açtığını söylüyor.

Dr. Özörnek, tedavinin 45 gün sürmesine rağmen, yeni ilaçlarla bu sürecin 15 güne kadar düştüğünü ifade ediyor. 12 günde yumurta sayısının artırıldığını ve gelişiminin sağlandığını söyleyen Özörnek, yumurtaların belli bir olgunluk seviyesine geldiklerinde genel anestezi altında 15 dakikalık bir operasyonla toplandığını ve aynı gün eşin spermleri ile döllendiğini belirtiyor. Özörnek, 3-5 gün vücut dışında gelişimleri takip edilen yumurtaların daha sonra anne adayının rahmine yerleştirildiğini aktarıyor. Özörnek, "12 gün sonra yapılacak gebelik testi, tedavinin sonucunu bizlere söyler." diyor.

Özörnek, tedavinin aşamalarında farklı ilaçlar kullanıldığını belirtiyor. Hastaların tedavi sürecinde dikkat etmesi gereken en önemli husus ilaç kullanımı. İlaçlara bağlı olarak hastada karında şişlik, sıvı toplanması, bulantı gibi yan etkiler görülse de ilaçların saati saatine alınması gerekiyor. Dr. Özörnek'e göre ilaç kullanım aralıkları hastaya göre değişse de genellikle günde tek seferlik dozlarla alınıyor. Ancak her gün aynı saatte alınmasına özen gösterilmeli, ilaç alımı unutulmamalı.

Stres, kısırlık tedavisinin düşmanı


Tüp bebek tedavisinde başarı oranının artması için hastanın yorucu işlerle meşgul olmaması ve stres ile savaşabilmesi gerekiyor. "Stres, kısırlık tedavisinin düşmanıdır." diyen Dr. Özörnek, stresin tedavide başarıyı yüzde 15 oranında olumsuz etkilediğini belirtiyor. Strese genellikle çevre baskısının sebep olduğunu söyleyen Özörnek, stresin prolaktin hormonunu yükselterek kadın ve erkekte üreme sağlığına olumsuz etki yaptığını ifade ediyor.

Pıhtı atması, ölüme götürebiliyor

Tüm yaş gruplarında görülebilen pıhtı atması (venöz tromboemboli), farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor.Uzun süre hareketsizlik, uçak seyahatleri, otobüs ve otomobil seyahatleri ya da uzun süre internet başında vakit geçirmek, bu hastalığa yol açan nedenler arasında yer alıyor. Sanofi-aventis'in desteğiyle Türkiye'de 16 uzmanlık derneğinin katkılarıyla bir araya gelen Güven Platformu, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan pıhtı atmasına karşı vatandaşları uyardı. Platform tarafından hazırlanan kılavuzda şu önerilere yer verildi: Uzun süre hareketsiz kalınacaksa baldır kasları çalıştırılmalı, yatak istirahatlerinde pıhtı oluşumunu engellemek için hareket edilmeli, gerektiğinde yaşam tarzında değişiklikler yapılmalı, kilo verilmeli...

17 Kasım 2011 Perşembe

Şeker yükleme testini kimler yaptırmalı?

Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Doç. Dr. Rüştü Serter, riskli kişilerin şeker yükleme testi yaptırmalarının son derece önemli olduğunu söyledi.Serter, "Bu test sayesinde diyabet öncesi dönemde teşhis koymak mümkün oluyor. Alınan tedbirlerle de ya diyabetin gelişmesi engelleniyor ya da erteleniyor." dedi.

Diyabetin başta kalp ve damarlar olmak üzere pek çok organa vereceği zararın en aza indirilmesinde diyabetin erken tespit edilmesi son derece önemli. Bu test sayesinde diyabet öncesi dönemde teşhis koymak mümkün oluyor ve alınan tedbirlerle diyabetin gelişmesi engelleniyor ya da erteleniyor. Sağlıklı ve riski düşük olan kişilerde şeker yükleme testine gerek duyulmazken, yüksek risk tespit edilen veya şeker yükselmesinden şüphelenilen erişkinlerde ise yaşa bakılmaksızın hemen şeker yükleme testini yaptırmak şart. Test sonucu normal çıkarsa riski azaltan tedbir ve tedaviler uygulanıyor. Riski devam edenlerde ise şeker yükleme testi doktorun uygun göreceği şekilde 3-5 yıl aralarla tekrarlanıyor.

Doç. Dr. Rüştü Serter, diyabete yakalanma konusunda risk teşkil eden faktörleri şöyle sıraladı:

40 yaşın üzerindekiler, bel çevresi erkekte 94, kadında 80 santimin üzerinde olanlar,

Bozuk açlık şekeri tespit edilenler,

Hamilelikte diyabet tanısı alanlar ile 4 kilo üzerinde bebek doğuran kadınlar,

Birinci derece akrabalarında diyabet olanlar,

Sağlıksız beslenenler ya da fiziksel aktivitesi düşük olanlar,

Hipertansiyon ve kolesterol problemi olanlar risk grubunda yer alıyor. Özellikle bu faktörlerden birden fazlası bir arada bulunanlar diyabet için yüksek risk grubunu oluşturuyor ve bu kişilere şeker yükleme testi yaptırmaları öneriliyor.

Camilerimiz erkekler kadar kadınlara da açık olmalı

Fethullah Gülen Hocaefendi, herkul.org sitesinde yayınlanan, mescidin fonksiyonlarını anlattığı sohbetinde camilerimizin mimarisinin yeniden ele alınması gerektiğini söylüyor. Hocaefendi, camilerin kadın, erkek, çocuk herkese açık bir hale getirilmesinin ve bu arayışın önemine değiniyor.Camilere, "bir araya getiren, cem eden" mânâsındaki "câmi" ifadesini kullandığımız gibi, "secde edilen yer, secdegâh" mânâsındaki "mescit" kelimesini de kullanırız. Mescide, rükû edilen yer mânâsında "merka" veya ayakta durulan yer mânâsında "makam" denilmemiştir. Çünkü bu iki husus, her ne kadar namazın çok önemli iki rüknü olsa da, bunlardan hiçbiri insanın Allah'a o en yakın hâlini ifade eden secde hâliyle mukayese edilemez. Resûl-i Ekrem Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) bu yakınlığı ifade etme adına, "Kulun Rabb'isine en yakın olduğu an, secde hâlidir." (Müslim, Salât 215; Ebû Davud, Salât) buyurur. Zira secdede, Allah'ın büyüklüğünü ifadenin yanında insanın kendi küçüklüğünü ortaya koyma gibi iki mülâhaza bir araya gelir; gelir ve bu iki mülâhaza bir araya gelip örtüşünce Allah'a en yakın olma hâli zuhur eder.

aSR-I SAADET'TE KADINA DA AÇIKTI

İnsanların bir araya gelip toplanmasını sadece cemaatle namaz eda etme şeklinde anlamak meseleyi daraltma olur. Caminin bu cem etme özelliğini daha geniş çerçevede ele almalıyız. Tabiî, onun bu özellik ve fonksiyonlarını en güzel şekilde anlayabilmek için de öncelikle devr-i risalet-penahiye bakmamız gerekir. İşte bu açıdan o altın çağa baktığımızda, Resûl-i Ekrem Efendimiz'in (aleyhissalâtu vesselâm) mesajını sunma, bazı meseleleri istişare etme, aldığı kararları infaz etme, bir problem karşısında alternatif çözümler üretme gibi değişik maksatlarla sahabe-i kiramı mescitte topladığını görüyoruz. Dolayısıyla caminin, namaz için insanları cem eden bir yer olmasının yanı başında, aynı zamanda Müslümanlığa ait pek çok meselenin halledildiği bir mekân olduğu anlaşılmaktadır. Evet, o kutlu mekân, yerine göre bir mektep, yerine göre bir medrese, yerine göre bir tekye, yerine göre de bir ibadethane vazifesi görür. Ayrıca cami, insanların bir araya gelerek itikâf yaptıkları, nefsaniyet ve cismaniyetten tecerrüt ettikleri, Hz. Pîr'in enfes ifadesiyle hayvaniyetten çıkıp cismaniyeti bıraktıkları, kalb ve ruhun derece-i hayatına yükselip seyahatlerini o yörüngede sürdürdükleri mübarek mekânın adıdır. Bu yönüyle o, sadece erkeklere mahsus bir mekân da değildir. Usûl ve şartlarına riayet edildiği, genel hava bozulmadığı sürece camiler, kadınlar için de bir araya gelip ibadet edecekleri kutlu mekânlardır. Çünkü Asr-ı Saadet'te mescit, erkeğe açık olduğu gibi kadına da açıktı.

Camiler çoluk çocuk, kadın erkeğin ibadetgâhı olmalı

Ben şahsen ecdadımızın yaptığı her şeyi takdir ve tebcille karşılarım. Onlar çağlar boyu İslâm ve Müslümanlar için çok güzel hizmetler yapmışlardır. Fakat camileri, çoluk çocuk, kadın erkek herkesin rahatlıkla içine girip her türlü ibadetlerini yapabilecekleri bir mimarî felsefeye tâbi tutmamalarını bir eksiklik olarak görüyorum. Neden bizim camilerimizde, sırf kadınlar için, erkeklerin müşâhedesi altında ezilmeden, harama girme durumuna düşmeden, rahat hareket edebilecekleri, kendi mahremiyetlerine muvafık bir kısım ihtiyaç yerleri düşünülmemiştir? Neden o camilerin bir kenarında mahremiyetle muhat, kadınların da itikâf yapabilecekleri, hususi bir kısım itikâfhaneler inşa edilmemiştir? Evet, bu ve benzeri imkânlardan kadınlar niçin mahrum bırakılmıştır? Devr-i risalet-penahide kadınlar erkeklerin arkasında namaza duruyorlardı. Zannediyorum, hiçbirimiz dini yaşama mevzuunda o nezihlerden nezih Asr-ı Saadet insanlarından daha hassas ve daha titiz olduğumuz iddiasında değiliz. Çünkü levsiyat akan sokak ve çarşılarımız ve buralarda kirlenen, kararan kalb ve ruh dünyamız bizim nasıl bir hâlde olduğumuzu göstermeye yeter.

Evet, kadınlara yönelik ihtiyaçların bütün yönleriyle ele alınmamasını, caminin tamamiyeti adına bir eksiklik ve gedik olarak görüyorum. Bu sebeple, camilerimizin kendine has o büyüleyen güzellikleri, yabancılar da dâhil, herkesin temaşasına açık hâle getirilmelidir. Evet, herkes, o kutlu mekânların maddî-mânevî baş döndüren güzelliklerini, estetik yönünü, mimarî fevkaladeliğini temaşa edebilmelidir. Bu maksadın tahakkuku için de camilerimizin hangi mimarî felsefenin tesirinde kalınarak inşa edildiğinin, kubbelerin, mukarnasların, nakış ve çizgilerin hangi mânâya geldiğinin düşünülüp müzakere edilebileceği zemin ve ortam oluşturulmalıdır. (Fethullah Gülen Hocaefendi'nin herkul.org sitesindeki konuşmasından özetlenerek alınmıştır.)

Necranlı Hıristiyanlar Mescid-i Nebevî'de günlerce kaldı

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine'yi harem bölgesi ilan etmiş olmasına rağmen, orada yabancı elçi ve heyetleri de kabul ediyordu. En sahih hadis kaynaklarında geçtiği üzere Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ) Necran Hıristiyanlarını Mescid-i Nebevî'de kabul etmiş ve onlar orada günlerce kalmıştı. Evet, Necran Hıristiyanları Mescid-i Nebevî'de yiyip içmişler, orada yatıp kalkmış, aynı zamanda orada kendi ibadetlerini yapmışlardı. Böylece o Zat'ın (aleyhissalâtü vesselâm), gece ve gündüzünü okuma ve O'nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha iyi tanıma imkânını bulmuşlardı. Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enâm bu imkânı çok iyi değerlendirmiş, onların gönüllerine girmesini bilmiş ve İslâm'a karşı belli ölçüde kalblerinin yumuşamasını temin etmişti.

Alışveriş yaparken şüpheci olun

Alışveriş yaparken şüpheci olun. Genel amaçlı ürünlerden ziyade belirli amaçlara yönelik ürünler tercih edilmeli.Çelişen özelliklere dikkat edin. Ürünün bir yüzünde 'zehirli değildir' yazarken diğer yüzünde 'buharı zararlıdır' yazıyorsa ortada bir yanlışlık vardır. Ağız yoluyla zehirlenme ihtimalinin düşük olması ürünün zararsız olduğu anlamına gelmez.

Oda spreyleri kullanılmamalı. Onun yerine kötü kokunun kaynağı bulunarak ortamdan uzaklaştırılmalı. Sprey kullanmadan, pencereleri açarak da odanın havası temizlenebilir.

Fosfat, suyu yumuşatmak için kullanılan minerallerdir. Birçok ülke, evsel deterjanlar ve diğer bazı temizlik maddelerinde fosfatların kullanılmasını yasakladı. Bulaşık makinesi deterjanları genellikle fosfat kısıtlamalarının dışındadır, birçok marka fosfat içerir, ancak fosfat içermeyen alternatif ürünler de var. Elde yıkama deterjanlarında fosfat bulunmuyor.

Temizleme amaçlı kullanılan, zayıf biyobozunurluğa sahip petrol kaynaklı sadece bir tek yüzey aktif madde var. Bu madde nonilfenol etoksilat. Temizlik ürünlerinin bileşimini gösteren listede nadiren görülür. Çünkü görülürse bu ürün alınmak istenmiyor. Nonilfenol etoksilatlar ve bunların türevleri olan oktifeniletoksilatlar, saç boyalarında, şampuanlarda ve saç şekillendiricilerde çokça kullanılıyor. Genellikle 'nonoxynol' veya 'octoxynol' olarak gösteriliyorlar. 'Nonoxynol -9' sıklıkla sperm öldürücü olarak kullanılıyor.

'Kırışmaya dayanıklıdır' etiketli dokumalar genellikle formaldehit reçineyle işlenir ve bu da zarar vericidir. Ütü istemeyen kumaşlar, nevresim, perde, yatak giysileri, diğer tüm dokunmuş ürünler, özellikle 'kalıcı ütülü' veya 'kullanımı kolay' ifadeleriyle satılan polyester/pamuk karışımları bu kapsamdadır.

Şampuanlarda kresol, formaldehit, glikoller, nitratlar, kükürt bileşikleri, saç spreylerinde bütan itici ve formaldehit reçineler, losyon, krem ve nemlendiricilerde glikol, fenol ve boyalar, deodorantlarda kullanılan alüminyum klorhidrat, aerosol iticiler, amonyak, triklosanlar çok zararlıdır.

Evdeki tehlikenin farkında mısınız?

Çamaşır ve bulaşık deterjanı, lavabo açıcı, fırın ve tuvalet temizleyicileri, şampuanlar, oda spreyleri... Herkesin evinde kullandığı temizlik ürünleri. Bilim ve Teknik dergisi, kasım ayı sayısında evdeki zararlı kimyasal maddeleri kapağına taşıdı. Evdeki kimyasalların kısırlıktan kansere, böbrek ve akciğer rahatsızlığından doğum kusurlarına, alerjiden psikolojik bozukluklara kadar birçok hastalığa sebep olduğu belirtildi.Evlerimizde temizlik adına kullandığımız ürünler ne kadar güvenli? Bu kimyasalların bilinen basit yan etkilerinin dışında kısırlığa, kansere, alerjiye, doğum kusurlarına, psikolojik bozukluklara yol açtığını biliyor musunuz? TÜBİTAK tarafından yayınlanan Bilim ve Teknik dergisinin son sayısında evdeki zehirli kimyasal maddelere dikkat çekiliyor. Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adil Denizli ve Doç. Dr. Handan Yavuz'un kaleme aldığı "Evdeki zararlı maddeler" adlı yazıda ilginç detaylara yer veriliyor. Prof. Dr. Denizli ve Doç. Dr. Yavuz, birçok evsel ürün ve kozmetikte bulunan PFC adlı kimyasal maddenin kadınlarda doğurganlığı azalttığını, yapılan bir araştırmaya dayanarak belirtiyor. Binden fazla hamile kadın üzerinde yapılan araştırmada kadınların kanlarında yüksek seviyelerde per floro kimyasalları (PFC) tespit edildiği ve kadınların çok daha zor hamile kaldığı ortaya çıkmış. PFC'ler su, kir veya yağa dayanıklı tekstil ve deri üretiminde kullanılıyor. Ayrıca tırnak cilaları, diş macunları ve cilt nemlendiriciler gibi kişisel bakım ürünlerinde bulunuyor.

Evsel temizlik malzemeleri, kısırlığın yanı sıra nörolojik, akciğer ve böbrek hasarları, kanser, körlük ve astım gibi ciddi rahatsızlıklara da yol açıyor. Çok kullanılan 15 bin kimyasal maddeden yaklaşık yüzde 75'inin henüz zehirli­lik testi yapılmış değil. Ortalama bir evde bulunan 150'den fazla kimyasal madde alerji, doğum kusurları, kanser ve psikolojik bozukluklara sebep oluyor. Bunun yanı sıra kişisel bakım ürünlerinde bulunan kimyasal maddelerin 884'ü zehirli. Ayrıca 146'sı tümöre, 218'i üreme bozukluklarına, 314'ü biyolojik mutasyona, 376'sı deri ve göz tahrişine neden oluyor.

Zehirli kimyasal maddeler hayatımıza girdikçe, vücudumuzdaki yağ dokusunda biriken zehir seviyesi de artıyor. Biyobirikim çalışmaları, bazı zehirlerin yaşamımız boyunca vücudumuzda biriktiğini gösteriyor. Böcek öldürücülerin evsel ürünlerin bileşimlerine girmesiyle çocuk kanserlerinde yüzde 28, 10 yıl içinde astım vakalarında yüzde 42 artış gözlendi. Hamilelik sürecinde bahçe veya evde zararlı organizma öldürücüleri kullanan ailelerin çocuklarında lösemi görülme riski daha yüksek.

Lavabo açıcı, fırın ve tuvalet temizleyiciler çok tehlikeli

En tehlikeli üç temizleme ürünü; lavabo açıcılar, fırın ve asidik tuvalet temizleyiciler. Genellikle evsel kazalar beyazlatıcı ve amonyak içeren ürünlerin karıştırılması nedeniyle yaşanıyor. Bu şekildeki karışımla kimyasal tepkime gerçekleşiyor ve 'kloramin' adı verilen bir bileşik oluşuyor. Klorlu beyazlatıcı, tuvalet temizleyici ve pas çözücü gibi asitli ürünlerle karıştırılırsa da tehlikeli klor gazı oluşuyor. Astım, kronik akciğer veya kalp problemleri olanlar beyazlatıcı ve amonyak içeren evsel temizleyiciler ve amonyaklı ürünleri kullanmamalı. . Zaman zaman bu ürünlerin kuvvetli kokusunu gidermek amacıyla içlerine limon veya başka bir ferah koku eklenebiliyor. Bu yanlış bir uygulamadır. Zira kötü koku aynı zamanda o ürünü koklamanın kişiye zarar vereceğini gösteren bir uyarıdır. AİLE- SAĞLIK

Evde zehir turu

Klorlu beyazlatıcı: Amonyakla karışırsa zehirli kloramin gazı çıkar. Bu gaza kısa süreli maruz kalınması, orta derecede astım belirtilerine veya ciddi solunum problemlerine yol açar.

Metal parlatıcı: Kısa süreli maruz kalma geçici göz buğulanmasına, uzun süreli maruz kalma ise sinir sistemi, deri, böbrek ve gözlerde ciddi hasara sebep olur.

Cam temizleyici: Baş ağrısı ve akciğer harabiyetine neden olur, gözü tahriş eder.

Dezenfektan: Aşındırıcıdır. İshal, bayılma, baş dönmesine yol açar, böbrek ve karaciğere zarar verir.

Mobilya ve yer cilası: Deride renk kaybı, nefes kesilmesi, kusma ve ölüme sebep olur. Kanser ve doğum kusurlarıyla ilişkilidir.

Leke sökücü ve halı temizleyici: Yutulduğunda karaciğer ve böbrek hasarına neden olur. Kanserojendir.

Koku topu: Özellikle naftalin kanserojendir. Göze, kan, karaciğer, böbrekler, deri ve merkezî sinir sistemine zarar verir.

Tuvalet temizleyici: Deride yanıklara, yutulduğunda ishale, mide yanıklarına sebep olur.

Yumuşatıcı: Bazı parfümler hassas bünyeli kişilerde tahrişe neden olur.

Alışveriş yaparken şüpheci olun

Alışveriş yaparken şüpheci olun. Genel amaçlı ürünlerden ziyade belirli amaçlara yönelik ürünler tercih edilmeli.

Çelişen özelliklere dikkat edin. Ürünün bir yüzünde 'zehirli değildir' yazarken diğer yüzünde 'buharı zararlıdır' yazıyorsa ortada bir yanlışlık vardır. Ağız yoluyla zehirlenme ihtimalinin düşük olması ürünün zararsız olduğu anlamına gelmez.
Oda spreyleri kullanılmamalı. Onun yerine kötü kokunun kaynağı bulunarak ortamdan uzaklaştırılmalı. Sprey kullanmadan, pencereleri açarak da odanın havası temizlenebilir.

Fosfat, suyu yumuşatmak için kullanılan minerallerdir. Birçok ülke, evsel deterjanlar ve diğer bazı temizlik maddelerinde fosfatların kullanılmasını yasakladı. Bulaşık makinesi deterjanları genellikle fosfat kısıtlamalarının dışındadır, birçok marka fosfat içerir, ancak fosfat içermeyen alternatif ürünler de var. Elde yıkama deterjanlarında fosfat bulunmuyor.

Temizleme amaçlı kullanılan, zayıf biyobozunurluğa sahip petrol kaynaklı sadece bir tek yüzey aktif madde var. Bu madde nonilfenol etoksilat. Temizlik ürünlerinin bileşimini gösteren listede nadiren görülür. Çünkü görülürse bu ürün alınmak istenmiyor. Nonilfenol etoksilatlar ve bunların türevleri olan oktifeniletoksilatlar, saç boyalarında, şampuanlarda ve saç şekillendiricilerde çokça kullanılıyor. Genellikle 'nonoxynol' veya 'octoxynol' olarak gösteriliyorlar. 'Nonoxynol -9' sıklıkla sperm öldürücü olarak kullanılıyor.

'Kırışmaya dayanıklıdır' etiketli dokumalar genellikle formaldehit reçineyle işlenir ve bu da zarar vericidir. Ütü istemeyen kumaşlar, nevresim, perde, yatak giysileri, diğer tüm dokunmuş ürünler, özellikle 'kalıcı ütülü' veya 'kullanımı kolay' ifadeleriyle satılan polyester/pamuk karışımları bu kapsamdadır.

Şampuanlarda kresol, formaldehit, glikoller, nitratlar, kükürt bileşikleri, saç spreylerinde bütan itici ve formaldehit reçineler, losyon, krem ve nemlendiricilerde glikol, fenol ve boyalar, deodorantlarda kullanılan alüminyum klorhidrat, aerosol iticiler, amonyak, triklosanlar çok zararlıdır.

12 Kasım 2011 Cumartesi

[İkindi Sohbetleri] Oyun için yaratılmadık!

Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, "Gençlerinizin en hayırlısı, (sefahetten uzak durmakta ve temkinli davranmakta) ihtiyarlara benzeyendir. Yaşlılarınızın en fenası ise, (başını gaflete sokmakta ve nefsinin arzularına uymakta heva-perest) gençler gibi yaşayandır." buyurmuştur.Bu itibarla, ister kadın ister erkek en hayırlı genç, bir ayağı kabirde yaşlı bir insan edasıyla sürekli ölümü ve ölüm ötesini düşünen, âhiretine azık tedarik etmek için çalışıp didinen, gençlik heveslerine esir olmayan ve gaflette boğulmayan gençtir. O, nefsaniliğin en azgın olduğu dönemlerde bile, öteler iştiyakıyla coşup cismanî arzularını gemleyebilmiş, kulluğu tabiatının bir derinliği haline getirmiş ve kendisini Hakk'ın yoluna vermiş bir adanmış ruhtur.

Yaşı açısından daha küçücük bir çocuk iken, Allah Teâlâ'nın hususî lütuflarına mazhar olan ve kendisine hikmet verilen Hazreti Yahya (aleyhisselam) bu yiğitler için en güzel örneklerden birisidir. Rivayete göre; yaşıtı olan çocuklar, "Yahya, gel, sen de bize katıl; beraberce oynayalım!" dedikleri zaman, "Ben, oyun için yaratılmadım." diyen Aziz Nebî, oynamak çocukların şiarı olmasına rağmen, kendisi daha o yaşta yaratılışın gayesini kavramış, dünyevî meşgalelerden mümkün olduğunca uzaklaşmış ve yaratılış hikmetine uygun bir gidişatı tercih etmiştir.

İşte, en hayırlı genç, Hazreti Yahya gibi, daha hayatının ilkbaharında, kulluğunun farkına varıp dünya misafirhanesini ebedî saadetin kapısını açmak için bir vesile olarak değerlendiren delikanlıdır. İman gücüyle şahlanıp iradesinin hakkını vererek nefsanî arzularını sınırlayabilen, her gün birkaç defa kendini hesaba çekerek davranışlarını kontrol altına alabilen, silkinip gönül dünyasında dirilerek gerçekten var olduğunu ortaya koyabilen, en ulvî hislerle mamur ettiği gönlünü fizik ötesi âlemlere de açık hale getiren ve bu kemale ermişlikle fütüvvet ruhunu temsil eden kahramandır.

Evet, bir gencin yaşlılara benzemesi, kanının en deli aktığı ve beşerî garîzelerinin kendisini sürekli dünyaya çağırdığı bir dönemde dahi âhiret yolcusu olduğunu unutmaması, başında şafak emareleri belirmiş, saçı-sakalı ağarmış bir ihtiyar gibi bir ayağı ötedeymişçesine yaşaması, şeytanın bin bir oyununa rağmen olgun bir gönül adamı edasıyla hayatını dine, imana, Kur'an'a, hizmete adaması ve her zaman ihsan şuuruyla hareket ederek bütün cismanî isteklerine, şehevî arzularına başkaldırması, günahlara karşı isyan bayrağı açması demektir.

Hakk'ın Sevgilisi Tevbekâr Genç

Böyle bir genç hiç mi sürçmez, hiç mi düşmez, hiç mi günaha girmez?

Tabii ki, en hayırlı genç de kimi zaman kayıp düşebilir. Zaman zaman tökezlemek, ara sıra sürçmek, yer yer devrilmek ve bazen şeytana aldanıp bir günah çukuruna düşmek nebîler haricinde her insan için söz konusudur. Ne var ki, iyiliğe kilitlenmiş bir yiğit, daha günaha kapaklandığı ilk anda seccadesine koşar, cürmüne hiç hayat hakkı tanımaz, onu hemen tevbe ile boğar ve en kısa sürede namaz, oruç, hac, sadaka, iman hizmetine müteallik meşguliyetler gibi salih ameller vesilesiyle günah kirlerinden arınır.

Gençlikteki ibadetlerin Hak katında daha sevimli olduğunu belirten Hazreti Sadık u Masdûk Efendimiz, "Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir; Allah tevbe eden genci sever." buyurmuştur. Bu zaviyeden, hayırlı genç Mevlâ-yı Müteâl'in rızasına ermek için kendisini ibadet ü taate veren ve ezkaza bir günaha girdiğinde hemen helak olacakmış gibi kalbi tir tir titreyen, ilk fırsatta bir arınma kurnasına koşup isyan lekelerinden kalbini temizleyen bahadırdır.

Şimdiye kadar, ızdırap içinde kıvrım kıvrım kıvrandığına şahit olunan nice gençler vardır ki, gözleri harama iliştiğinden dolayı, inleye inleye gidip sadaka vermişler, hemen seccadelerine koşup Hak karşısında iki büklüm olmuşlar ve gönüllerini karartmasından korktukları günah izlerini gözyaşlarıyla yıkamışlardır. İşte, bir anlık gaflet sebebiyle gözüne ilişen bir haramdan dolayı beli bükülen ve "Eyvah, ben mahvoldum; Allah'ın bunca nimetlerine mazhar olmuşken günah yakışır mıydı bana, ne olacak şimdi halim?" diyen ve tevbe, inâbe, evbe basamaklarıyla hakiki kulluk ufkuna yükselen delikanlı, olgun bir ihtiyar gibi davranan ve şeytanî hücumlara karşı kalbini koruyup canlı tutan en hayırlı gençtir.

Haddizatında, insan, manevî yaşantısını diri tuttuğu nispette günahlardan nefret eder ve onlara karşı içinde tiksinti duyar. Gönül hayatı itibarıyla bütün bütün mefluç olmamış bir kul, her günahı ruhunu yaralayan ve vicdanını kanatan bir iblis kurşunu sayar; işlediği bir günahtan dolayı binlerce nedametle dolar ve günlerce ızdırapla yatıp kalkar. Zaten, bir insan, içine düştüğü günahlar sebebiyle neredeyse hasta olacak kadar ızdırap çekmiyorsa, alışılageldiği üzere o da diliyle yüzlerce kez "Tevbe ya Rabbi!" dese bile, onun yaptığı tevbe değil, sadece bir merasim ve yararsız birkaç söz söylemekten ibaret kalır. Tevbe, vicdanı kasıp kavuran pişmanlık hissi ve bu nedametin insanı iki büklüm etmesidir. Pişmanlığı ve af talebini dil ile söylemeye gelince, o sadece böyle iki büklüm olmuşluğa kavlen iştirak ve bir tercümanlıktır. Evet, gerçek tevbe ancak ızdırap terennümünün ve masiyetten yiğitçe sıyrılıp ilahî dergâha dönüşün unvanıdır.

ÖZETLE:

1- Allah katında en hayırlı genç, bir ayağı kabirde yaşlı bir insan gibi sürekli ölüm ötesine hazırlık yapan ve gençlik heveslerine esir olup gaflette boğulmayan gençtir.
2- Bir gencin, kanının en deli aktığı, şehevi hislerinin kendisini sürekli dünyaya çağırdığı bir dönemde dahi âhiret yolcusu olduğunu unutmaması gerçekten büyük bir fedakârlıktır.
3- Tevbe eden Allah katında güzel karşılanır, fakat bu kişi genç olursa; Allah o tevbe eden genci daha çok sever.