Eger cep telefonunuzun pil seviyesi çok düsükse ve acil bir
telefon bekliyorsaniz; Nokialar, rezerve pile sahiptir. *3370# tuslarına
basarak, telefonunuzu, rezerv pille çalisir hale getirebilirsiniz.
Cihaziniz pil seviyesinde %50 artis gösterecek ve telefonunuzu sarj
ettiginizde, rezerv piliniz de tekrar dolacaktır.
17 Temmuz 2011 Pazar
2) EĞER UZAKTAN KUMANDALI ARAÇ ANAHTARINIZI ARACINIZDA KİLİTLİ UNUTURSANIZ :
Aracinizin yedek anahtari baska birinde varsa, aradaki mesafe
ne olursa olsun, o kisiyi cep telefonunuzla arayin. Aracinizin kapisina 25-
30 cm uzakta cep telefonunuzu tutun, karsi taraf da yedek anahtarin acma
dugmesine(cep telefonuna yakin bir mesafede tutarak) basin. Kapiniz
acilacaktir ve Bagaj icin de gecerlidir.
ne olursa olsun, o kisiyi cep telefonunuzla arayin. Aracinizin kapisina 25-
30 cm uzakta cep telefonunuzu tutun, karsi taraf da yedek anahtarin acma
dugmesine(cep telefonuna yakin bir mesafede tutarak) basin. Kapiniz
acilacaktir ve Bagaj icin de gecerlidir.
1) ULUSLARARASI ACİL NUMARA:
112Eğer telefonunuz kapsama alanı dışıdaysa ve
acil bir durum var ise, 112'yi çevirin. Varolan herhangi bir network
bulunup, yardım isteyebilirsiniz. Daha enteresanı, tuş takımınız kilitli
olsa dahi, 112 çevrilebilir.
acil bir durum var ise, 112'yi çevirin. Varolan herhangi bir network
bulunup, yardım isteyebilirsiniz. Daha enteresanı, tuş takımınız kilitli
olsa dahi, 112 çevrilebilir.
Yavaş ye, kilo alma!
Fazla kilolarıyla sorun yaşayanların sayısı hızla artıyor. Her gün onlarca alternatif diyet reçeteleri sunuluyor. Çaresizce bir onu bir bunu deneyerek sağlığından olanlar da ümitlerini yavaş yavaş kaybediyor.
Diyet yapmak deyince akla gelen yasaklar yüzünden kilolarıyla mutlu olmaya çalışanlar her lokmayı 13 kez çiğneyerek diyet yapmadan zayıflayabilir. Meslekî tecrübelerime dayanarak söylüyorum ki, diyetisyene gitme ihtiyacı duymayan yani olması gereken kiloda olan kişilerin yüzde 95'i çok yavaş yemek yiyor. Bunun tam tersi olarak zayıf olup kilo almak için diyetisyene başvuran kişilerin tamamı yüzde 100 çok yavaş yemek tüketiyor. Buradan yavaş yemek yeme ile obezite arasında ters bir orantı olduğunu çıkarabiliriz. Hızlı yemek suretiyle vücudumuza çaktırmadan fazladan enerji alıyoruz. Böylece ihtiyaç fazlası enerjiyi hızlı yemek yiyerek fark etmeden depoluyoruz. Halbuki yavaş yemek yesek, vücut alınan yiyecekleri tam analiz edip ihtiyacını karşılayacak miktarı sağladıktan sonra bize dur diyecektir..
Hızlı ve aşırı yemek yemenin birçok sebebi var. Günümüzün hızlı yaşam temposuna ayak uydurmak zorunda kalan pek çok kişi için, yemek yemek için harcanan süre boşa giden bir zamanmış gibi görülüyor. Fast food beslenmenin artışındaki temel neden de bu, halbuki yaşamamız için gereken nefes almaktan, su içmekten sonra en önemli şey yemek yemektir. Bu bizim temel sağlığımızı korumamız için gereken en önemli etkendir. Öyle ki sağlıklı beslenme yoluyla birçok hastalığın önlenebildiği bir gerçek var. Diğer bir neden ise duygusal açlığımız, daha doğrusu mutsuz ya da mutlu olduğumuz durumlardaki duygusal karmaşadan hazza ulaşmak için yemeği bir araç olarak görmemiz denilebilir. Bilinen bir gerçektir ki, obezite bir 'tatminsizlik hastalığı'dır. Duygusal veya biyolojik eksiklikler kişilerde obezitenin sebepleri arasında hatırı sayılır bir yer teşkil eder. İnsanlar yiyeceklerin tadını 2 şekilde daha çok alabilir, ya hızlı yiyerek çok miktarda tüketerek veya yavaş yiyerek ve çok çiğneyerek daha çok tat öğesinin dil ile temasını sağlayarak. Bilindiği üzere tat ve koku duyuları birbiriyle çok ilişkilidir ve neredeyse aynı mekanizma ile beynimizde kodlanır. Yenilen bir besinin tadını kokusuyla birlikte öğreniyor ve hatırlıyoruz. Çiğnemek ya da yavaş yemek suretiyle yiyecekteki tat ve koku öğelerinin açığa çıkma oranı mekanik olarak artırır. Bu da yiyecekten gerçekten daha çok keyif almamızı buna bağlı olarak daha çabuk doyuma ulaşmamızı sağlar. Yiyeceklerin ağızda yeterince küçük partiküller haline getirilmesinin sindirim sistemi sağlığı açısından da faydası vardır. * Sema Hastanesi Beslenme Uzmanı
Hızlı ve aşırı yemek yemenin birçok sebebi var. Günümüzün hızlı yaşam temposuna ayak uydurmak zorunda kalan pek çok kişi için, yemek yemek için harcanan süre boşa giden bir zamanmış gibi görülüyor. Fast food beslenmenin artışındaki temel neden de bu, halbuki yaşamamız için gereken nefes almaktan, su içmekten sonra en önemli şey yemek yemektir. Bu bizim temel sağlığımızı korumamız için gereken en önemli etkendir. Öyle ki sağlıklı beslenme yoluyla birçok hastalığın önlenebildiği bir gerçek var. Diğer bir neden ise duygusal açlığımız, daha doğrusu mutsuz ya da mutlu olduğumuz durumlardaki duygusal karmaşadan hazza ulaşmak için yemeği bir araç olarak görmemiz denilebilir. Bilinen bir gerçektir ki, obezite bir 'tatminsizlik hastalığı'dır. Duygusal veya biyolojik eksiklikler kişilerde obezitenin sebepleri arasında hatırı sayılır bir yer teşkil eder. İnsanlar yiyeceklerin tadını 2 şekilde daha çok alabilir, ya hızlı yiyerek çok miktarda tüketerek veya yavaş yiyerek ve çok çiğneyerek daha çok tat öğesinin dil ile temasını sağlayarak. Bilindiği üzere tat ve koku duyuları birbiriyle çok ilişkilidir ve neredeyse aynı mekanizma ile beynimizde kodlanır. Yenilen bir besinin tadını kokusuyla birlikte öğreniyor ve hatırlıyoruz. Çiğnemek ya da yavaş yemek suretiyle yiyecekteki tat ve koku öğelerinin açığa çıkma oranı mekanik olarak artırır. Bu da yiyecekten gerçekten daha çok keyif almamızı buna bağlı olarak daha çabuk doyuma ulaşmamızı sağlar. Yiyeceklerin ağızda yeterince küçük partiküller haline getirilmesinin sindirim sistemi sağlığı açısından da faydası vardır. * Sema Hastanesi Beslenme Uzmanı
Küsleri barıştırmak ibadettir
Dinimiz inanan insanı güzel ahlaklı, iyi geçinen ve geçinilen kişi olarak tanımlar. Mü'minler arasında çıkan ayrılıkların da süratle giderilmesini, dargınlıkların muhabbete dönüşmesini ister. Bu anlamda insanların arasını düzeltme ve eşlerin arasını bulma noktasında yalana ruhsat vermiş olması da konunun önemini anlatır.
İslam dini, gerek fert gerekse toplum olarak müminlerin birbirleriyle iyi geçinmelerini ve barış içinde kardeşçe yaşamalarını emreder. İki küskünü barıştırmak dinimizce en çok teşvik edilen ameller arasında sayılmıştır. Arabulucu olmanın değerini Cenab-ı Hak şöyle ifade etmiştir: "Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle vuruşursa, onların aralarını bulun. Müminler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden ve birbirine düşman olan kardeşlerinizin arasını düzeltin!" (Hucurât, 49/9, 10)
Yine ayette, hoş görülmeyen bir amel olarak nitelenen fısıldaşmanın, "dargın insanların arasını bulma" gayesiyle ve Allah rızasını arzulayarak yapılması durumunda hayırlı olacağı ve büyük mükâfat getireceği belirtilmiştir. (Nisâ, 4/114) Bu ayetlerle mümin kardeşlerimizin arasını bulmak tavsiye edilmektedir. Ayet-i kerime iki şahıs arasında arabuluculuk yapmayı ifade ettiği gibi cemiyet ve grupların arasında meydana gelmiş ihtilaf ve düşmanlığı bertaraf edecek derecede aralarını bulmayı da teşvik etmektedir. Hatta iki topluluğun arasındaki ihtilaf, iki kişinin arasındaki düşmanlıktan daha tehlikelidir. Çünkü kişilerdeki düşmanlık aileleri bağlarken diğerindeki ihtilaf daha umumidir. Hz. Peygamber Efendimiz (sas) de, dargınların ve başkasına düşman olanların arasını bulup barıştırmanın nafile oruçtan, namazdan ve sadakadan daha faziletli bir ibadet olduğunu bildirmektedir: "Dikkat ediniz! Size nafile oruç, namaz ve sadakanın derecesinden daha faziletli bir ibadet haber veriyorum: Müminlerin arasını bulmak ve onları barıştırmak. Buğz ve kinden uzak durun. Çünkü o, dinde iyilik adına bir şey bırakmaz." (İmam Malik, Muvattâ, Siyer 2; Ebu Davud, Edeb 50)
Allah Resûlü'nün (sas) "Bir tarafın yaptığı hayırları çok gösterip mübalağa ederek insanların arasını ıslah etmeye çalışan kişi yalancı değildir." (Buhari, Sulh 2) sözüyle belirttiği üzere, insanların arasını bulmak için gerekirse mübalağa bile yapılabilir. Hatta Efendimiz'in (sas) başka hadislerinde, daireyi biraz daha genişleterek, "insanların arasını düzeltmeye yönelik herhangi bir söz söyleyeni yalancı olarak saymayacağını belirtmesi" (Ebu Davud, Edeb 50) ve "harb, insanların arasını düzeltme ve eşlerin arasını bulma konularında yalana ruhsat vermesi" (Ahmed, Müsned, 5/404,459), konunun önemini anlatmaktadır. Efendimiz'in muhacirler ile Ensar arasında yaptığı kardeşlik sözleşmesinde tavsiye ettiği "Müslümanların arasını düzeltme" kaydı da bu öneme işaret eder. (Ahmed, Müsned, 1/271)
* Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Yine ayette, hoş görülmeyen bir amel olarak nitelenen fısıldaşmanın, "dargın insanların arasını bulma" gayesiyle ve Allah rızasını arzulayarak yapılması durumunda hayırlı olacağı ve büyük mükâfat getireceği belirtilmiştir. (Nisâ, 4/114) Bu ayetlerle mümin kardeşlerimizin arasını bulmak tavsiye edilmektedir. Ayet-i kerime iki şahıs arasında arabuluculuk yapmayı ifade ettiği gibi cemiyet ve grupların arasında meydana gelmiş ihtilaf ve düşmanlığı bertaraf edecek derecede aralarını bulmayı da teşvik etmektedir. Hatta iki topluluğun arasındaki ihtilaf, iki kişinin arasındaki düşmanlıktan daha tehlikelidir. Çünkü kişilerdeki düşmanlık aileleri bağlarken diğerindeki ihtilaf daha umumidir. Hz. Peygamber Efendimiz (sas) de, dargınların ve başkasına düşman olanların arasını bulup barıştırmanın nafile oruçtan, namazdan ve sadakadan daha faziletli bir ibadet olduğunu bildirmektedir: "Dikkat ediniz! Size nafile oruç, namaz ve sadakanın derecesinden daha faziletli bir ibadet haber veriyorum: Müminlerin arasını bulmak ve onları barıştırmak. Buğz ve kinden uzak durun. Çünkü o, dinde iyilik adına bir şey bırakmaz." (İmam Malik, Muvattâ, Siyer 2; Ebu Davud, Edeb 50)
Allah Resûlü'nün (sas) "Bir tarafın yaptığı hayırları çok gösterip mübalağa ederek insanların arasını ıslah etmeye çalışan kişi yalancı değildir." (Buhari, Sulh 2) sözüyle belirttiği üzere, insanların arasını bulmak için gerekirse mübalağa bile yapılabilir. Hatta Efendimiz'in (sas) başka hadislerinde, daireyi biraz daha genişleterek, "insanların arasını düzeltmeye yönelik herhangi bir söz söyleyeni yalancı olarak saymayacağını belirtmesi" (Ebu Davud, Edeb 50) ve "harb, insanların arasını düzeltme ve eşlerin arasını bulma konularında yalana ruhsat vermesi" (Ahmed, Müsned, 5/404,459), konunun önemini anlatmaktadır. Efendimiz'in muhacirler ile Ensar arasında yaptığı kardeşlik sözleşmesinde tavsiye ettiği "Müslümanların arasını düzeltme" kaydı da bu öneme işaret eder. (Ahmed, Müsned, 1/271)
* Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Ayakkabı almaya öğleden sonra gidin
Gün içerisinde ayaklarınız biraz şişer ve doğru ölçüsüne gelir.
Ayakkabı satın alırken o ayakkabı ile kullanabileceğiniz herhangi bir çorabı yanınızda bulundurun ve ayakkabıyı çorap ile deneyin. Ayakkabıyı her iki ayağınızda da deneyin. Büyük olan, ayağınıza uyan numarayı satın alın. Ayağınızın şekli zamanla değişir ve farklı üreticilerin kalıpları birbirinden farklı olabilir. Parmaklarınızın hareket edebilmesi için yeterli alan bulunmalı, taban kısmı kaymamalıdır. Hiçbir zaman esner, genişler düşüncesiyle ayağınızı sıkan bir ayakkabı almayın. Yeni ayakkabınızı aldığınız ilk gün bir saatten fazla giymeyin.
Kayısı, sindirim sistemine yardımcı oluyor
Malatya'nın meşhur meyvesi kayısı, içerdiği proteinlerle bazı organların sağlıklı çalışmasına katkı sağlıyor. Uzmanlar, lezzetiyle damakları tatlandıran meyvenin içerdiği proteinlerle sindirim sisteminin çalışmasına yardımcı olarak kabızlığı önlediğini belirtiyor.
İnönü Üniversitesi Kayısı Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Bayram Murat Asma, Malatya kayısısının, özellikle sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına katkı sağladığını söyledi. Kayısının önemli bileşiklere sahip olduğunu anlatan Murat Asma, "Kayısı, özellikle A vitamini bakımından zengindir. Bilhassa sigara ve alkol kullanan tüketicilerimizin günlük üç-beş tane yaş veya kuru kayısı yemelerini öneriyoruz. Kayısının bir diğer önemli bileşiği ise diyet lifidir. Diyet lifi, özellikle ince ve kalın bağırsaklarda sindirilemeyen bileşiklerden oluşur." dedi.
Bir erişkin insanın, günde 20-25 gram diyet lifi tüketmesi veya alması gerektiğini ifade eden Asma, kayısının diyet lifi bakımından son derece zengin bir meyve olduğunu vurguladı. Asma, kayısının cilt güzelliği, vücudun dinç olması, hastalıklara direnç kazanması bakımından faydalı bir meyve olduğunu söyledi.
Kayısı alırken, olgunlaşmış olmasına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Asma, "Kayısının farklı renkte, farklı irilikte çeşitleri bulunmaktadır. Bazı üreticiler raf ömrünü uzatmak amacıyla kayısıyı ham olarak hasat ediyor. Ham kayısılar da ideal tat ve aromaya ulaşmıyor. Tüketicilerin, kayısı alırken buna dikkat ederek, meyvenin olgun olanlarını seçmesi gerekiyor." diye konuştu.
Bir erişkin insanın, günde 20-25 gram diyet lifi tüketmesi veya alması gerektiğini ifade eden Asma, kayısının diyet lifi bakımından son derece zengin bir meyve olduğunu vurguladı. Asma, kayısının cilt güzelliği, vücudun dinç olması, hastalıklara direnç kazanması bakımından faydalı bir meyve olduğunu söyledi.
Kayısı alırken, olgunlaşmış olmasına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Asma, "Kayısının farklı renkte, farklı irilikte çeşitleri bulunmaktadır. Bazı üreticiler raf ömrünü uzatmak amacıyla kayısıyı ham olarak hasat ediyor. Ham kayısılar da ideal tat ve aromaya ulaşmıyor. Tüketicilerin, kayısı alırken buna dikkat ederek, meyvenin olgun olanlarını seçmesi gerekiyor." diye konuştu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)